(Rewatch) Üzülerek söylüyorum ki Alien (1979) ne zaman izlesem, ilk 40 dakikası bana sıkıcı ve gereksiz geliyor. Bu kısımda seyirciye bir şeyler açıklamaya çalışıyor ama bunu yaparken gereksiz detaylarla boğuyor. Sonuç olarak filmin içine tam girmeden kopuyorum. Asıl konuya daha…devamı(Rewatch)
Üzülerek söylüyorum ki Alien (1979) ne zaman izlesem, ilk 40 dakikası bana sıkıcı ve gereksiz geliyor. Bu kısımda seyirciye bir şeyler açıklamaya çalışıyor ama bunu yaparken gereksiz detaylarla boğuyor. Sonuç olarak filmin içine tam girmeden kopuyorum. Asıl konuya daha erken girseydi ve vermek istediği bilgileri ufak diyaloglar üzerinden aktarsaydı, çok daha akıcı bir deneyim olurdu.
Bunun dışında Alien filminde kusur bulmak gerçekten zor. Belki mürettebatın sürekli ayrılması tartışılır ama en göze batan şey kesinlikle kedi. Karakterler canlarını tehlikeye atıp kediyi kurtarmaya çalışıyor, halbuki senaryoya neredeyse hiç hizmet etmiyor. Daha çok Ridley Scott’ın isteği üzerine eklenmiş gibi. İzleyicide “mürettebat ölse de olur, kedi yaşasın” duygusu uyandırmak istemiş olabilir ama ben tam tersine “ölse de kurtulsak” dedim.
Alien kesinlikle zamanının ötesinde bir film. Ama bunu CGI için söylemiyorum. Tonu, atmosferi ve korku-gerilim yaklaşımı o dönemde eşi benzeri olmayan bir seviyedeydi. “Zamanının ötesinde” derken tam olarak bunu kastediyorum. Çünkü bu tabir çoğu zaman yanlış anlaşılıyor; insanlar hemen CGI ya da teknik efektlerle bağdaştırıyor. Oysa Alien’ın asıl gücü, seyirciyi boğucu bir atmosfere hapsetmesinde, yaratığı göstermeden gerilimi tırmandırma biçiminde ve uzay korkusunu daha önce kimsenin denemediği şekilde işlemesinde.
Yaratığın tasarımı H.R. Giger’in imzasını taşıyor ve bunu sadece görsel bir unsur olarak düşünmek büyük hata olur. Alien, hem biyomekanik bir korku hem de bilinmeyenle yüzleşmenin simgesi. Giger’in detaylı çalışmaları, yaratığı hem gerçek hem de kabus gibi hissettiriyor; bu da gerilimi baştan sona yüksek tutuyor. İzlerken sürekli bir tedirginlik, “bir sonraki köşede ne çıkacak?” hissi yaşıyorsunuz ve bu klasik korku filmlerinden çok farklı bir deneyim sunuyor.
Mürettebatın sürekli ayrılması, bazen sinir bozucu gelse de aslında gerilimi artırmak için kullanılan bir teknik. Her karakteri izole ederek, yaratığın varlığını daha tehditkar ve kaçınılmaz hâle getiriyor. Ancak bunun yanına kedi olayı eklenince, Ridley Scott’ın mizahi ya da duygusal denemesi biraz gözüme battı; çünkü gerilim ile duygusal bağın dengesi bazen sekteye uğruyor.
Alien’ın en güçlü taraflarından biri de ses tasarımı ve müzik kullanımı. Jerry Goldsmith’in minimal ve gergin müzikleri, yaratığın görünmediği sahnelerde bile kalbinizi sıkıştırıyor. Uzay gemisinin mekanik sesleri, kapalı alan hissi ve karakterlerin soluklarıyla birleşince, bir izolasyon ve ölüm korkusu atmosferi yaratıyor. Bugün bile bu film izlenirken gerilimi hissetmek mümkün, işte bu yüzden zamanının ötesinde bir film Alien.
Alien sadece bir korku ya da bilim kurgu filmi değil; aynı zamanda sinemada anlatımın, karakter yazımının ve atmosfer kurmanın nasıl devrim yaratabileceğinin kanıtı. Bugün hâlâ üzerine konuşuluyor, yeni filmleri çekiliyor ve tartışmalar sürüyorsa, bu filmin yarattığı etkinin ne kadar kalıcı olduğunu gösteriyor.
8/10