“Öleceğimiz gerçeği hakkımızdaki en önemli gerçektir. Çünkü o bizim hakkımızdaki tüm diğer gerçeklerin sonudur.” diyor Todd May. Bununla birlikte tüm kitap boyunca ölümün bir son olduğundan hareketle tezini savunuyor. Belli başlı temalar üzerinden ilerliyor: “İlk olarak, ölüm bizim ve deneyimimizin…devamı“Öleceğimiz gerçeği hakkımızdaki en önemli gerçektir. Çünkü o bizim hakkımızdaki tüm diğer gerçeklerin sonudur.” diyor Todd May. Bununla birlikte tüm kitap boyunca ölümün bir son olduğundan hareketle tezini savunuyor. Belli başlı temalar üzerinden ilerliyor:
“İlk olarak, ölüm bizim ve deneyimimizin sonudur. İkincisi, bu son bir başarı ya da hedef değil; bir kesintidir. Üçüncü olarak, ölüm bir defa kaçınılmaz ve belirsizdir. Öleceğimiz kesindir, ama ne zaman olacağını bilmeyiz. Böylece ölüm yaşamlarımızın sonunda bulunmaz, onları istila etmiştir. Ve son olarak, ölümün bu üç karakteristiği bizi yaşamlarımızda bir mana olup olmadığına dair bir meraka düşürür.”
Yazar metni bizimle konuşuyormuş gibi yazmış. Fakat; anlatmak istedikleri sürekli olarak okuyucunun metni okurken aklına gelebilecek sorulara verilen yanıtlarla bölünüyor, bu durum da takip etmeyi zorlaştırmasa da metnin odağını kaybetmesine sebep oluyor.
çevirmenin çeviriyle alakalı aldığı bazı kararlar hoşuma gitmedi. Misal; kelime seçimi: bazı kelimelerin sürekli olarak kullanılması, alternatif seçilebilecekken. örneğin “süregiden” ve “veçhe”
Ve en önemlisi -bence- kitapta editoryal sıkıntılar var:
Yazarın zihni çok dağınık -ki bu hiç sorun değil çünkü ben de dahil birçok insan öyledir yani- (ama okurken bu sebeple zorlamıyor sizi metin) ve maalesef ki bu dağınıklık bir bütün oluşturmuyor. Ve tekrara düşüyor.
Alakasız da çok şey var kitapta - gereksiz daha doğrusu. Heidegger’in düşüncelerini ölümle bağlayabilirsin bu kitapta, tamam. Ama Heidegger’in kitabı olan Varlık ve Zaman’ın 1927’de yayımlandığını söylemene gerek yok bence? Yani metne hiçbir hizmeti yok bu bilginin. Gerçekten yok.
Todd May her şeye değinmek istemiş ölüm temasını ele alırken fakat bu metnin değerini azaltmış -benim gözümde-. Örneğin Dini Gelenekler ve Ölüm diye bir kısım var fakat burada sadece Hıristiyanlık ve Budizm’den bahsediliyor neredeyse.
Baştan bu kadar kapsamlı bir okuma sunacağına dair iddiası ya da görünüşü olmasaydı kitabın daha kompakt bir versiyonunda kabul edilebilirdi bu hali de diye düşünüyorum. Yine de düşündürücü çok fazla kısmı da var kitabın hakkını yemeyelim.
Ama bir yerde kitap yazarın düşünceleri değil de “o ne demiş, bu ne demiş, şu filozof ne söylemiş, o din, bu görüş neyden bahsediyor”a dönüşmüş. Madem böyle bir kitap yazılacaktı o zaman şöyle olsaydı isim:
Epikurosçuluk’ta Hazzın ve Acı’nın Ekseninde Ölüm.
Ya da Budist Samsara Döngüsü ve Ölüm vs vs.
Kısacası bana yeni, daha önce hiç düşünmediğim bakış açıları kattı. Fakat, ölüm üzerine daha önce başka filozofların düşüncelerini ya da başka yazarların kitaplarını okuduysanız bu kitap size çok da yeni bir şeyler vermeyebilir.
7.5 / 10