Orijinal ismiyle "The Fall Guy" dublörlük hakkında bir film. Türkçede Düşen Adam manasına geliyor. Dublörlük Hollywood'ta çok önemli bir meslek olmasına rağmen bu işi yapanların hep geri planda kaldıklarını biliyoruz. Tehlike arz eden sahnelerde başrol oyuncunun yerine geçerler, sonradan başrol…devamıOrijinal ismiyle "The Fall Guy" dublörlük hakkında bir film. Türkçede Düşen Adam manasına geliyor. Dublörlük Hollywood'ta çok önemli bir meslek olmasına rağmen bu işi yapanların hep geri planda kaldıklarını biliyoruz. Tehlike arz eden sahnelerde başrol oyuncunun yerine geçerler, sonradan başrol oyuncunun yüzü dublöre montajlanır ve çekim tamamlanır. Dublöre gerek kalmadan, performansını sürdüren oyuncular da var tabii ki (Tom Cruise, Keanu Reeves vb.) fakat ben bu gönderide daha çok isimsiz kahramanlara yer vereceğim; yani evet dublörlere. Bu bir meslek ve elbette saygı kazanmalı, elbette seyirci aksiyonun ardındaki emeği bilmeli...
Bu uzun bir gönderi olacak. Filmin içeriğine daha sonra değineceğim. Şimdi sizlerle araştırma sonrası edindiğim bilgileri paylaşmak istiyorum. Biraz geçmişte yaşanan dublör kazalarından ve sonucunda hayatını kaybetmiş insanlardan bahsedelim:
Joi Harris, bir motosiklet yarışçısıymış. 2017'de Deadpool 2'nin çekimlerinde Domino karakterine dublörlük yapıyormuş. Motosiklet sahnesi sırasında bir kaza sonucu hayatını kaybetmiş. John Bernecker, The Walking Dead izleyen bilir, bir ara dizinin oyuncuları sürekli bu ismi paylaşıyor ve anıyordu. Dizinin 8. Sezonu sırasında dublörlük yapıyormuş ve yüksek bir balkondan ters bir şekilde düşerek yaşamını yitirmiş. Cameraman Wickliffe, The Dark Knight'ı hepimiz biliriz. Bir sahne provasında araçtan dışarı eğilmiş, araç ağaca çarpmış. Dublör, kava travması sonucunda yaşama veda etmiş. Jun Liu, Cehennem Melekleri 2 filminde bir patlama sonucu yaşamını yitiren dublör. Harry O'connor, benim izlemediğim Vin Diesel'in başrolde olduğu xXx filmi (2002) var. Aksiyonseverler bilir. Vin Diesel'in dublörlüğünü yapıyormuş. Yamaç Paraşütü sırasında bir köprü sütununa çarparak hayatını kaybetmiş. Art Scholl, Tom Cruise'nin çıkış filmi Top Gun'ı (1986) izleyen bilir. Hava akrobasisi ile dolu bir filmdir. Dublör, bu çekimler esnasında düşmüş ve enkazı bulunamamış bile. Jose Marco, ismini hiç duymadığım 1969 yapımı Shark filminde dublörlük yapmış. Köpekbalığı temalıymış. Ve gerçekten bir köpekbalığı saldırısına maruz kalarak hastanede yaşamını yitirmiş.
Uzun bir paragraf oldu. Bu yukarıdaki insanlar nasıl kişilerdi hiçbirimiz bilemeyiz belki fakat dublörlük yaparken yaşamlarını yitirdiklerini internetten öğrenebiliyoruz. Bu onların mesleği elbette ama sinemanın dümdüz bir kamera çekiminden ibaret olmadığını gösteriyor bizlere. Özellikle aksiyon türündeki filmlerde havalı ve heyecan dolu sekanslar izliyoruz ama ardındaki esas kovalamacayı hiç bilmiyoruz gerçekten. Bu noktada The Fall Guy, özü itibariyle yine bir eğlenceli aksiyon sunsa da "Dublörlük" konusunda farkındalık yaratmayı da başarıyor. 80'li ve 90'lı yıllarda haliyle bugüne göre gelişmiş ekipmanlar olduğu söylenemez ve bu yüzden daha fazla film kazalarına rastlanılıyormuş. Bugün teknolojideki hıza bakarak daha güvenilir bir ortam olduğu söylenebilir olsa da yine kazalara dur denilmiyor. Nitekim bazen oyuncular da hayatlarını kaybedebiliyorlar...
Evet, artık filme doğru yelken açalım. Öncesinde yönetmen David Leitch'ten bahsetmeden geçmek istemem. Çünkü Leitch bizzat eskiden dublörlük yapmış birisi. Hatta Hollywood'ta bu yönüyle oldukça tanınmış biri. Dublörlüğünü yaptığı oyuncuları duymak ister misiniz? Ben şahsen okuyunca şaşırdım: Matt Damon, Brad Pitt ve Jean Claude Van Damme. The Fall Guy (Dublör) filmini seyrederken yer yer bu isimlerin mizahı yapılıyor. Mesela Matt Damon başrollü Bourne serisi... Siyah köpeğe verilen Jean Claude (😂😯) ismi... Jason Momoa'nın soy ismi karmaşası esprisi... İşte bu küçük detayların özünde yönetmen David Leitch'in dublörlük yaptığı yıllara dair göndermeler mevcut. İlk yönetmenlik deneyimini ise hepimizin bildiği 2014 yapımı, harika bir aksiyon serüvenin başlangıcı olan John Wick ile gerçekleştiriyor. (Yönetmen Chad Stalksi ile birlikte.) Sonrasında yönettiği filmler: Atomic Blonde, Deadpool 2, Fast&Furious : Hobbs and Shaw, Bullet Train ve The Fall Guy. Gördüğünüz gibi kulağa yabancı gelmeyecek işlerin başında vardı. Meraklılarına yönetmen David Leitch'in dublörlük yaptığı diğer filmleri de eklemek istiyorum (yönettiği değil.):
Fight Club, Truva ve Mr and Miss Smith filmlerinde Brad Pitt'in,
Matrix üçlemesinde Keanu Reeves'ın,
V For Vandetta'da Hugo Weaving'in,
300 Spartalı'da Gerard Butler'ın,
Jumper'da Hayden Christensen'in,
Bourne serisinde, Matt Damon'ın,
Conan filminde Jason Momoa'nın
Dublörlüklerini yapmıştır. Daha iyi anlaşılması için tekrarlıyorum. Bu dublörlük kariyeri ile fazlaca ün yapmış. Ardından 2014'te John Wick ile yönetmenlik kariyeri başlamış... Biliyorum uzadı. Ama inanın yazarken çok keyif alıyorum. Saat gecenin yarısı... Yönetmen David Leitch, dublörlük ile kalmayarak aksiyon koordinatörlüğünde de bulunmuş. The Fall Guy'da bu mesleğe de rastlıyoruz... İşte bu işi yaptığı ünlü filmler (belki şaşırırsınız ya da nasıl diyeyim, izlemiş olduğunuz bu aksiyonlu filmleri görünce birlikte bir tebessüm eder ve benim gibi aa demek bunların aksiyonlarının arkasında bu isim mi varmış dersiniz...): X-Men Origins Wolverine, Kaptan Amerika: İç Savaş, Jurassic World, Teanege Mutant Ninja Turtles.
Evet, yönetmen David Leitch'in yazımdaki yeri sona erdi. Bir nefes alabilirsiniz. Artık limana vardık. Kıyıya yanaştık. Şimdi The Fall Guy ile ilgileneceğiz. Filmde Ryan Gosling ve Emily Blunt, iyi bir ikili olmuşlar ancak bir şeyler çok yavandı bu ilişkide. Muhtemelen sürekli mizahın devreye girişi ve hızlı sahne geçişleri sebebiyle fena mı fena yüzeysel kaldılar. Ryan Gosling, dublörlük yapan birini canlandırıyor ve beklenen o karizmayı verebilmiş olduğunu düşünüyorum. İlk bir saatinde filmin içine çok giremedim, hızlı geçişlerden bir ara başım bile döndü diyebilirim ancak sonrasında işin eğlencesi göz kırpıyor ve kendimi seyir zevkini alabilmiş buluyorum. Emily Blunt'u yönetmen Jody rolünde izliyoruz. Jody'nin çektiği filmde uzaylılar yer alıyor. Uzaylıların da her birisini bir insan canlandırıyor ve haliyle The Fall Guy'ın mizahını kuvvetlendirmişler. Zayıf yönleri yok muydu filmin? Elbette vardı. Başlangıçta bir oradan bir buradan ne anlatmak istediğine tam olarak iyi bir zemin hazırlayamıyor, senaryo dağınık görünüyor; bunların üstüne geçişlerin hızlı olması seyircinin aklını bulandırabiliyor. Dublör (Gosling) ve yönetmenin (Blunt) aşkları yan hikâye olarak yer alsa da filmin bütününe yayılarak biraz işgalde bulunmuş.
The Fall Guy, Zaman zaman absürt komedi havasını veren keyifle izlenebilecek bir yapım olmuş. Üzerine destan yazılacak bir yanı elbette yok! Ama yönetmen David Leitch, bu filmi öylesine çekmemiş. Kendisinin de dublörlük yaptığını düşünürsek konu son derece bilinçli seçilmiş. Bu yüzden gönderimde A'dan Z'ye birçok şeye değinmek istedim. Buraya kadar okunur mu emin değilim, hatta pek de sanmıyorum. Ama okuyanlara teşekkür ediyorum. Sevgiyle ve sanatla kalınız.