"Mutfakta Demokrasi Olmaz" Bu filmin hakkını nasıl yemişler nasıl... Açlıklarını bu filmin hakkını yiyerek gidermişler resmen. İnanamıyorum. Imdb puanı 6.6 olmasını hakaret olarak görüyor ve gram umursamıyorum o puanı. Karşılaştırma yapmak huyum değildir ancak 2022 yapımı The Menu filmine övgüler…devamı"Mutfakta Demokrasi Olmaz"
Bu filmin hakkını nasıl yemişler nasıl... Açlıklarını bu filmin hakkını yiyerek gidermişler resmen. İnanamıyorum. Imdb puanı 6.6 olmasını hakaret olarak görüyor ve gram umursamıyorum o puanı. Karşılaştırma yapmak huyum değildir ancak 2022 yapımı The Menu filmine övgüler yağdırılırken bu öylece kalakalmış. İkisi de yemekler üzerinden topluma dair eleştiriler yapıyor. Yanlış anlaşılmasın ben Menu'yu Anya Taylor-Joy ile birlikte beğenmiştim fakat Tayland yapımı "Hunger" ı çok farklı buldum ve etkilendim.
15 kişilik doğum günü davetinde ince detaylarla bezenmiş, görünümü için büyük özen verilmiş soslu yemeğin zenginler tarafından iştahla, afedersiniz hayvansı bir içgüdü ile yenilmesi dikkat çekiciydi. Kapitalizmde alt sınıfın binbir emekle çalışıp - Bifteğin ipince kesilmesi, yağda kızartımının hassas bir dengeye sahip olması gibi- üst sınıfa yaptığı sanatsal sunum. Sunuma diyecek yok ama zenginler gerçekten bu gösterişli yemekleri lezzeti için mi yiyorlar? Yoksa şefi adeta bir tanrı belleyip bu pahalı yeme organizasyonunu bir inanç haline mi getiriyorlar? Başkarakter Aoy'un babası bir yerde şöyle dedi: "Modern dünyayı hiç anlamıyorum. Özel olduğu için mi pahalı yoksa pahalı olduğu için mi özel?" Bana kalırsa filmin anlatısı ikinciyi kuvvetli kılıyor: Pahalı olduğu için özel.
Şef Paul tüm bunları bilmiyor mu? Kendisi çalışanlarına katı davranan, kimine göre psikopat denilebilecek bir adam. Ününe de diyecek yok, zenginler onun adeta kölesi hâline gelmişler. Sunacağı yemekleri ilgiyle bekliyorlar. Paul, sistemi tamamıyla çözmüş birisi; fakirleri de aşağılamıyor. Aksine kazandırıyor. Etin ve balıkların en tazesini yoksullardan elde ediyor. Böylelikle Robin Hood tersine işliyor bu sefer: Fakirlerden alıyor, zenginlere veriyor. Ona göre yenilen yemekler, insanın statüsünü belirliyor. Aoy, büyükannesinin noodle tarifinden bahsederek içine sevgisini katmış diyor. Ama Şef Paul: "Sevgisini mi katmış? Bu, yoksulluktan kaçamayanların ürettiği bir bahane." deyiveriyor.
Şef Paul'a göre fakirlerin gösterişli yemeklere ihtiyacı yok çünkü yaşamak için yiyorlar. Açlığa karşın bir tür mücadele, ilkellik ile besleniyorlar. Kendisinin şeflik mottosu daha çok, doyumsuz zenginlerin kendisine diz çöküp yemek yapmasını dilemeleri üzerine kurulu. Aslında zenginlere itaat etmiyor, yaptığı yemeklerle onları kendisine kul ediniyor. Hatta bir süre sonra gözü yasa bile görmüyor...
Aoy'un Paul'un ekibine katılması ve daha sonra gerçekleşenler yani tüm bu mutfak yolculuğu bir kimlik arayaşına dayanıyor. Ait hissetmek ve değer görmek istiyor. En büyük hedefi "Özel" birisi olmak değil miydi? Ancak onun beklediği şey şatafat ve görkemli sunumlar eşliğinde çılgına dönmüş insanlar değildi. Oyuncunun yaşananlara karşın bazen sessizlik içinde kalması, içsel çatışmasını da yansıtıyordu. Aynı zamanda, hırsın insanı getirdiği noktayı da tüm saflığı ile özetliyordu Aoy.
Filmin sonundaki dans sahnesini hatırlayalım, yemekler bir köşede. Partide herkes iç içe geçmiş gibi, yemekler ikinci planda bile değil belki. Ama kamera sokaktaki insanlara yöneldiğinde, daha farklı bir anlam kazanıyor yemekler; Yediklerin sosyal statünü belirler lafına geliyoruz kısacası. Zenginler, yalnızca tat ile sınırlı kalmayıp görsel bir hazzın peşine düşüyorlar. Onlar için "açlık" hiç sonlanmıyor. Bir sınırsızlığı ifade ediyor. Gerçek manada açlık, başarıya olan açlık ve zenginlerin gözlerini döndürmüş açlık. Film bu üç türle karşımıza çıkıyor aslında.
Ben filmdeki performansları çok iyi buldum. Bir Tayland filmini böylesine ilgiyle izleyeceğimi sanmıyordum. Nitekim kulağa karmakarışık gelen dilleri bile beni rahatsız etmedi, filme öylesine odaklandım. Kusursuz demek istemem elbette çünkü senaryonun gidişatı ve karakter motivasyonuyla olumsuz eleştiri de alabilir vaziyette. Ama bütüne baktığımızda sonuyla birlikte benim beğenimi kazandı. Hiç sıkılmadım, kapitalizm, sınıf ayrımı, eşitsizlikler gibi mesajları da gayet yerindeydi.