Arrival / Geliş. İnsanın zamanı anlamaya çalışması, bi aynaya ama kırık bir aynaya bakması gibi. Görüntü var ama bütün değil. Arrival, bu kırık aynaların her bir parçasına insanın içini koyuyomuș gibi, hem bilimkurgu hem "ağıt", hem dilbilim hem ana yüreği.…devamıArrival / Geliş.
İnsanın zamanı anlamaya çalışması, bi aynaya ama kırık bir aynaya bakması gibi. Görüntü var ama bütün değil.
Arrival, bu kırık aynaların her bir parçasına insanın içini koyuyomuș gibi, hem bilimkurgu hem "ağıt", hem dilbilim hem ana yüreği. Yalnızca uzaylılarla iletişimi konu edinmiş gibi görünen bir filmde, esas mesele kelimelerin değil, zamanın çözülüşü. Ve çözülürken insanı da sessizce dağıtışı.
Sinemanın matematiği bazen çok net çalışır, bu filmdeyse bilinçli bir "flu'luk" var gibi geldi bana.
Kamera, karakterin duygularıyla birlikte hareket ediyo, görsel kompozisyon neredeyse edebi bir derinlikle işlenmiş. Her görüntü, geçmiş ve gelecek arasında bir "şimdi" duygusu bırakıyo insanda m. Çünkü burada zaman düz bir hat değil, bir dalga gibi. Ve bu dalganın vurduğu sahil, ne geçmiş ne de gelecek... Sadece kabulleniși işaret ediyo.
Spoiler sayılmaz ama filmin ortasına geldiğinde anlıyoruz asıl uzaylı olan onlar değil, zaman. Düşüncelerin bir labirente giriyo ve izleyici olarak yalnızca nereye gittiğini değil, nereye varmak istediğini de sorguluyosun. Kadının çocuğuyla yaşadığı o anlar, daha yaşanmadan özlenmiş gibi. İnsan şunu diyo içinden: “Biliyor olsaydım, yine de sever miydim?”
Ve cevabı evet. Bilmek, acıyı yok etmiyo, ona değer katıyo. Film boyunca karakterin yavaş yavaş çözülen yüzü, hayatın bir bütünüyle alınabileceğini gösteriyo. Zira sevmek, yalnızca mutlu sonlarda değil, bile bile hüzünlere yürürken de anlam kazanıyo. Zamanı değiştiremeyiş, kadercilik değil burada. Bilerek seçilen bir yol, hem güzelini hem acısını kapsayan bir onay gibi.
Film, dilin sınırlarında dolaşırken izleyiciyi başka bir dilin içine çekiyo, görselliğin, sessizliğin ve ritmin dili bu. Müzik bile konuşmuyo çoğu zaman, yalnızca varlığa eşlik ediyo. Bu sessizlik, insanın en derin yerinden sesleniyo hepimize;
"Hayat sadece başına gelenler değil, senin onları nasıl karşıladığından ibaret"
Ve bu film, karşılama biçimini değiştirebilecek kadar ağır bir etki bırakabiliyo.
Bittiğinde, eğer özünü anlayabildiysek zamanla ilişkin değişiyo. Artık yaşanacak her an, bir seçim. Ve bazı seçimler, sonucu ne olursa olsun güzelliğini kaybetmiyo. Bana göre bir de aslında film zamanla, sevmekle, kaybetmekle ilgili yazılmış görsel bir şiir niteliğinde. Ağır çekimde yürüyen bir bilgelik. Az yukarıda yazdığım gibi şu cümleyle özetlenebilir:
"Bir daha olsa, yine severdim."