Prof. Dr. Zafer Duygu... Kimdir Zafer hocamız, öncelikle bir giriş yapalım. Zafer hocamız bazı akademisyenler ve kişiler tarafından "Ehl-i Kitap" sıfatlandırmasıyla Hristiyanlık tarihinin Türkiye tarafındaki en güçlü akademisyenlerinden biridir. Diğer araştırmacıların yanında biraz daha ün sahibi ve hafiften de "Batılı…devamıProf. Dr. Zafer Duygu... Kimdir Zafer hocamız, öncelikle bir giriş yapalım. Zafer hocamız bazı akademisyenler ve kişiler tarafından "Ehl-i Kitap" sıfatlandırmasıyla Hristiyanlık tarihinin Türkiye tarafındaki en güçlü akademisyenlerinden biridir. Diğer araştırmacıların yanında biraz daha ün sahibi ve hafiften de "Batılı oryantalist yazarlar" grubuna sallaması hasebiyle de kendi nev-i şahsına münhasır bir araştırmacıdır fikrimce. Peki bu kitabı diğer kitaplardan ayıran önemli mesele nedir? Şöyle ki, İslam ve Hristiyanlık kitabı yalnızca bir tarih kitabı değil, aynı zamanda iki büyük dinin doğuş döneminde birbirleriyle kurdukları ilişkinin zihinsel, siyasi ve teolojik boyutlarını anlamamıza yardımcı olan kapsamlı bir araştırmadır. Eser, sıradan bir kronolojik tarih anlatısının ötesinde, Müslümanlarla Hristiyanların ilk karşılaşma anlarına dair hem Doğu Hristiyan kronikleri hem de Müslüman kaynaklar üzerinden canlı bir karşılaştırma sunar biz okuyuculara.
Bunun yanında kitabın en dikkat çeken yönlerinden biri, hem Müslüman hem de Hristiyan kaynaklarının titizlikle taranmış olmasıdır. Özellikle Süryanice, Ermenice ve Yunanca Doğu Hristiyan kronikleri üzerinden İslam’ın doğuşunu okumak, Türkçe literatürde bugüne dek ihmal edilmiş bir alandır ve Zafer hocamız bu boşluğu gerçekten iyi doldurur. Zira çoğunlukla İslam tarihini Müslüman müelliflerin gözünden biliyoruz; ancak Hristiyan kronikleri bu yeni dini ve onun peygamberini nasıl algılamıştı? İşte bu soru, Zafer Duygu’nun çalışmasında merkezi bir yerde. Aslında bu durum, Zafer hocayı takip edenler için klasiktir. Neredeyse her yayınını ya da videosunu izlemeye çalışan birisi olarak, Zafer hocanın önemli prensiplerinden birisi alan doldurmadır. Kendisi bunu birçok yerde, birçok şekilde dillendirmiştir çünkü yine kendisinin en çok yakındığı konulardan birisi, Hristiyanlık tarihinde Türkçe literatürün çok zayıf olmasıdır. Peki onu ayrı kılan özelliği nedir bu konuda? Bu noktada Zafer hocanın metodolojisi önemlidir. O da "karşılaştırmalı tarih metodu." Müslüman ve Hristiyan kaynaklarını yan yana getirerek, olayları farklı pencerelerden değerlendirme gayreti, klasik tarihçiliğin ötesine geçen bir yaklaşımdır. Bu yöntem, Patricia Crone, Robert Hoyland ve Irfan Shahid gibi Batılı (hafif oryantalist) araştırmacıların metoduna yakındır ve Zafer hocamız Türkçe literatürde bu boşluğu da "düzgünce" doldurur. Ki bu büyük bir meseledir kanaatimce.
Gelelim "Ehl-i Kitabımıza." Kitabımız fikrimce dört bölüme ayrılır. İlk bölümde, İslam ortaya çıkmadan önce Hristiyanlığın Doğu’da nasıl parçalandığı, kiliselerin teolojik ihtilaflarla nasıl bölündüğünü ele alır Zafer hoca. Monofizitler, Nesturîler, Yakubîler gibi mezheplerin ayrışma sebeplerini ve sonraki karşılaşmalarda İslam’ı nasıl değerlendirdiklerini anlamak açısından olayların önemini anlatır. İlk bölümde özellikle Efes (431) ve Kadıköy (451) Konsillerinin etkilerini, Doğu Hristiyanlığının doktriner kırılmalarını anlamamız için uzun uzun üstünde durur. İkinci bölümde, Müslüman fetihlerini Hristiyan kaynaklarından aktarmaktadır. Müslümanların Bizans’a karşı kazandığı zaferleri, Sasanilerin tarih sahnesinden silinişi ve Bizans’ın küçülmesini detaylı biçimde işler. Detay nedir? Bknz: Mesela Süryani Kroniği (Chronicle of Zuqnin) ve Thomas the Presbyter gibi kaynaklarda Müslümanların ilk kez “Tayyaye” yani Arap kabileleri olarak anılması... Hristiyanların başlangıçta Hz. Muhammed’i bir peygamber değil, “Arapların kralı” olarak görmeleri... Fetihlerin dini bir hareketten çok kabilevi bir istilâ gibi görülmesi ve gibi gibi gibi... (Tabii ki bu kadar üstün körü değil, detaylıca işliyor.) Üçüncü bölümde, Müslüman yönetimi altında yaşayan Hristiyan toplulukların deneyimlerini ele alıyor. Zafer hocamız, Müslümanların fethettikleri bölgelerde farklı mezheplere eşit mesafede durmaya çalıştıklarını, özellikle Bizans’ın merkezî otoritesinden sıkılan bazı Doğu Hristiyan grupların Müslüman hâkimiyetini başlangıçta bir fırsat gibi gördüklerini ortaya koyuyor. Bu bağlamda, Yakubî ve Nesturî Hristiyanların İslam yönetimi altında görece özgürlük elde ettiklerini bizlere aktarıyor; lakin bu bilgi "Batılı yazarlar" için pek doğru sayılmaz, kendisi bu konuya da değiniyor. Son bölümde ise Hristiyanlardan İslam’a geçişlerin sebepleri, teolojik eleştiriler ve bu geçişlere karşı alınan önlemler tartışılıyor. Hristiyan yazarların İslam’ı nasıl tanımladıkları, onu hangi teolojik kategoriler altında değerlendirdikleri ve zamanla bu algının nasıl değiştiğini anlatıyor. Bknz: Örneğin, 7. yüzyıl kroniklerinde İslam daha çok politik bir güç olarak algılanırken, 9. yüzyıldan itibaren Hristiyan apolojistlerde İslam, sahte bir peygamberlik iddiasındadır. Kitabımız ise bu konu üstünde durur.
Mesela bu konuda özellikle "John of Damascus (Yuhanna ed-Dımeşki, ö. 749)" örnekleri dikkat çekicidir. Zira onun De Haeresibus (Heresiler Üzerine) adlı eserinde (kitapta detaylıca anlatılıyor) İslam, “İsmailîlerin sapkınlığı” başlığı altında bir heretik hareket olarak tanımlanır. Yuhanna, Hz. Muhammed’in vahiylerini Yahudi ve Hristiyan öğretilerinden etkilenmiş bir bidat olarak anlatır ve Müslümanların kutsal kitabını da Hristiyan perspektifinden eleştirir. Bu, Hristiyan literatüründe İslam’ın ilk defa teolojik bir rakip olarak konumlandığını göstermektedir. Bunun yanı sıra kitabımız, "Theodore Abû Qurrah (ö. 820 civarı)" gibi erken dönem Hristiyan polemikçilerin İslam’ın peygamberlik anlayışına yönelik daha sofistike eleştiriler getirdiğini, onların İslam’a geçen Hristiyanların çoğunlukla sosyal, ekonomik ve siyasi sebeplerle bu tercihi yaptığını, gerçek bir teolojik ikna süreci olmadığını vurguladığını okuyucuya aktarıyor. Zafer hocamız ise bu konular eşliğinde erken İslam toplumunda din değiştirme süreçlerinin yalnızca iman boyutuyla değil, pragmatik koşullarla da şekillendiğini göstermeye çalışıyor ama "neden" ve "niye" sözlerinin altını bayağı bir eşeleyerek yapıyor bunu.
Peki eşelemeden kastım nedir? Zafer hocamız Hristiyanların İslam’a yönelik ilk tepkilerini yalnızca siyasi değil, aynı zamanda derin teolojik bir bağlamda anlamamız gerektiğini anlatıyor bizlere. Zira İslam’ın erken dönemden itibaren Hristiyanlık tarafından “rakip bir teoloji” olarak algılanmasını, iki din arasındaki entelektüel karşılaşmaların yüzyıllar boyunca sürecek tartışmalarına zemin hazırladığını, ama kime göre ve neye göre bu zeminin mantıklı olduğunu detaylandırıyor. Özellikle bu konunun mantıktan da öte olarak doğruluğunu ve bizim bakışımızın Batı kültürüne oranla farkını anlatmaya didiniyor dersem pek de yanılmam sanırım. Her ne kadar kapsamlı ve akademik bir araştırma olsa da, eser ağır bir dille yazılmamış. Bu da kitabı yalnızca ilahiyatçılara veya akademisyenlere değil, tarih meraklısı genel okurlara da açıyor diyebilirim. Ancak Hristiyanlık mezhepleri hakkında hiç bilgisi olmayan kişiler için bazı kısımlar yoğun ve yorucu gelebilir. O yüzden girişmekle girişmemek arasında iyi bir seçim yapılmalı.
Ve son olarak bu kitabın defalarca dile getirdiğim özelliğini bir kez daha dile getirmek istiyorum ki o da literatürdeki yeri... Türkçe literatürde bugüne kadar neredeyse hiç işlenmemiş bir alanı açtı Zafer hoca. O da Batı akademyasında sıkça çalışılan “Hristiyanların gözünden İslam” konusu. Bununla birlikte, bazı bölümlerde İslam perspektifinin daha baskın göründüğü, yani hocamızın "hak ehli" sıfatının, daha doğrusu Müslüman kimliğinin satır aralarına dolaştığı bariz bir gerçek ama objektiflik konusunda hassas bir insan olarak beni rahatsız etmedi bu durum. Bu sebeple genel okuyucu kitlesini rahatsız edeceğini de düşünmüyorum. İlgilisine mükemmel bir 500 sayfa. Birkaç hafta sonra yeniden, daha detaylı bir okumayla bir kez daha bitireceğim inşallah...