Nuri Bilge’nin üstten üstten Anadolu insanı anlatılarından sıkıldıysanız bu filme bakabilirsiniz bence ama beklentiniz çok da yüksek olmasın. Konusundan bahsetmeyeceğim çünkü var birçok yerde. Onun yerine başka şeylerden bahsetmek istiyorum: 1. Bana çokça İran sinemasını hatırlattı bu film; özellikle Kiarostemi’yi.…devamıNuri Bilge’nin üstten üstten Anadolu insanı anlatılarından sıkıldıysanız bu filme bakabilirsiniz bence ama beklentiniz çok da yüksek olmasın.
Konusundan bahsetmeyeceğim çünkü var birçok yerde. Onun yerine başka şeylerden bahsetmek istiyorum:
1. Bana çokça İran sinemasını hatırlattı bu film; özellikle Kiarostemi’yi. (Eyüp’ün motorla dar sokaklar arasında dönüp durduğu kısımlar özellikle)
2. Ses çok kötüydü diyenler olmuş. Evet, harikalar yarattığı söylenemez (kulağımızda patlayan motor sesleri ya da duymakta zorlandığımız diyaloglar vs.) ama beni rahatsız etmedi. Daha doğrusu yönetmenin böyle bir kaygısı olmadığını düşündürttü. Yine de herkesin kendi zevki, bir şey diyemem. Beni rahatsız etmedi dediğim gibi.
3. Hikayenin çok Eyüp üzerinden döndüğünü söyleyenler olmuş, yan karakterler zayıf kalmış denmiş. Ona da katılmıyorum. Aşağıda da yazacağım gibi Eyüp birey olarak var olamayan bir karakter zaten. Toplum yönetiyor tüm kararlarını. Onun iç sesine yönelik tek bir şey duyamıyoruz tüm film boyunca (İşveren adam eleştirmek için neredeyse bir ton şey söylüyor ona ya da diğer karakterler. O hep sessiz ama. Ne düşündüğü ya da hissettiği -baskı hariç- gösterilmiyor.) Gülleri seven adamın bile hayat hikayesine daha çok şahit oluyoruz. Kızıyla olan konuşmalarını dinliyoruz. Bu sebeple bunun sadece Eyüp’ün hikayesi olduğunu düşünmüyorum.
4. Sıkıcı bir film denmiş. Yer yer katılıyorum. Sinemada izlemeseydim atlayacağım yerler çok olurdu. Ama ilginç bir şekilde 4-5 kezden fazla güldüm filmi izlerken - ki bu hiç beklediğim bir şey değildi.
5. Diğer insanlar gibi ben de bir climax bekledim açıkçası filmin isminden de kaynaklı olarak. Onu size pek vermiyor film. Bu konuda beni şaşırttı ve ilk düşündüğümde hayal kırıklığına uğrattı ama sonra düşündüğümde son yıllarda yapılan bu tarz filmlerde hep bu pattern’ın uygulandığını fark ettim ve olduğu şekliyle bitmesini beğendim açıkçası. Daha doğal ve olası geldi bana. Gerçek hayatta ne kadar çok insanın nelere tahammül ettiğini / ettiğimizi unutuyoruz bazen.
6. Son olarak filmin başlangıcı, sonu, Eyüp karakteri üzerinden kolektif yaşam ve bunun getirileri üzerine birkaç bir şey yazdım aşağıya. Bu kısmı filme girilen farklı bir gönderinin altında da bulabilirsiniz. Önce oraya yazdım çünkü. Sonra film üzerine söylemek istediğim başka şeyler de olduğu için bu postu oluşturmaya karar verdim. Aşağıdaki kısmı başka bir postun altında yorum olarak görürseniz şaşırmayın yani. Ben yazdım.
Bu tarz küçük yerlerde ya da toplumsal hayatın büyük ölçüde insanların birbirine bağlı (adeta bağımlı) olduğu yerlerde diyeyim çok fazla bastırılmışlık söz konusu. Film boyunca da bunu görüyoruz zaten:
Karpuzuyla eve gitmeye çalışan dede, gülleri çok seven bahçe sahibi adam, kırtasiyeci, işveren vs vs.
“Bağlı / bağımlı olmak”la neyi kastediyorum peki onu anlatayım: Ben ana karakterimiz Eyüp’ün öyle inanılmaz iyi / beyaz bir karakter olduğunu düşünmüyorum (herkes gibi). Karpuz taşıyan dedeye neden yardım etti onca işi gücünün arasında? Bence tüm o insanlarla her gün yüz yüze baktığı ve o insanları tanıdığı için. Büyük şehirde böyle bir şey mümkün değil çünkü . Kırtasiyeci adamın yerine dükkanına baktı adam namaza gidecek diye.
Benzer şekilde Eyüp’e de iyilikler yapıldı:
• Motoru bozulunca kenara çekip oradaki insanlarla sohbet ederken -istemeden de olsa- ikram edilen ya da teklif edilen yemek ve çay,
• işveren adamın arabayla gideceğin yere kadar bırakayım demesi (karakterimizin işine çok yaramasa da) ve iş / para teklif etmesi ısrarla,
• gülleri seven adamın üzüm ikramı falan filan.
Küçük şeyler, Anadolu insanının özellikleri ama yine de bu küçük toplulukta karşılıklı bir dayanışma söz konusu. Bu durum da aslında yukarda bahsettiğim “bastırılmışlık”a sebep oluyor.
Filmi izlerken birçok yerde kendime bu soruyu sormuştum çünkü (dediğin gibi fazla uzun kısımlar var ve ben de zaman zaman sıkıldım gerçekten) neden Eyüp hayır demiyor bu insanlara ya da diyor ama bir şekilde hep pasif kalıyor ve istemediği o şeyi yaparken buluyoruz kendisini? Ve bu durum TÜM film boyunca mevcut.
İstemediği bir işte -çünkü İzmir’de borca batmış, geri dönmek zorunda kalmış- istemediği bir ücrete ve istemediği şartlar altında çalışıyor. Yine toplum baskısı onu işe devam etmeye zorluyor. (Ali’nin ve telefonda sadece sesini duyduğumuz bir adamın boşverip işe devam etmesini söylemelerini, arayı bulmaya çalışmalarını görüyoruz.)
Tüm film boyunca Eyüp kendi isteğiyle tek bir şey dahi yapmıyor. Belki Hemme’yi öldürmek için yola çıkmış olması olabilir ama bunun arkasındaki motif de yine toplum. Sebebi “Anama küfür etti” çünkü. Ali de aynı şeyi dile getiriyor zaten: “Napacaksın, küfür etti diye adamı mı vuracaksın?”. Toplumun beklentisi bu yönde: Anana karına küfür edilirse vurursun (Burada filmdeki düşünce şeklini anlatmak için böyle yazdım, yanlış anlaşılmasın). Dediğim gibi Eyüp bir birey olarak yok filmde. Uzun zaman önce kaybetmiş o özelliğini (Kırtasiyede karşılaştığı ilkokul arkadaşıyla aralarında geçen konuşmadan da bunu anlıyoruz)
Bu sebeple ilk ve son sahne de anlam kazanıyor fikrimce. Giriş sahnesinde Eyüp’ü halay çekerken görmüyoruz. Sadece bir grup insan, bir düğün falan var herhalde diye düşünüyoruz ama başlıktan dolayı da bir şeyler olacak diyoruz, o silah patlayacak (ya da her neyse).
Son sahnede ise Eyüp’ü Hemme’yle omuz omuza halay çekerken görüyoruz. İçinde bulunduğu durum ve toplum sebebiyle sıkışmış, adeta büzüşmüş bir halde (o yörenin halayı da dip dibe bir şekilde çünkü, bu iki durum paralellik gösteriyor) ve en istemediği kişinin yanında. İşte o zaman filmin ismi sonunda anlam kazanıyor (çünkü filmin sonuna geldiğimizin bilincindeyiz artık). Bu gün de Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri. Her gün aynı sıkışmışlık ve bir şeyleri değiştirememenin ama yaşamak zorunda olmanın çaresizliği.
Film başyapıt olmamakla birlikte 5 küsür bir puanı da hak etmiyor bence.
Benim puanım: 7.2 / 10