-Sırf bakmayı ihmal ettiği için yaşamında neler kaçırdığını düşündü. Yoksa bakmış da görmemiş miydi? -Ah şu entelektüellerin üç milimetrelik iris aralığından beynin içine tüm bilgileri aktarmak için sarf ettikleri bitip tükenmeyen çabalar...Gözlerimle yiyebilmeyi çok isterdim... -Galiba uyuyamayacak kadar yorgunum. -İncelenmekten…devamı-Sırf bakmayı ihmal ettiği için yaşamında neler kaçırdığını düşündü. Yoksa bakmış da görmemiş miydi?
-Ah şu entelektüellerin üç milimetrelik iris aralığından beynin içine tüm bilgileri aktarmak için sarf ettikleri bitip tükenmeyen çabalar...Gözlerimle yiyebilmeyi çok isterdim...
-Galiba uyuyamayacak kadar yorgunum.
-İncelenmekten alınan keyif o kadar büyük olurdu ki Breuer yaşlanma, sevdiklerini kaybetme ve dostlarından uzun yaşamanın asıl acı yanının sizi inceleyen gözlerin bulunmaması olduğuna inanırdı; hiç kimsenin dikkat etmediği bir yaşamdan duyulan dehşet...
-Ölüm varken ben yokum. Ben varken, ölüm yok. O halde üzülecek ne var?
-Düşünceler, duygularımızın gölgesidir; ama her zaman daha karanlık, daha boş ve daha sade...
-Yalnızlık, hastalıkların üreyebileceği en uygun ortamdır.
-İnsanlar vedalaşırken, genellikle olayın sürekliliğini inkar eden sözler dile getirmeyi severler: Birbirlerinden ayrılırken 'Auf wiedersehen', yani tekrar görüşene kadar, derler. Yeni bir araya gelme planları yapmakta çok aceleci davranırlar, ama bunu unutmakta daha da acelecidirler.
-Ümitsizlik özfarkındalık uğruna ödenen bir bedeldir.Yaşama derinlere inerek bakacak olursanız, ümitsizlikle her zaman karşılaşırsınız.
-Zira aslında kimse kimseye yardım edemez; insan kendine yardım etme gücünü kendi içinde bulmalıdır.
-Problemlerin, aslında, görmek istemediği şeyleri saklamak için kopardığı yaygaradan ibaret olduğunu ona nasıl anlatabilirim?
-Uçmak istiyorsunuz ama uçmaya uçmakla başlayamazsınız.
-Sorun bakalım, kimler daha emniyette, kimler daha rahat, kimler sonsuza dek mutludur? Ben size yanıtı söyleyeyim: Yalnızca sığ zihinli olanlar, yani sıradan insanlar ve çocuklar.
-Dans eden bir yıldız doğurmak isteyen, önce kendi içinde büyük taşkınlıklar ve kaos yaşamak zorundadır.
-Beni rahatsız eden şey aşağı inmek değil, yukarı çıkmamak.
-Sanki bütün hayatım boyunca yanlış melodiyle dans edip durmuşum.
-Hayat, doğru cevapları olmayan bir sınav. Her şeyi en baştan yeniden yaşama şansım olsaydı yine aynı şeyleri yapar, aynı yanlışları tekrarlardım.
-Eğer kimse sizi dinlemiyorsa bağırmak en doğal şeydir.
-İnsan dostunu, düşmanından daha zor affediyor.
-Acınızın bu kısmı gizlenmiş bir hınçtan kaynaklanıyor. Sizi tutan bir şey var, bir korku, bir zaaf, öfkenizi ifade etmenizi engelliyor.Bunun yerine yufka yürekliliğinizden gurur duyuyorsunuz. Zorunlulukla yaptığınız şeyleri erdeme dönüştürmeye çalışıyorsunuz. Duygularınızı derinlere gömüyor ve sonrada hınç hissedemediğiniz için kendinizi azizlere benzetiyorsunuz. Anlayışla yaklaşan doktor rolünü unutuyorsunuz; siz o rolün kendisi oluyorsunuz, kendinizi öfkelenemeyecek kadar iyi birisi gibi görüyorsunuz. Josef, küçük bir intikam iyi bir şeydir. Bastırılmış hınç insanı hasta eder.
-Benim düşlediğim aşk iki insanın birbirini sahiplenme çabasından çok daha öte bir şey.
-Yine de en çok çiy damlası en sessiz gecede düşer biliyorum.
-Başkalarının sorumluluklarını yüklenmek; işte kapana kısılmak burada yatıyor, hem benim için hem onlar için.
-Toprak ne kadar zengin olursa, orada bir şey yetiştirememen de o kadar affedilmez olur.
-Belki de bizler birbirimizin gerçeğini göremeyen ve aynı acıları paylaşan insanlarız.