tam olarak 23 yaşına girmeme 1 ay kaldı. yine bir yaşıma daha ne yapacağımı kestiremeden gireceğim. insanlarla iletişime geçmek bana petrolde kızına birbirinin aynısı olan 50 ayıcıktan birisini seçmek için uğraş veren baba gibi geliyor. hepsi aynı ama bir şeyi…devamıtam olarak 23 yaşına girmeme 1 ay kaldı. yine bir yaşıma daha ne yapacağımı kestiremeden gireceğim. insanlarla iletişime geçmek bana petrolde kızına birbirinin aynısı olan 50 ayıcıktan birisini seçmek için uğraş veren baba gibi geliyor. hepsi aynı ama bir şeyi seçiyor dikkatlice. o seçtiği ona doğru şeyi seçtiğini hissettirecek tâ ki kızı ayıcığı beğenmeyip bir sonraki hayvanı seçmeye karar verene kadar. böyle diyorum ama bende bahsettiğim insanlar arasında varım. 10 yıl önce falan kuzenimle cuma namazı için yayladan ilçeye gittiğimizde bir sürü abur cubur alıp yiyemediğimiz için bir yere saklamıştık ertesi gün bulup yemiştik. evde bir sürü insan olduğu için bu haltı yedik. herkes bir tane alsa yetmiyordu dicemde bir tane bile alamıyor, bitiyor. :d yine biz yayladayken yayladaki büyük abilerle birlikte kırmızı soğan çuvalı, kürek vb. birkaç malzemeyle dereye balık tutmaya gitmiştik. derenin çıkış kısmını soğan çuvalıyla kapatıp giriş kısmını boruyla çıkışın ötesine aktarıyorduk. ortada su birikiyordu ve suyun içinde balık oluyordu. kovalarla suyu boşaltınca su azalıyor balıkları yakalıyorduk. kovayı daldırıp kenara boşaltınca içinden balık çıkıyordu, yemin ederim 10 kg balık verseler bu kadar mutlu olamazdık. işte biz de böyle böyle yakaladık kovayı doldurduk. abiler ortaya koydu bize çocuk demeyip herkese eşit balık dağıttılar. balığı tuttuktan sonra geri dönüş yolunda tepe tırmanırdık, 3 5 dk dinlenip devam ediyorduk. oturunca derin bir nefes alıp yerdeki otun ucunu koparıp pipo gibi ağzıma koyardım. uzaklara bakardım o zamanda geleceğe dair boş beleş şeyler düşünüyormuşumdur kesin. benim genel özelliğim bu. neyse eve vardık akşam oldu. yaylanın ortasında bir ekmek fırını vardı. toplandık büyükler ateş yaktı, ızgarayı koydular. balığı temizlerken tarihin en boktan esprilerini yapıp gülüyorduk. biz fazla gülünce de şımarmayın diye bizi azarlıyorlardı, ne yapsak yaranılmıyor ama biz mutluyduk be. neyse devam hikayeye, yazın oluyor bu olaylar ama hava acayip soğuk oluyordu. duman, çise işte.. ateşi hem yemek için hem de ısınmak için kullanıyorduk. yemeği üşüye üşüye yedik ama içimiz sıcacıktı valla. sohbet ederken ineklerin boynundaki çan sesi gelirdi, o ses yalnız olmadığımızı hissettirirdi. yemeği yiyince herkes tokalaşıp ve evlere doğru yol aldı. bizim kafalarla sert tokalaşıp bir şey diyince de laf ediyorlardı. evler tek oda ya da iki oda olurdu. bizimkisi iki odaydı ama soba birinde olduğu için orada yatardık cümbür cemaat. işte eve varınca soba yanıyordu akşam inekten sağılan sütü kaynatıp üstüne bir de kakao katıyorduk tadı bulunmaz nimet oluyordu valla. bir de küçük tv vardı, beyaz tv den falan ultra fantastik yabancı filmlere rastlayınca ohh değme keyfimize. süt içmeye devam ederken sütten yaylanın temiz tadı geliyordu. şimdi bunu anlamazsınız ama gerçekten böyle. hepimiz yatmaya niyetlenince odanın ışığı kapanır kapılar körsülenirdi. anneannem hikaye anlatıyordu yatmadan. birisini hatırlıyorum, kendisi yeni gelin olmuşken yaylaya göçmüşler, yaylada tek kendileri varmış yani ilk onlar göçmüş. sonra dedemin köyde acil işi çıkmış gitmiş anneannem tek kalmış. o da korkuyor ama yapacak bir şeyi yok. dedemin babası, dedem gelmezse neler yapacak allah bilir. işte 2 odalı bizim ev birisini dışarıdan kilitlemiş, kendi yattığı odayı da içeriden kilitlemiş ve gaz lambası açık uyumuş. yarı uyanık yarı uykuluyken o kilitlediği yan odanın kapısının yavaş yavaş gıcırdayarak açıldığını duymuş. hava sağanak olarak yağıyor ve duman var. sonra kapı açılınca ayak sesi duymak için kulak kabartmış birimi geldi acaba diye ses gelmemiş. ama kendi yattığı odanın kapısı dışarıdan birkaç kez çalınmış. o korkuyla bayılmış mı ne yapmış gözlerini açmış sabah kimseyi görememiş. bu tarz hikayelerden sonra uyur, sabah uyanırdık. bu sabahların genelde perşemde olmasını isterdim. perşembe akşamları yaylaya biz çerçici deriz yani arabanın içinde yiyecek,içecek, alet edevat satan birisi geliyordu. ismi halitti amcanın. tam inek sağma vakti damlardı. ürünleri minibüsten çimene yığar, kadınlar toplanırdı hem sohbet muhabbet hem de bir şeyler alırlardı. 1 hafta boyunca birbirlerine gidip gelmelerinde çayın yanında falan ikram ederlerdi tabi. 30 dk falan halit kalırdı. hayatımın ciddi söylüyorum tekrar yaşamak istediğim nadir 30 dklardan biri.. nostalji yüzünden değil gerçekten o 30 dk ne kadar mutlu olduğumu hatırladığım için......