Zoltan Fabri’nin Beşinci Mühür filmi, yalnızca savaşın yıkıcılığını değil, aynı zamanda insanlığın köklü açmazlarını da masaya yatıran bir yapıt olarak öne çıkar. Filmde konuşan dört adamın düşüncelerine eşlik eden tablo, Hieronymus Bosch’un ünlü "Dünyevi Zevkler Bahçesi"dir. Bosch’un bu eseri, yaratılış,…devamıZoltan Fabri’nin Beşinci Mühür filmi, yalnızca savaşın yıkıcılığını değil, aynı zamanda insanlığın köklü açmazlarını da masaya yatıran bir yapıt olarak öne çıkar. Filmde konuşan dört adamın düşüncelerine eşlik eden tablo, Hieronymus Bosch’un ünlü "Dünyevi Zevkler Bahçesi"dir. Bosch’un bu eseri, yaratılış, yaşam, günah, ölüm ve ahireti bir bütün halinde tasvir ederken aslında insanlığın dünyevi serüvenine dair bir panorama sunar. Fabri’nin bu tabloya başvurması tesadüf değildir; çünkü II. Dünya Savaşı, yalnızca Nazi ve Sovyet ideolojilerinin değil, aynı zamanda sıradan insanların düşüncelerinin, çelişkilerinin ve eylemsizliklerinin de sergilendiği bir sahnedir.
Film, söz konusu tabloyu bir tür ayna olarak kullanır. Konuşan karakterlerin cümleleri arasına serpilen görseller, izleyicinin zihninde belirli imgeler çağrıştırır: kimi zaman şeytansı bir figür, kimi zaman da günahın cazibesi. Böylece diyalogların büyüleyiciliği içinde derin bir sorgulama başlar. İzleyici, bu adamların sözlerinden yola çıkarak onların kişiliklerini tartar; iyilik ve kötülüğün sınırlarını, hatta savaş karşıtı oldukları hâlde eylemsizliğe mahkûm edilişlerini sorgular. Ya da eylemsizliğe mahkûm mudurlar? Kendileri ve yaşamlarını kurtarmak dışında dertleri var mıdır? Eleştirdikleri hâlde eyleme geçmemeleri onların vicdanlarını rahatlatmaları için belirli sebepler verir mi? Örneğin bu zalimliği biz yapmıyoruz sonuçta ya da hiç böyle eylemler gerçekleştirmedik demek olanlara karşı sorumluluklarını azaltır mı? Sade ve makbül vatandaş olmaları beklenen bu arkadaş grubuna vicdan muhakemeleri, verdikleri cevapları sorgulatacak bir nazi eli uzanacaktır film sonunda. :')
Burada asıl mesele, zalimliği tanımlamaktır. Savaş, kazananı olmayan bir cehennemdir; fakat film, “ya müdafaa gerekiyorsa?” sorusunu zihne düşürür. Ölüm tehdidi altında insanın kendinden beklenmedik eylemler gerçekleştirebileceği gerçeği, etik yargıları bulanıklaştırır. Ancak tüm savaşların ardında bir “tanrı kompleksi”, bir lider karizmasının gölgesi yok mudur? Antimilitarizm, modern çağda hâlâ bir ütopya olarak kalmaya mahkûm mudur? İnsanlık, toprak mülkiyetini savunma hakkını keşfettiğinden beri, haklı gerekçelerin gölgesinde sayısız ölüme yol açmadı mı?
Beşinci Mühür, izleyiciyi tarihin çözülmez düğümleri üzerine yeniden düşündürür. Karakterlerin gelişimi, soruların yöneltiliş biçimi ve en sonunda seyircinin kendine verdiği yanıt, bir tür sınav işlevi görür. Çünkü bazen onursuzca görünen bir davranış, ardında “iyilik” iddiasıyla sunulduğunda bile sempati toplayabilir. Film, bu tür ahlaki açmazları sahneye taşıyarak insanın kendisiyle yüzleşmesini sağlar.
Bosch’un tablosu ile Fabri’nin filmi arasındaki bağ da burada ortaya çıkar: Dünyevi olanın büyüleyiciliği ve yıkıcılığı, savaşın anlamsızlığıyla birleşir. İzleyici, karakterlerin sorularını yanıtlamaya çalışırken aslında kendi vicdanına ayna tutar. Hangisinden yana olmalı? Hangi düşünceye daha yakın durmalı? Ya da birinden yana olmak mümkün müdür? İşte "Beşinci Mühür", bu soruların cevapsızlığında derinleşen, düşündürücü ve sarsıcı bir deneyimdir.