Spoiler içeriyor
Replikleriyle, siyah beyaz atmosferi, meşhur Yunan müziği ve yer yer Türk göndermeleriyle 10/10 bir film. Zorba kitabıyla da filmiyle de Yunanistan'ın kültürel ögesi gibi. Nasıl bizde turistlere geleneksel Türk yapımları satılıyorsa Yunanistan'da da Zorba'ya ait birçok turistik eşya satılıyor. Özellikle…devamıReplikleriyle, siyah beyaz atmosferi, meşhur Yunan müziği ve yer yer Türk göndermeleriyle 10/10 bir film.
Zorba kitabıyla da filmiyle de Yunanistan'ın
kültürel ögesi gibi. Nasıl bizde turistlere geleneksel Türk yapımları satılıyorsa Yunanistan'da da Zorba'ya ait birçok turistik eşya satılıyor. Özellikle de müzik kutusuna fazlaca denk gelmiştim. Gurur duyulacak bir yapım gerçekten.
Gelelim filme. Zorba ve Basil birbirine zıt iki erkek tiplemesi. Zorba eyleme geçen, sosyal, konuşkan, cesur ve babacan bir tipken; Basil içedönük, entelektüel, pasif sayılabilecek biri.
Film 1964 yapımı, Girit'te geçiyor. Ortam tam olarak "buralar hep dutluktu" formunda. Zeytinliklerin, yeşilliğin bol olduğu ancak halkının fakir ve işten yoksun olduğu topraklar..
Bir maden işletmesi kurmaya çalışan ikili Basil in yatırımcı, Zorba nın uygulamacı olduğu rol dağılımıyla başlıyor. Film boyu birçok olay yaşanıyor ancak vurucu yerler herkesçe aynıdır diye düşünüyorum.
Herkesin sarkıntılık etmekten geri durmadığı ve neredeyse ağzının içine düşecekleri zavallı dul kadın, Basil ile birlikte oldu, bunun üzerine kendisine platonik aşık genç intihar etti diye kadını ablukaya alıyorlar. Tüm Girit halkı, yaşlısından gencine kadına taşlar atıp kınıyor ve en sonunda da öldürüyorlar. İnanılmaz öfkelendim bu sahnelerde. Evet Basil beyefendi ve ideal bir erkek aslında ama beraber olduğu kadını koruyamayan pasif hali beni rahatsız etti. Zorba, eli kitap tutan bir adam değil evet ama sadece entelektüel birikim de neye yarar. Zaman zaman aksiyon almak, eyleme geçebilmek gerekiyor.
Film boyu Girit halkına bomba yağdırasım geldi. Maalesef her kültürün böyle acımasız bir tarafı var. Filmin sonlarına doğru ölen zavallı kadıncağızın evinin önünde akbaba gibi bekleyip evini yağmalamaları korkunçtu. Cesedini bile soymuşlar akıl alır şey değil.
Çok sevdiğim diyaloglar oldu tam hali aklımda değil ancak genel hatlarıyla hatırlıyorum. Zorba, Türklerle yapılan savaşta birçok yara aldığını ama hiçbir Türk'ün kendisini sırtından vurmadığını söylüyor. Ülkesi için savaşırken en başta sırf Türk diye barbarca savaştığını sonrasında bu işin Türk'ü Yunan'ı olmadığını yalnızca "iyi insan kötü insan" ayrımının önemli olduğunu söylüyor. Zorba okumuş eli kitap tutan bir adam değil ama hayatın felsefesini çözüp uygulayabilen bilge bir adam aslında. Hayattan keyif almayı, risk almayı, dost olmayı bilen biri. Dünyanın adil bir yer olmadığını, insanları tos pembe görmenin gereksiz olduğunu çoktan deneyimlemiş. Bu yüzden son sahnelerde hem cenazede hem maden projesinin başarısızlığına karşı çok sağlıklı bir tutumu var. "İnsanlar yağmalar, insanlar zalim ve kötü ama dünya böyle, ben elimden geleni yapar gerisine karışamam" modunda. Kendi başarısızlıkları ve kayıplarına karşı da aynı şekilde yaklaşıyor. Baş etme mekanizması süper çalışıyor yani.