Eşlikçi Kız sizi oldukça içine alan bir girişle açılıyor: “Bugün annemin birinci ölüm yıldönümü. ‘Anne’ sözcüğünü yüksek sesle defalarca söyledim; dudaklarım alışkanlığını kaybetmişti. Hem garip hem de hoştu. Sonra geçti.” Adeta Camus’nün Yabancı’sını andırıyor bu girişiyle fakat onun kadar etkileyici…devamıEşlikçi Kız sizi oldukça içine alan bir girişle açılıyor: “Bugün annemin birinci ölüm yıldönümü. ‘Anne’ sözcüğünü yüksek sesle defalarca söyledim; dudaklarım alışkanlığını kaybetmişti. Hem garip hem de hoştu. Sonra geçti.”
Adeta Camus’nün Yabancı’sını andırıyor bu girişiyle fakat onun kadar etkileyici ilerlemiyor. Bu girişten önce de bir prologue kısmı var, orası da ilgi çekici fakat potansiyeli çok olmasına rağmen aynı ilgi çekicilikte ilerlemiyor kitap.
Ana karakterimiz Soneçka’nın annesi bir piyano öğretmeni. Aşçı kadın, küçük Soneçka ve anne Ekaterina Antonovskaya birlikte mütevazı fakat savaşın patlak vermesiyle yoksul bir hayat sürüyorlar.
Büyüdükçe annesi gibi piyano çalmaya başlıyor Soneçka da geçimlerini sürdürebilmek için fakat Soneçka’nın gayrı meşru bir çocuk olmasının ortaya çıkmasıyla geçim onlar için iyice zorlaşıyor ve bu süreçte yolları Marya Nikolayevna ile kesişiyor.
Opera şarkıcısı olan Marya Nikolayevna’nın yanında eşlikçi olarak piyano çalmaya başlayan Soneçka tam anlamıyla evden, öte yandan da kendisinden bir kopuş yaşıyor. Biz de sonrasında olanları okuyoruz fakat bu yazdıklarımdan öyle derin sorgulamalar, varoluşsal sancılar okuyacakmışsınız gibi bir şey beklemeyin. Kitap tamamen Soneçka’nın erişemediği her şeye -güzellik, ün, zenginlik, farkedilmek, aşk- olan kıskançlığını, özlemini ve az da olsa nefretini anlatıyor.
Yazar Nina Berberova da karakteri anlatış şekliyle -gerek fiziksel gerek duygusal özellikleri karakterin- bu haseti destekler nitelikte bir anlatım sunuyor. Ve biz bu uzun öykü boyunca aslında karakterin bir nevi intikam hayallerini okuyoruz.
Neyden intikam alacak peki? Sayfa 23’te çok güzel anlatıyor karakterimiz kendisi:
“(...) ikimiz sahnede göründüğümüzde: Daha ne istiyorsun? derdim kendi kendime. Hayatta daha ne istiyorsun ki? Öç almak mı? Nasıl? Ayrıca kimden? Sudan daha durgun, çimden daha uysal ol. Bu hayatta fark edilmeyeceksin - gelecekteki hayatsa zaten yok!”
Aslında kitabı okudukça görüyoruz ki Soneçka birçok insandan daha iyi bir hayata sahip oluyor fakat bu neyden, kimden, neye karşı olduğunu bilmediği ‘öç alma’ duygusuna öyle kapılmış ki bunların hiçbirinin farkında değil. Bunun için onu pek de suçlayamıyoruz aslında çünkü sürekli olarak -gayrimeşru çocuk olduğu için annesinin hamileliğini ve onu saklamasının da etkisiyle elbette- kendi varlığını yadsıyan bir kişiye dönüşmüş. Böyle yaşamak onun normali olmuş.
“Hayatın yanı başımda hareket ettiğini, insanları örttüğünü, ama zorla kendimi kabul ettirmek için ne yaparsam yapayım, beni içine almadığını görür gibi oluyordum.”
Kıskançlık, haset, yerini bulamamak, aşağılık kompleksi, güceniklik, ucundan savaş dönemi Rusya’sı hakkında; öyle çok beklentiye girmeden, zaman geçirmelik bir uzun öykü okumak isterseniz bir bakabilirsiniz. Okunması şart bir kitap mı? Hayır.
5.5 / 10