Çok kızgınım biliyor musunuz... En çok da James Wan'a öfkeliyim. Korku sinemasında devrim niteliğinde iki film çek. Sonra sektöre hiçbir faydası olmamış, kayda değer bir tane film yönetmeyen Michael Chaves'e seriyi emanet et... Çok yazık. Oysa Conjuring ilk olarak vizyona…devamıÇok kızgınım biliyor musunuz... En çok da James Wan'a öfkeliyim. Korku sinemasında devrim niteliğinde iki film çek. Sonra sektöre hiçbir faydası olmamış, kayda değer bir tane film yönetmeyen Michael Chaves'e seriyi emanet et... Çok yazık. Oysa Conjuring ilk olarak vizyona girdiğinde sektör nasıl da parlamıştı. Seyirciler daha önce karşılaşmadıkları bir adrenalinle tanışmıştı. Heyecanlarını ve gerilim dolu anlarını dostlarına, sevdiklerine ve tanıştıklarına aktarmışlardı. Bu durumdan memnun yapımcılar ve yönetmen James Wan, 3 sene sonra 2016'da yeni bir projeyi beyaz perdeye yansıtmışlardı: Conjuring 2... Bizler yine çok sevmiştik, tekrar ürpermiştik ve ilk jenerikten, son ana kadar filmin içinde kalarak etkilenmiştik... Sonrasında beraber izlemiş olduğumuz sevdiklerimizle , paranormal vakaları ele alan Ed ve Lorraine ailesinin yaşadıklarını konuşmuş ve tüylerimiz diken diken olmuştu...
Neler hissettirmiş bizlere değil mi? Çok özel bir seridir Conjuring. Korku dünyasında pek yer bulamayan bir "karizma" eklemiştir. Korku filmleri adeta yeni bir kimlikle karşılaşmıştır. Şüphesiz Ed ve Lorraine sayesinde gerçekleşmiştir bu. Şeytanî vakaları kovalayan, cesurca tanımadığı insanların sorunlarını çözmeye çalışan tatlı bir aile. Huzurları bozulsun istemiyorlar ve biricik kızları Judy'i her ne kadar iblislerden uzak tutmak ve korumak isteseler de sonuçta aynı kanı taşıyorlar... Judy onların peşi süre sürükleniyor...
Bu Son Ayin bölümüyle beraber seri son buluyor. Ama ben şahsen finali izlerken evren adına çok üzüldüm. Hatta çöp kutusuna atıldı da diyebilirim. 3. Yapımla beraber aslında kötüye gideceğinin sinyalleri verilmişti. Şimdi biraz bu son çıkan üzerinde durmak istiyorum. Öncelikle Conjuring evreninin klasik gerilim dolu sahneleri ile başladı ve filmin genel olarak giriş kısmını başarılı buldum. Ama gelişme ve sonuç kısımlarında acele ederek, baştan savma bir hikâyeyle veda etmişler. Bir kere Warren ailesi için kilometre taşı bir şeytani varlık söz konusu, haliyle insan büyük bir mücadele, duygusal zirvenin yaşandığı anlar bekliyor ama hiçbir şekilde bu tatmini sağlamıyor. Korku figürleri az değildi fakat bunların temelini o kadar kalitesiz ele almışlar ki... Öylece Jump Scareler ile seyirciyi korkutsun diye 4-5 sahne koymuşlar, ama Korku Seansı'nı özünden koparıp beter etmişler ne yazık ki.
Olumsuz yönü bu kadar mı? Maalesef say say bitmez. Korku Seansı'nı kaliteli yapan unsurlardan birisi musallat olunan aileyi canlandıran oyuncuların da harika seçilmesidir. O aileyi korku içinde izlemek, seyirciye umulmaz bir empati verir. Küçük çocuklar oradan oraya kaçıştıklarında ve bir şey gördüklerinde seyirci gerim gerim gerilir ve duygusal anlarda kalpler yumuşar. Evet kalite sebebi elbette korku ile dramı harikulade sentezlemesidir. Ama Son Ayin'de ilk başta tuhaflığı ve hissedileni güzel verirken geri kalanında duygusal gerilimi iyi yansıtmıyor. Ve kalabalık aile hiç yoklarmış gibi birden olayların içinden çekiliyor, mesele Warrenlar ile devam ediyor... Annabelle bu evrende öyle karşımıza çıkmış ki artık onu gördüğümüzde dost selamlar gibi gülümser oluyoruz (..). Bu filmde de kısa bir yer edinmiş ama artık hiçbir sürprizi yok bir kere. Sırf para getirsin diye kullanılmış resmen (!) Warrenların kızı Judy'nin de bir şey katamamış olduğunu düşünüyorum.
Daha iyi olmak yerine bayatlaşan, küflenen bir Conjuring evreni oluşturuldu ne yazık ki. Annabelle filmleri güzeldi. Özellikle ikincisi korku dolu ve adrenalinliydi. The Nun, kasvetli ve ürperti dolu bir hava ile Rahibe Valak'ın hikâyesini işlese de ortalamaydı. Lanetli Göz Yaşları filmine de iyi denilemez... James Wan bu evrene daha orijinal ve kaliteli filmler ekleyebilirdi... Anlatılacak çok hikâye olabilirdi... Nitekim başta karar böyleydi ama istenilen olmadı belli ki. Korku denilip geçmemek gerek, iyi ve özgün bir yönetmen başa geçtiğinde -tıpkı başarılı bir teknik direktörün takıma etkisi gibi- o film de güzelleşir. James Wan ya kendisi bu takımın başında olmaya devam etmeliydi.. ya da yapım şirketi kaliteli işler çıkarabilecek birisine vermeliydi yönetmen koltuğunu... Olmadı olmadı...
Aslında yazım burada sonlandı. Ama şimdi de biraz kendimden bahsedeyim istiyorum. Seminerde bir arkadaşıma denk gelmiştim ve filme davet ettim. O da korku filmi sevdiğini söylerek kabul etti. Fakat çok geçmedi ki arkadaşım ağır grip olmuş ve gelemeyeceğini söyledi. İlk defa bir korku filmine tek gittim. Mısırımı, kolamı aldım. Aslanlar gibi beyaz perde karşısında oturup izledim. 😄 Herkes birileri ile gelmişti. Ve hâl böyleyken korku filmini tek izliyor olmak garipti, yalnız hissetmedim değil. Ancak güzel bir deneyimdi. Sevdiğimiz aktiviteleri tek yapamayacağımızı kim söyledi?.. :))