Spoiler içeriyor
Üzerimdeki kitap okuyamama lanetinin yavaş yavaş kırıldığı şu günlerde -yeni bir aya başladık ya zorladım kendimi okumak için, yeni ay yeni düzen demek- haftalar önce bir nefeste -abartma- okuyup bitirmiş olduğum Dolaptan Temaşa kitabını sizlere takdim etmek istedim. Belki bir…devamıÜzerimdeki kitap okuyamama lanetinin yavaş yavaş kırıldığı şu günlerde -yeni bir aya başladık ya zorladım kendimi okumak için, yeni ay yeni düzen demek- haftalar önce bir nefeste -abartma- okuyup bitirmiş olduğum Dolaptan Temaşa kitabını sizlere takdim etmek istedim. Belki bir kitabı değerlendirmek içimdeki okuma kıvılcımının ateşini yakar ve alevlendirir. Yeniden, kendimi zorlamadan zevkle ve isteyerek okumaya dönerim. Umarım...
Şimdi, M. City ve Juventus denilen rezillere sinirliyim. 2-1 kesin alırlar dediğim maçta ikisi de maçı 2-1 götürürken son dakikalarda gol yiyip berabere kaldılar. İyi ki kupon falan yapmamışım. Bir de onu dert edinirdim. Başımızda 1000 tane dert varken o da olurdu iki.
Evet, konuyu dağıtmadan kitaba döneyim. Dolaptan Temaşa eseri yazı makinemiz Ahmet Mithat Efendi'nin kaleme aldığı naçizane bir eser. Eğer kendisinin kalemiyle hâlâ daha tanışmadıysanız bu kitapla başlamınızı önermem. Çok akıcı, çok eğlenceli bir kitap. Lâkin bir o kadar da kan dondurucu ve 'lan ben nasıl sahneler' okuyorum dedirtici. Daha korkunçlu eserler vardır elbette. Fakat gülmek, eğlenmek maksadıyla elime aldığım bir kitapta etrafa saçışan kanları, kesik başları falan okumayı, bunların zihnimde kısa bir süreliğine sandalye çekip oturmasını beklemiyordum. İşin tuhaf yanı şu ki; A. Mithat Efendi bu sahneleri de eğlenceli anlatmış. Hem ne oluyor diyorsunuz, hem de Behram Efendi'nin yaşadığı telaş ve korkuyla hem de olaylarla ve anlatış tarzıyla eğleniyorsunuz. Yoksa ben mi normal değilim? Umarım benden başka bu kitaptaki mizahı, eğlenceyi yakalayanlar olmuştur.
Behram Ağa, kendi hâlinde, hali vakti epeyce yerinde, ama çokca tırsak ve korkak -korkmayıp napsın adam- bir herif. Bir akşam vakti Behram Ağa arkadaşlarıyla helva sohbeti yapmak için yola çıkar. Dinlenmek için durduğu duvarın açılmasıyla -duvar değil, kapı olduğunu anlaması geç olur- kendini bir evin içinde bulur. Evin hanımı olacak fingirdek de Behram Ağa'nın gitmesine izin vermez ve onu tehdit ederek zorla evine alır; biraz eğlenmek için. Evden çıkmadan evvel gusül abdestini alırken iğne ucu kadar boşluğu kuru bıraktığına kanaat getirdiğim Behram Ağa'nın başına gelmedik musibet kalmaz. Önce eve kadının sevgilisi Zorlu Mustafa denilen yeniçeri gelir. Fingirdek kadın bu beyniyle vücudunun heybeti ters orantıda olan, havadan civadan boş erkeklik yapan bu balonla -pardon yeniçeriyle- aşnafişna yaparken kadının kocası Paşalı Ahmet Ağa'nın da eve gelmesiyle vay efendim olaylar olaylar. Tüm bu yaşananları da bizim zavallı Behram Ağa; adaklar adayarak, dualar ederek, ölümlerden ölüm beğenerek, yağmur altında kalmış yavru kedi gibi titreyerek dolabın içinden izler, yani kitabın adındaki gibi temaşa eder.
Paşalı'nın da eve gelmesiyle evde bir şeyler olacağını, kavga kıyamet kopacağını hissetmiştim. Zaten kopmasa olmazdı. Fakat böylesini beklemiyordum, ağzım açık okudum. Bu tür sahnelerin içine bile hiciv, eğlence koymak da büyük başarı hani. Haddime değil, ama yine de Ahmet Mithat Efendi'yi takdir ettim.
Kitap ağırdan almamış kendini. Her şey çok hızlı gelişiyor. Temposunu hiç düşürmüyor, fakat hızlı gelişmesinin yanında hiçbir detayı da atlamıyor. Anlatması gereken her şeyi anlatıp, her şeyi tasvir etmiş. Tüm olup bitenleri zihnimde canlandırabildiğim gibi Behram Ağa'nın korkusunu da hissetmeyi başardım. Kitap boyunca Behram Ağa'ya ne olacağı, kurtulup kurtulamayacağı, ölüyorsa nasıl ölüyor; kurtuluyorsa nasıl kurtuluyor merakı içimde hep diri kaldı. Neyseki kitap hepsinin cevabını veriyor.