Spoiler içeriyor
Fred Gibson'un "İhtiyar Sarı" isimli çocuk kitabının Disney stüdyolarında uyarlanmasıyla oluşan bir film. Bence güzeldi hatta ben izlerken eski zamanlarda yaşıyormuş gibi bir sıcaklık hissetmiştim. Sonunu da az çok tahmin ettiğim için kendimi bu acıklı sonra biraz hazırlamıştım aslında. Bu…devamıFred Gibson'un "İhtiyar Sarı" isimli çocuk kitabının Disney stüdyolarında uyarlanmasıyla oluşan bir film. Bence güzeldi hatta ben izlerken eski zamanlarda yaşıyormuş gibi bir sıcaklık hissetmiştim. Sonunu da az çok tahmin ettiğim için kendimi bu acıklı sonra biraz hazırlamıştım aslında. Bu yüzden de çok etkilenmedim ama üzüldüm.
Travis, babası şehirden ayrıldığı için tüm yükü kendi üzerine almak zorunda kalmış bir çocuk. Avcılık yaparak annesine yardımcı olmaya çalışıyor ama bunu tek başına yapması biraz zor. Her ne kadar istemese de bir köpeğe ihtiyacı var. Yeller'a karşı ilk başlarda sinir bozucu davransa da bir süre sonra onun çok iyi ve sadık bir dost olduğunu kabul ediyor.
Sonrası zaten malum.
Kuduza yakalanan Yeller, aile üyelerine zarar gelmesin diye öldürülüyor.
Ben aslında filmi izlerken aynı konumda kendimi hayal ettim. Yani eğer o yaşlarda evi ben geçindirmek zorunda kalsaydım yapabilir miydim diye bir iki saniye düşündüm ve cevabım "Bence asla yapamazdım." oldu.
Şu an bile o cesareti bulamıyorum. Yani filmi boşverelim, avcılık yapmak bir yana eve para getirmeyi bile yapamazmışım gibi geliyor. Sanırım ben öğrenci olmaya çok alıştım, ders çalışmaya, sürekli sınavlara girmeye, ona buna... Alıştım yani.
Gerçek hayata adım atmanın korkutucu olduğunu biliyordum ama bu aralar daha çok biliyorum.
Yani yapan yok mu? Var. Çok var hatta ama ben yapamıyorum.
İtiraf edeyim hazıra konmaya çok alıştım şimdi de benden bir şeyleri sen yap diyolar ama yapamıyorum ki.. Kimse bugüne kadar benden bir şey istemedi şimdi de istediklerinde verebileceğim bir şey yok. Yani bunda benim de suçum var. Başkası olsaydı kendin akıl etmiyor musun derdim sanırım. Ben de aklımı kullanmayı bi öğrenemedim gitti.
Neysee uzun lafın kısası; evin en küçüğü de olsanız hazıra konmayın, siz kendiniz bir şeyler yapın sonra böyle düşüncelerle baş etmek zorunda kalabiliyorsunuz.
Bu arada son zamanlarda hayvan sevgisi adı altında işkence eden o kadar çok insan var ki... Geçen gün bir reelste iki tane köpeğin - cinsini hatırlamıyorum- mont, ayakkabı, şapka ve atkıya sarılı bir şekilde eve geldiğini gördüm.
Ben ne izledim diye kendimi sorguladım ama bunu yapan muhtemelen bu tepkime "hayvan düşmanı mısın?" der.
Bence hayvanların yaşam alanları değişmemeli. Yorumlarda biri soğuğa dayanamayan bir cins olduğu için ve her gün yürüyüş yapmaları gerektiğinden bu şekilde sarıp sarmalamasının normal olduğunu söylüyor ama o canlının yeri ev değil. Hele ki yaşam alanından çok farklı sıcaklıkta bir yer hiç değil. Sırf birileri tatmin oluyor diye hayvanları evlere kapatıyorlar keşke hayvanların dili olsa da konuşsa.
Kedinin bile her cinsinin evde beslenmemesi gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca hayvanlarla bu kadar yakın olmak bi bana mı tuhaf geliyor yaa? Ağızlarından öpenler, aynı yatakta uyuyanlar, aynı kaptan yemek yiyenler... ay daha fazla anlatamayacağım.
Öyle işte filmi izlerken aklıma bunlar geldi. Aklımdakileri de yazayım dedim.
Bu arada hayvan düşmanı değilim onları çok severim ama uzaktan. Belki yanlış düşünüyorum belki de hiç evcil bir hayvanım olmadığı için olanların nasıl hissettiğini bilemem ama genel olarak düşüncem böyle.