“Kadın varsa yaşam vardır. Kadın özgürse, yaratıcıysa ve yön verense, sömürü ve zulüm yoktur. Kara Kafa’nın ana teması bu. Bu nedenle Kara Kafa hala güncel ve ayrıcalığı olan bir çalışma.” Dönemin sansür kuruluna takılıp gösterime çıkamayan, dünya prömiyeri 2011 yılında…devamı“Kadın varsa yaşam vardır. Kadın özgürse, yaratıcıysa ve yön verense, sömürü ve zulüm yoktur. Kara Kafa’nın ana teması bu. Bu nedenle Kara Kafa hala güncel ve ayrıcalığı olan bir çalışma.”
Dönemin sansür kuruluna takılıp gösterime çıkamayan, dünya prömiyeri 2011 yılında Antalya Film Festivali’nde yapılan, İstanbul Film Festivali’nde ve 2023 Berlin Film Festivali’nde gösterilen “politik bilinç aşılama” filmi Kara Kafa’nın yönetmeni Korhan Yurtsever, kendisiyle yakın zamanda yapılan bir söyleşide söylüyor yukarıdaki cümleleri. Film, Almanya’da işçi olarak çalışan Cafer’in (Savaş Yurttaş), ailesine güvenli ve paralı bir gelecek inşa etmek adına ailesini Almanya’ya götürmesiyle başlayan film, ailenin gurbetçi yaşamını, Cafer’in işsiz kalışını, eşi Hacer’in (Betül Aşçıoğlu) fabrikada tanıştığı politik işçi sayesinde (Gülsen Tuncer) siyasal bir örgüte girip bilinçlenmesini ve tek derdi para kazanmak olan kocası Caferle kaçınılmaz olarak çatışmasını, Almanya’da babası Cafer tarafından küçük kardeşine bakmakla görevlendirilen Zeynep’in (Özlem Güler) bunalımı ile Almanya ortamına uyum sağlayamayıp dümeni serseriliğe kıran Kerem’i (Cüneyt Kaymak) anlatıyor.
Kara Kafa’yı, dönemin toplumsal-politik koşulları tarafından biçimlendirilen sinema anlayışının gözlüğüyle izlerseniz nostaljik tatlarla donanmış, orijinal yanları hayli fazla bir yarı belgesel çıkacak karşınıza. Eğer sinemasever gözlüğüyle izlemeyi tercih ederseniz teknik aksaklıklardan oyunculuklara, senaryodan kurguya kadar dudak bükeceğiniz pek çok sahneyle dolu propagandist bir filmle burun buruna gelecekseniz. Hangi seçeneği seçerseniz seçin, sinema tarihimiz açısından önemli olan bu filmi atlamamanızda yarar var.
Filmin çekim süreci de yönetmenin yaşamı da oldukça ilginç. Korhan Yurtsever, içlerinde Lütfi Akad’ın da olduğu bir çok yönetmene asistanlık yaptıktan sonra çektiği ilk filmi “Fıratın Cinleri”nin (1978) gösterimi için Berlin Film Festivali’ne davet edilir. Festivalde büyük ilgi görür ve Berlin Eyalet Başbakanı Dietrich Stobbe ile tanışır. Stobbe ona Almanya’da yaşayan Türklerin sorunlarını anlatan bir film yapmasını önerir. Teklife sıcak bakan Korhan Yurtsever, 6 ay Berlin’de yaşayıp araştırmalar yapar. Senaryoyu Bülent Oran (filmde oyuncu olarak da yer almış), Levent Ersin ve Zehra İpşiroğlu ile birlikte yazar. Çekimler, Kapadokya, Berlin ve Duisburg’da sesli olarak gerçekleştirilir. Ancak film, Türkiye’de o dönemde var olan sansür kurulu tarafından “dost ülke Almanya’nın onuruyla oynandığı” gerekçesiyle yasaklanır ve yönetmene soruşturma açılır. Bu gelişmelerin ardından 05 Eylül 1980 günü (darbeye yakalanmaması büyük şans) tekrar Berlin’e giden yönetmen orada 6 yıl sürgün hayatı yaşadıktan sonra ülkeye geri döner ve film çalışmalarına devam eder.
2011’deki gösterim kötü bir Betacam kopya ile yapılır. Filmin negatifleri uzun uğraşlar sonucu ancak 2021’de bulunur ve restore edilerek İstanbul, İzmir, Berlin film festivallerinde gösterilir. 2024 yılında Köln’de yapılan gösterime, film çekildiğinde 8 yaşında olan ve Kerem’i oynayan Cüneyt Kaymak da gider. Filmi ilk kez Köln’deki gösterimde izleyen oyuncu kimbilir neler hissetti?
O yılları yaşayanların ve feministlerin film hakkında söyleyeceklerini merak ediyorum.