"Disiplinden yoksun (yani kendini sınırlama becerisi gelişmemiş) insanlar gelip geçici her arzuyu, her hevesi takip etmeye yakındırlar." (Sayfa 33) "İnsan ancak eğitimle insan olabilir." (Sayfa 35) Alman Felsefesinin büyük düşünürü Immanuel Kant'ın 1803 yılında yayımladığı eğitim odaklı eseri. Özellikle her…devamı"Disiplinden yoksun (yani kendini sınırlama becerisi gelişmemiş) insanlar gelip geçici her arzuyu, her hevesi takip etmeye yakındırlar."
(Sayfa 33)
"İnsan ancak eğitimle insan olabilir."
(Sayfa 35)
Alman Felsefesinin büyük düşünürü Immanuel Kant'ın 1803 yılında yayımladığı eğitim odaklı eseri. Özellikle her ebeveyn ve ebeveyn adayının okuması gereken bir kitap. Kant'ın ahlaki görüşlerinden dolayı uzunca süre merak ediyordum. Sonunda okudum. Alman disiplinin günümüzde nasıl bu kadar keskin olduğunun güzel bir örneği. Görüşleri tamamen eğitimin incelikleriyle dolu.
Kitap; eğitim üzerine kısa bir giriş yaptıktan sonra fiziki eğitim, kültür, ruhun eğitimi, ahlaki eğitim ve pratik eğitim olmak üzere altı bölümden oluşuyor.
Kitabın neredeyse tamamına katıldım. Kant'ın her görüşü resmen nokta atışı. Örneğin ateist olmasına rağmen dinin nasıl çocuklara öğretilmesi gerektiği üzerine bile görüşleri var. Saygı duyulması gereken bir yaklaşım.
Kitapta katılmadığım tek nokta sayfa 92-93 oldu. Kant, çocuklara roman (kurmaca eser) okutulmaması gerektiğini belirtiyor. Kendisinin 1804 yılında öldüğü düşünülürse, görüşüne çok da şaşırmıyorum. Zira roman sanatının zirvesini görememiş. Muhtemelen bir asır sonra yaşayıp ölmüş olsaydı böyle bir görüş ortaya koymayacaktı. Kurmaca eserlerin yarattığı gücü keşfedememiş olması bu bağlamda etkisiz bir sonuç çıkarmasına neden olmuş.
Şahsi fikrim günümüzde -özellikle sosyal medya illetinin yarattığı bozukluklar göz önünde bulundurulduğunda- yaşa göre uygun kurmacalar çocuklara okutulmalı. Bu gelişim faydalarını görmüş tonlarca insan var. Roman, hikaye, öykü vs. beyin fonksiyonlarını geliştirme noktasında bilimsel olarak etkili olduğu kanıtlanmış bir gerçek.
Bunun dışında kitabın her şeyini sevdim diyebilirim. Sadece çeviri biraz kusurluydu. Özellikle eski Türkçe terimleri yer yer anlamamı zorlaştırdı.
Kurgu dışı bir şeyler okumak isteyenlere tavsiye ederim.
Hoşuma giden bazı alıntılar:
"Eğitimden geçmemiş insan kaba, talim terbiye görmemiş insan serkeştir. Talim terbiyenin ihmali eğitim öğretimin ihmalinden daha büyük bir kötülüktür, çünkü bu sonuncusu daha sonra hayat içerisinde telafi edilebilir, fakat serkeşlik (kanun kural tanımazlık) giderilemez ve talim terbiyede yapılan yanlışlık hiçbir zaman tamir edilemez."
(Sayfa 35-36)
"İnsanın ödevi kendisini geliştirmektir; [ruhunu-dimağını] inceltmektir ve kendisini yoldan sapmış bulduğunda [yoldan çıkanı] ahlaki yasanın boyunduruğu altına sokmaktır. Düşününce bunun çok zor olduğunu göreceğiz. Bu yüzden insanın bir ödev olarak üstlenebileceği ve kendisini adayabileceği en büyük ve en güç sorun eğitim meselesidir. Çünkü anlayış-kavrayış eğitime, eğitim de sırasında anlayışa-kavrayışa bağlıdır. Dolayısıyla buradan eğitimin ancak yavaş adımlarla ilerleyebileceği anlaşılmış olmalıdır ve eğitim usulüne dair doğru bir anlayış ancak bir neslin diğerine tecrübe ve bilgi birikimini aktarması ve her bir neslin birikimini kendinden sonrakine aktarmazdan evvel ona kendine ait bir şeyler ilave etmesi halinde ortaya çıkabilir."
(Sayfa 38-39)
"İnsanın doğal yeteneklerin gelişimi kendiliğinden gerçekleşmeyeceği için her türlü eğitim bir sanattır."
(Sayfa 40)
"Bir disiplin, kültür ve medenilik-incelik çağında yaşıyoruz, fakat hâlâ ahlaki terbiye çağından çok uzaktayız. İnsanlığın mevcut durumuna göre, denilebilir ki devletin refahı ile insanların sefaleti yan yana gelişmektedir. Gerçekten içinde yaşadığımız zamanın kültür adına sahip olduğu bunca şeyden hiçbirinin yerinin olmadığı uygarlaşmamış bir durumda mevcut toplum durumundan daha mutlu olup olmayacağımiz hâlâ çözüme kavuşturulmamış bir mesele olarak durmaktadır; çünkü bir insan önce akıllı ve iyi hale getirilmedikçe nasıl mutlu kılınabilir? Ve bu bizim ilk hedefimiz yapılıncaya kadar kötülüğün miktarı azalmayacaktır."
(Sayfa 46)
"Çoğu anne baba sabırlı olmayı öğrenmeleri için çocukların istedikleri her şeyi reddeder, fakat böyle yaparken onlar çocuklarından kendi sahip olduklarından daha fazla sabra sahip olmalarını isterler. Bu gaddarlıktır. Tam tersine çocuğa onun kabul edeceği kadar vermek ve ardından da "bu kadarı yeterli" demek gerekir, fakat bu karar mutlak manada kati ve nihai olmalıdır. Çocuk herhangi bir şey için tutturup ardından da bunu elde etmek için ağlarsa buna hiç kulak asmamak gerekir ve çocuklar eğer ağlayarak bir şeyi elde etmeye çalışırlarsa istekleri asla karşılanmamalıdır; fakat eğer bu isteklerini doğru bir şekilde dile getirirlerse bu onların iyiliğine olması şartıyla yerine getirilmelidir. Çocuk böylelikle aynı zamanda açık sözlü olma alışkanlığı da kazanacaktır ve ağlamasıyla kimseye rahatsızlık vermeyeceği için herkes ona dostça davranacaktır."
(Sayfa 68)
"Bir insan fiziksel bakımdan gidebileceği son noktaya kadar eğitilebilir, o iyi eğitilmiş bir ruha sahip olabilir; fakat eğer ahlaki kültürü eksikse o kötü bir insan olacaktır."
(Sayfa 87)
"Sözgelimi bir çocuğun yalan söylediğini varsayalım, çocuk bu durumda hemen cezalandırılmamalı, fakat aşağılama ve küçümsemeyle karşılanmalıdır ve eğer yalan söylerse gelecekte kimsenin kendisine inanmayacağı vs. söylenmelidir. Eğer bir çocuk kötü davranışlarından ötürü cezalandırılir, iyiliğinden ötürü ödüllendirilirse bu durumda o sadece ödül için doğru davranacaktır ve hayata atılıp da iyiliğin her zaman ödüllendirilmediğini, kötülüğün de cezalandırılmadığını gördüğünde sadece hayatta nasıl muvaffak olabileceğini düşünen ve hangisini kendi yararına görürse buna göre doğru ya da yanlış davranan bir insan olacaktır."
(Sayfa 101)
"Çocuklar açık yürekli ve bakışlarıyla güneş gibi neşeli olmalıdır. Sadece neşeli bir yürek mutluluğunu iyilikte bulabilir. İnsanları kasvetli ve meyus yapan bir din sahtedir; çünkü biz [110] Tanrı'ya zoraki değil, neşeli bir yürekle hizmet etmeliyiz. Çocuklar zaman zaman okulun dar sınırlarından kurtarılmalıdır, aksi halde doğal neşelilikleri çok çabuk soluverir. Çocuk serbest bırakıldığında derhal doğal esnekliğine kavuşur. Bu amaca en iyi hizmet edecek olan şey çocukların tam özgürlüğün tadını çıkararak mütemadiyen birbirlerini yenmeye çalıştıkları oyunlardır ve bu oyunlar çok çabuk onların ruhlarını tekrar pırıl pırıl ve neşeli hale getirecektir."
(Sayfa 107)
"Ruhunun tekâmül ve terakkisine hiçbir katkısı dokunamayacağı aşikâr olan, gündüzleri oruç tutup geceleri ziyafet ve şenliklerle geçirme, bedenine işkence ve eziyet etme nasıl olur da bir insanı daha dürüst hale getirebilir ya da onu herhangi bir şekilde [kendi kendisini islah etmek bakımından terakki ettirebilir?"
(Sayfa 117)
"Hiçbir surette bir çocuğun kendisini bir başkasının önünde aşağılanmasına, onurunu kırmasına izin vermemeliyiz. Talih üstünlüğüne dayalı her türlü büyüklenme biçiminden uzak durmaya çalışmalıyız. Bu, insanın kendi kendisine duyduğu mütevazı bir güvendir, böyle bir güvene sahip olmak insanı yeteneklerini uygun [kendine yaraşır] bir tarzda sergileyecek bir konuma yerleştirir. Bu özgüven küstahlıktan ayırt edilmelidir, ki esasen başkalarının yargılarını hiçe saymak demektir."
(Sayfa 121)
"Çocuklar bütün dini düşünceleri kavrayamazlar, bununla beraber kimi dini düşünceler vardır ki onlara öğretmekten geri durmamalıyız; ne var ki bunlar müspet olmaktan çok menfi olmalıdır. Çocukların dua kalıpları ezberlemelerine izin vermenin hiçbir faydası yoktur; bu sadece sahte-yanlış bir dindarlık anlayışı oluşturur. Tanrı'yı doğru şekilde ululamak onun iradesine uygun hareket etmekle olur ve çocuklara yapmalarını öğretmemiz gereken şey budur. Tanrı'nın isminin sık sık boş yere ağza alınmamasına, buna hem kendimiz hem çocuklarımız için dikkat etmeliyiz. Eğer onu dostlarımızı tebrik etmek için kullanır isek, hatta dindarane bir niyetle olsa bile, bu aynı zamanda kutsal ismin yanlış kullanımıdır. Tanrı fikri insanların içini, ismini işittikleri her defasında hürmet ve saygı ile doldurmalıdır. Ve ancak nadiren, ama asla hafif bir edayla değil, telaffuz edilmelidir. Çocuk Tanrı'ya hayatın ve bütün dünyanın efendisi olarak; ayrıca bütün insanları esirgeyen, gözeten ve nihayet onların Yargıcı olarak saygı duymasını öğrenmelidir."
(Sayfa 128)