Spoiler içeriyor
10/10 Bonnie Garmus'un bir kimya meselesi adlı romanından uyarlanmış mükemmel iç ısıtan bir dizi. Özellikle benim gibi aksiyondan uzak, sakin, gerçek hayattan ve konfor hissi uyandıran yapımlardan hoşlanıyorsanız kaçırmamalısınız. Çünkü dizileri hep yarım bırakan ben için o kadar sürükleyici olması…devamı10/10
Bonnie Garmus'un bir kimya meselesi adlı romanından uyarlanmış mükemmel iç ısıtan bir dizi. Özellikle benim gibi aksiyondan uzak, sakin, gerçek hayattan ve konfor hissi uyandıran yapımlardan hoşlanıyorsanız kaçırmamalısınız. Çünkü dizileri hep yarım bırakan ben için o kadar sürükleyici olması yanında, 8 bölümcük bir mini dizi için her olayı eksiksiz anlatıyor ve her hissi de size başarılı bir şekilde geçirerek bittiğinde insanı tatmin edebiliyor.
10 farklı film çıkaracak kadar fikir ve olayı da işleyerek, insanı filmi durdurup düşünmeye itiyor.
Özellikle günümüzde konu basit insan hakları olduğunda bile; "woke" "duyar kasma" gibi ithamlarla yozlaşmışlığı görmezden gelmeye çalışan insanlar varken, feminizm ve ırkçılık konularında da insanların gözünü açması ve kendi çevreleri dışında yaşanan olayları da fark ettirmesi önemli. Ki bunu da oldukça kısa ve olayı ajitasyona çevirmeden izleyicilerin yüzüne vuruyor.
Anneliğin dayatıldığı gibi toz pembe olmaması, Elizabeth'in hamilelik ve doğum sonrası yaşadığı bunalımlarla gösteriliyor.
Filmin iç ısıtan havası realistlikten kopmadan oldukça gerçek biçimde anlatılıyor.
İşler her zaman planlandığı gibi olmuyor fakat ana karakterimiz hayatın sürprizlerine açık, tüm değişim ve trajedilere rağmen pes etmeyip güçlü kalıyor. Ve belki de filme huzur havasını veren şey, işte bu değişimi kabulleniş halidir.
Değişimi bir felaket olarak değil de hayatın ta kendisi olarak görmek de insanı daha iyi yapacaktır :) Ve filmdeki en önemli nokta da budur fikrimce.
Evlilik ve ilişkilere olumlu bakmayan, kendini bilime adamış iki insanın, Calvin ve Elizabeth'in hayatı kesişir. Çok ama çok özenilecek bir ilişki yaşarlarken, her şey güzelken tüm dünya yıkılır ve Calvin'in ölümüyle Elizabeth sarsılır. Ve Calvin ile birlikte çalıştıkları projeyi de iş arkadaşlarının çaldığını öğrenir. Üstüne ölmüş partnerinden de hamile kaldığını öğrenince, izleyici artık işlerin düzelemeyeceğini düşünüyor. Artık değişim kelimesi hafif kalır durumu tanımlamak için.
Fakat bu noktada, filmde değinilen başka konulara geliyoruz. Fırsatları değerlendirmek, yardım almayı kabullenmek ve asla yapmam dediğin şeyleri yapmak. Ki bu da "değişim" ile bağlantılıdır. Elizabeth çocuğu sayesinde, onun sınıf arkadaşının televizyonda çalışan babası ile tanışır. Tatsız bir tanışma olsa da, adam Elizabeth'in yemek pişirme konusundaki yeteneğini fark eder ve ondan bir yemek programı yapmasını ister. Başta "ben bir kimyagerim" diyerek net bir şekilde bunu reddeden Elizabeth, maddi sorunlarla beraber denemeye karar verir. Ve bir yemek programından da fazlasını da yapmış olur. Doktor olma hayali olan bir izleyicisini, herkes onu aşağılayıp gülerken yüreklendirir. Ve çocuklu, evli bir ev hanımıyken tıp okuluna kabul edilir ileride izleyici. İdeallerinden sapmadan kendini vererek çalışmış ve insanlara dokunmayı başarmıştır Elizabeth.
Kimya ile dinin ilişkilendirildiği kısımlar da çok iyi. Elizabeth'in babası rahiptir. Kiliseye gelen insanları mucize adı altında gösterilerle kandırmaktadır. Abisi ile konuştuğu bir sahnede, Elizabeth'e nasıl ateş yakarak insanları kandırdığını gösterir. Burda çok hoşuma giden bir konuşma geçer:
- Babam yalan söylediği için cehenneme gidecek mi?
- Cehennemin gerçek olduğuna inanıp inanmadığına bağlı sanırım.
- Sen ne düşünüyorsun?
- Bence bir yalanı yaşamak insanın içini yiyip bitirir ve cehennem her neyse, öyle bir his olmalı.
Elizabeth bu konuşmayı yıllar sonra hala unutmamıştır ve önemli kararlar almasında da onu etkilemiştir. Sonrasında babası abisinin intiharına sebep olduğunda ise, Elizabeth'in dine karşı yaklaşımını tahmin edebilirsiniz.
Bir önceki bölümde ise Calvin ve onun çalışmalarını beğenerek takip eden bir rahibin mektuplarını görüyoruz. Aralarında tatlı tartışmalar olur. İnanç ve bilimin ortak noktası varoluşu sorgulamasıdır. İkisi de birbirini önyargılar olmadan anlamaya çalışır. Birbirlerinin hayatına iyi biçimde etki ederler. Açıkfikirli olmanın güzelliğini görürüz. Bu rahibin Elizabeth'in komşusu olduğunu öğrendiklerinde ise aralarında geçen tatlı sohbeti yine alıntılamak istiyorum:
- Bir kimyager ve rahip. Sence sizi ne bir araya getirdi?
- Ne az şey bildiğimizi biliyorduk, ve soru sormayı, cevaplamayı tercih ediyorduk. Ya siz?
- Bence birbirimizde inancı bulduk.
Ardından ise eğlenceli bir replik daha geliyor:
- Sen söyleyince komik oluyor.
- Neden?
- Dinin inanca dayalı olduğunu biliyorsun, değil mi?
- Sen de inancın dine dayalı olmadığını biliyorsun, değil mi?
- Evet doğru. Birbiriniz için mükemmelsiniz.
:)
Sahne, Elizabeth ve Calvinin uyumu, bağını hatırlatıp içimizi burkuyor, hem oldum dememek gerektiğini düşündürüyor, hem de rahip ile Elizabeth'in sohbetiyle eğleniyoruz.
Sadece din değil, edebiyata da değiniliyor. Cavin'in başucu kitabı olan, Charles Dickens - Büyük Umutlar'ı , Elizabeth öğretmen olduğunda öğrencilerine öneriyor. Başta bunun kimya ile ne alakası olabilir diye önyargısı olmasına rağmen, zamanla Calvin'i anlamış oluyor. Anlamakla kalmayıp bunu insanlarda yaşatıyor.
Film hem ambiyogenez gibi kavramlarla, hem de bilimin diğer alanlarla ilişkilerini göstererek bizi kimyaya ısıtıyor. Motivasyona ihtiyacınız varsa izlemelisiniz. Aslında hayatınızın herhangi bir döneminde izlemelisiniz. Kesinlikle küçük görülmesini tasvip etmiyorum ki zaten önemli olan da bir noktada dizi değil onu izleyendir. Anlam arayan kişi her şeyden ders çıkarabilir. Ve bu diziden çok ders çıkardım. Elizabeth'in sonda televizyon kariyerini bırakıp tekrar kimyaya dönmesi ise, eğer o şey senin için ise kader seni elbet onunla buluşturur diye düşündürüyor. Ne kadar ateist ve rasyonel olsanız da bazen inanç dönüp dolaşıp vardığınız bir sığınak oluyor, haksız mıyım?
01092025