Dönemine göre ve şu anki (hâlâ geliştiğine inanmak istediğim) zamana göre iki ayrı pencereden bakarak bu kitaba dair eleştirilerim var. Okurken fikirleri eleştirel değerlendirip hislerimi de denkleme koyup ikisinin genel ortalamasını alarak okuyorum romans ya da derinlikli bir değerlendirme gerektirmeyen…devamıDönemine göre ve şu anki (hâlâ geliştiğine inanmak istediğim) zamana göre iki ayrı pencereden bakarak bu kitaba dair eleştirilerim var. Okurken fikirleri eleştirel değerlendirip hislerimi de denkleme koyup ikisinin genel ortalamasını alarak okuyorum romans ya da derinlikli bir değerlendirme gerektirmeyen bir kitap okuduğum zamanlar hariç. Kurgu dediğin zaten bireysel olarak herkesi farklı şekilde etkilemeli bana göre, herkesin beğendiği şeylerde kişisel hisler bulmak neden bu kadar zor bilmiyorum ama kitabı elime alırken zihnimde “bitirdiğimde hayatımın kitabı olacak” temalı uçuk bir beklenti vardı. İyi kötü teması diyorlardı, Habil kabil her zaman ilgimi çeken dini bir anlatım ama Star Wars düzeyinde bir derinlik bulmayı beklemiyordum. Ahaha. Kötü de değildi, bu kitap ortalama kavramını birebir karşılıyor.
Steinbeck bu romanında özgür irade, seçimler ve nesiller arası miras gibi temaları işlemeye çalışıyor ve evet, bunlar dönemine göre cesaret isteyen konular olabilir, bu yönüyle çığır açıcı olabilir ama sorun şu ki, tüm bu alegorik anlatım öyle bir didaktik havada sunuluyor ki kendimi bir noktadan sonra kişisel gelişim kitapları düzeyinde bir roman okuyor gibi hissettim. Koca bir roman sırf vaaz verir gibi "Kaderin ailen değildir.” demek için yazılmış ve bunu da sayısız İncil alegorisiyle anlatıyor, beni boğdu bu anlatım. İnci gibi kısa ve etkileyici bir anlatıyla çok daha çarpıcı olabilirdi. Ben kısa Steinbeck seviyorum onu anladım. (Bu da sigara ismi gibi oldu, kısa Steinbeck.)
Ayrıca Amerikalıların kendilerine dair yazılmış her şeyi taparcasına okuma alışkanlıklarını da unutmamak gerek. Her uzaylının neden New York’a saldırdığını hepimiz biliyoruz. Ahaha. Her ne kadar kendi ailesi gibi İrlandalı göçmen bir aile anlatılmış ve asyalı karakter eklenmiş olsa da klişe bir Amerikan kimliği içine sıkıştırılarak anlatılmış. Göçmenleri anlatmak için fazla yerel bir bakış açısı bana göre. Bu nedenle de gelenekçi Hristiyan Amerikalılara hitap eden bir kitap olmuş. Tabii kitabı sevmek için özellikle bunlardan biri olmanız gerekmiyor ama iki tarafı da memnun edecek şekilde yazıldığı da kesin.
Elbette kitabın başları çok akıcıydı ve tamamen içine çekti. Devamında filizlenip büyüyen, gelişen bir olay örgüsü ve karakterler okuyacağıma dair bir inancım vardı. Ben de isterdim büyük ihtimalle Çinli Asyalı Lee tarafından söylenmiş öğretici cümlelerin altını çizip "vay canına, hiç böyle bir kitap okumamıştım." deyip iki üç alıntı paylaşıp yorumumu bu şekilde bitireyim ama yalan mı söyleyelim kardeşim, kitap tekrara düşüyor, klişelerden boğuluyor, çiftlik anlatma bana Cal'in nasıl zinciri kıracağını anlat derken buluyorum kendimi. Steinbeck belki bu kalıpları yıkmak istedi ve timshel'i düşünüp kendi tercihini yaparak bu şekilde aktardı, belki de dönemin insanı şekillendirebildiği kadarıyla yazdı ama yazarın anlatmaya çalıştığı bariz şeyler var ve eline megafon almış "Ben sana bunu söylemeye çalışıyorum bak!" diyor. Eminim tercihen bu karakterleri böyle arketip yazıyor olsa onu da bariz bir şekilde okuyucuya anlatmanın bir yolunu bulurdu.
En sinir olduğum konulardan biri de, Cathy karakteri. Özgür iradeyi överken “doğuştan kötü” bir karakter yazmak başlı başına bir çelişki. John Steinbeck’e doğrudan cinsiyetçi demek istemem, bu temsili yapmak zorunda eğer ki sembolik bir yol çizmek istediyse. Diğer kadın karakterleri peki? Liza dindar, tutucu bir anne figürü. Cathy'nin tam tersi, yani bir melek. Cathy insani hiçbir yanı olmadığı söylenilen bir şeytan. Orta Doğu'da hâlâ kadının insan olduğuna inanmayan dinci akılsızların beslenmesine neden olan o dinî anlatı. Bilin bakalım hangisi canına kıyıyor hangisi tebessüm ederek huzurla ölüyor? Bu anlatıdan bizim coğrafyada hâlâ çok var. Sen bana 700 sayfa boyunca "seçimlerine göre şekillenirsin" diyorsun ama kadın karakterin baştan lanetli yazılmış? Özgür irade bizim buralarda kadına pek uğramaz yeğen, peh peh peh.
Bu yüzden bu kitabı günümüzde feminist bir gözle okumadan geçmek pek mümkün değil. Hatta neredeyse tüm klasiklerde karşımıza çıkan, damarlarına kadar işlemiş kadın düşmanlığı din aracığıyla burada da yakamızı bırakmıyor. Bir diğer rahatsızlık veren ufak detay da John Steinbeck'in çocuk karakterleri anlatırken vücutlarının dolgunluğunu, yüzlerinin güzelliğini ve hatlarına dair detayları uzun uzun anlatmış olması. Bunlar hep gözüme çarpan şeyler oluyor. Tarikatçılar okurken kendilerinden geçerler eminim.
Kısacası, ben kitaplardan bana ne öğrettiğini bağırmalarını istemiyorum. Karakterlerin değişimini okumak, hikâyede ilerlerken deşerek kendim keşfede keşfede kendi sonuçlarıma varmak istiyorum. İşte bana göre öğrenme böyle olur. Nasıl "10 adımda mutlu insan ol!" kitaplarını görünce “la git işine” diye geçiştiriyorsam 700 sayfalık kurgusal vaazda da aynısını hissediyorum. Yazar okuyucuya akıl vermeye başladığında, kurgu da, karakterler de yüzeysel kalıyor benim için.
Hâl böyle olunca da bir süre sonra kitaptan kopmuş, beklediğim gibi ruhum oradan oraya savrulmadan eleştirel bir bakış açısı ile yorum yaparken buldum kendimi.
Evet evet, bazı cümleler altı çizilesi ama bir yerden sonra hissettiğim şey şu oldu: Bitse de Dostoyevsky okusam o hiçbir zaman karakterlerinin tek bir şey olduğunu savunup kitap boyunca tek boyutlu karakterler yazmıyor, sana ne düşünmen gerektiğini söylemiyor, her ne kadar Türklere ağza alınmayacak laflar söylediği iddia edilse de.