Spoiler içeriyor
📌Tükenmek bilmez bir sabırla bir meçhulü beklemek... "Ateşle barut ah yan yana durmaz" Ateşle barut parçasında geçen bu söz artık bana daima Yusuf ve Muazzez'i hatırlatacak. -çok alakasız olabilir ama onlara cuk uyan bir cümle- Lise birinci sınıfta okumuştum Kuyucaklı…devamı📌Tükenmek bilmez bir sabırla bir meçhulü beklemek...
"Ateşle barut ah yan yana durmaz"
Ateşle barut parçasında geçen bu söz artık bana daima Yusuf ve Muazzez'i hatırlatacak.
-çok alakasız olabilir ama onlara cuk uyan bir cümle-
Lise birinci sınıfta okumuştum Kuyucaklı Yusuf'u. O zaman da içimde şuan bıraktığı duyguları bıraktı mı hatırlamıyorum. Tek hatırladığım kitabın son sayfasını çevirirken çok etkilenmiş olduğumdu. Şuansa taze taze bu gönderiyi yazarken içimden binbir duygu geçiyor. Muazzezin beklemekten bitap düşmüş halini, Yusuf'un damarlarında gezen hüsran duygusunu iliklerime kadar hissediyorum.
Eser ben de o kadar tanıdık duygular uyandırdı ki... Beni aldı ne zaman hissettiğimi bile bilmediğim duygularıma götürdü. Dünyanın bu şekilde olmadığı veya benim bu kadar kiri görmediğim masum zamanlarıma...
Kalbimin bir köşesinde tanıdık bir duygu bıraktı. Sanırım kitap karakterlerinden etkilemeyi bırakmalıyım... Yusuf ve Muazzez'i okurken eserin içinde sanki ben de vardım. Bir tarafta büyük bir sabırla Yusuf'u bekleyen Muazzez. Öbür tarafta neyi seçeceğini bilmeyen Yusuf. İkisi arasında daimi bir şekilde hissedilen o gerginlik. O gerginliğin ortaya çıkardığı enerji. Neden bilmiyorum ama çok hoşuma gitti özellikle o kısımları okumak, bu da bana büyük bir haz verdi.
Eser yetim bir çocuğun üzerinden ilerlediği için de en çok bağ kurduğumuz karakter Yusuf oluyor. Benim içinde öyleydi.
Onda en çok kendimi gördüğüm bir kısım vardı. "Kendisinin dünyaya bir iş için geldiğini müphem bir şekilde hissediyor, fakat bu işin ne olduğunu bilmiyor ve etrafında kendisine 'bu benim işim!' dedirtecek bir şey göremiyordu. Yusuf bunları tahlil edecek seviyede olmamakla beraber, 'yerini bulamamanın' azabını bütün teferruatu ile duymaktaydı."
Hayatta isteklerimin genelde farkında olsam da özellikle bazı konularda ne istediğimi bilmiyorum. Bunu düşünmeden geçirmediğim tek bir günde yok maalesef. Bir gün bu dayanılmaz döngüyü kıracağıma eminim lakin bunun ne zaman olacağını bilmemek iflahımı kesiyor. Hayatta büyük bir istekle bağlanacağım o tutkuyu artık bulabilmeyi istiyorum. Hayatta kalmanın artık bir 'yaşam' olmadığının farkına vardığım yaşlardayım. Her yaşın, her günün bana bir ders vermesini sevsem de onları bir bedelle elde edebilmek de yoruyor. Ve 21 yaşında yorulmak için çok gencim... Zorsun hayat...
Bir yetimin üzerinden Sabahattin Ali bize neler neler anlatmış...
Yalan kavramının bir karabatak olduğunu görüyoruz. İlişkilerde en önemli şeyin güven duygusu olduğunu biliriz. Burada da öyle. Lakin güven duygumuzu yıkanlar da yine bize güven çok önemlidir diye nutuk atan şahıslardır. Çok basit bir şeymiş gibi hayatlarınıza girer "güven cart curt abi" derler sonra da o güvenin içinden onlar geçer giderler.
Yusuf'un duyduğu şeylere rağmen Muazzez'e güvenini yitirmemesi beni o kadar mutlu etti ki anlatamam. Şöyle bağlara o kadar hasretiz ki, başımızı çevirdiğimiz her yer bir acaba taşıyor, çoğu şey ne kadar masum dursa da.
15 yaşında bir kız çocuğu daha Muazzez. Lakin yaşına rağmen bir evlilik içinde nasıl davranması gerektiğini bilen de bir kız. Annesinin etkisiyle yalanlara o kadar alışıyor ki bu karabatağın içinden çıkamıyor. Burada da ailenin önemini görüyoruz. Yanlışa yönlendiren bir aile ne kadar doğru bir ailedir? Şahindeye bu konuda çok sinirliyim. Benim arada duyduğum bir söz vardır. Belki bilen de çıkar. "Eşinin dostunu kocası, kız kardeşinin dostunu da erkek kardeşi getirir" diye. Muazzezin de bu konuda celladı kendi annesi oluyor.
Sınır bilinmeyen, mesafe koyulmayan her ilişki bir gün çok büyük olaylara sebep olabilir. Şahinde kendi kızının sonunu kendisi getirdi. Yusuf ve babası Selahattin bey ne kadar çabalasalarda bu kadın kendi nefsi uğruna kızını çar çur etti.
Öbür tarafta devlet ve adalet adı altında yaşanan iğrençlikler. Ezilenin yanında değilde daima güçlü olanın yanında kalan o insanlar... Üç beş liraya taraf değiştiren varlıklar... Yıllar yıllar önce böyleymiş ve hâlâ böyle. Düzen asla değişmiyor. Tarih sürekli tekerrür ediyor. Çünkü insanlar ders almıyor. Çünkü bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın...
Sevgi bir birlikteliği sağlayabilmek için başlı başına yeterli bir sebep değil. Kuyucaklı Yusuf eseri ile bunu da görüyoruz.
Dönemin şartları, toplum baskısı ve en önemlisi aile.
Görünürde kavuşan iki genç var önümüzde lakin görünmeyen kısımda onlar benim için tam olarak kavuşmuş da değiller. Kendi iç dünyaları, omuzlarında taşıdıkları geçmiş yükleri onları bir noktada tam olarak kavuşmadan da alıkoyuyor.
Söylenecek belki daha çok şey var ama kitabın yeterince girdisi var zaten. İçimi bu kadar ezen bir esere biraz içimi dökmeden geçmek istemedim sadece. Hâlâ okumamış olan da varsa kesinlikle vakit kaybetmeden okumalı. Evrensel temaların işlendiği bu eserde herkesin az buçuk kendisini göreceğine eminim. Aidiyet duygusu, güven arayışı, hayatta ne yapmak istediğini bilememe ve sürekli bocalama hâli, aile ve toplum baskısı... Tüm bunların dışında da işin ucunda Sabahattin Ali var diyorum... Fazla söze hacet yok gibi?
📌Zaten, bir felakete sükun ve itidalle tahammül edenlerin manzarası, o felaket için ağlayıp çırpınanların manzarasından çok daha korkunç ve ezicidir. Kuru ve sabit gözlerin arkasında nasıl bir ateşin yandığı; yavaşça kalkıp inen göğsün içinde nelerin kaynadığı bilinmediği için, insan mütemadi bir ürkeklik ve tereddüt içinde üzülür...
📌-O gelmez artık.
+Nereden biliyorsun?
-Gidişinden belliydi!
📌Bir şeyler yapmak, artık her şeye bir son vermek lazımdı.
📌Onu hem hayrete düşüren, hem de düşündüren bir his de, Kübra ile tekrar ve muhakkak karşılaşacağına dair kafasında yaşayan bir kanaatti. Sanki yarım kalmış bir işin tamamlanması lazımdı ve günün birinde Kübra herhangi bir yerde bu işi tamamlamak için karşısına çıkacaktı. Bunların saçma olduğunu bildiği halde kendini düşünmekten alıkoyamıyor ve bazen saatlerce oturduğu yerde dalıp gidiyordu.
📌Muazzez söylenen sözlere bir gülümseme ile mukabele ediyor, Yusuf ise kimsede bir şey söylemeye hal bırakmayacak kadar tutuk oluyordu.
Böyle zamanlarda tarif edilemez bir hasret onları birbirine çekerdi. Etraflarına yabancı olduklarını hissettiklerini nispet de birbirlerini ararlar, bu kısa müddet esnasında içlerinde günlerce anlatmakla bitmeyecek şeylerin toplanıp biriktiğini sanırlardı.
Halbuki ilk fırsatta birbirlerini arayıp bulunca ikisi de eski sükutlarında devam ederler, yan yana oturarak veya ağaçların altında dolaşarak beraberliklerinin tarif edilemez saadetini duyarlardı. Konuşmaya ne lüzum vardı? Bütün güzel laflardan ve hoş insanlardan sıkılan bu mahlukları, birbirlerinin sessiz mevcudiyeti, yorgunluk verecek kadar doyuruyordu. Birbirleri için ne kadar tabi ve manasız olduklarını karanlık bir şekilde hissetmiyor değillerdi. Hislerinin şiddete ve dünyalarından ayrılığı cihetinden yapayalnız olduklarını, birbirlerine söylemeden biliyorlar ve bunun uzun zaman devam etmesinin ne dereceye kadar muhtemel olduğunu korkuyla düşünüyorlardı.
📌İkisinin içinde de hem uzun zaman sonra tekrar görüşmenin verdiği bir memnuniyet, hem de belki bir daha görüşmeyeceklerini sezmekten doğan bir hüzün vardı. Hayat, birbirinden ayırdıklarını, kısa bir müddet için tekrar yaklaştırır gibi olsa bile, uzun zaman yan yana bırakmıyordu. Geçen günlere bir daha geri getirmek mümkün değildi ve sadece hatıralar, iki insanı birbirine bağlayacak kadar kuvvetli değildi.
📌İçindeki bütün yıkıntılara, bütün kederlere rağmen başını yere eğmek istemiyordu. Matemini ortaya vurmadan tek başına yüklenecek ve yeni bir hayata doğru yürüyecekti.