"Ne var ki ben, kendimle ilgili bazı meseleleri hâlâ çözebilmiş değilim. Rendekâr düşünüyor olmasından varolduğu sonucunu çıkarıyor. Ben de düşünüyorum, dolayısıyla varım, ama kimim? Galata'da, Yelkenci Hanı bitişiğinde ikamet eden Uzun İhsan Efendi mi, yoksa bugünden tam üç yüz sekiz…devamı"Ne var ki ben, kendimle ilgili bazı meseleleri hâlâ çözebilmiş değilim. Rendekâr düşünüyor olmasından varolduğu sonucunu çıkarıyor. Ben de düşünüyorum, dolayısıyla varım, ama kimim? Galata'da, Yelkenci Hanı bitişiğinde ikamet eden Uzun İhsan Efendi mi, yoksa bugünden tam üç yüz sekiz yıl sonra, sözgelimi İzmir'de oturan mahzun ve şaşkın adam mı? Hangimiz düş ve hangimiz gerçek?"
Rene Descartes - Yöntem Üzerine Konuşma
RENDEKÂR - ZAGON ÜZERİNE ÖTTÜRME
"Ve hepsine haykırmak istiyorum. Onayladığınız yanıtlar yalnızca bir yüzey. Ne düzenli bir iş, ne iyi bir konut, ne sizin medeni durum dediğiniz durumsuzluk, ne de başarılı bir birey olmak ya da sayılmak benim gerçeğim değil. (...) Sizin düzeninizle, akıl anlayışınızla,…devamı"Ve hepsine haykırmak istiyorum.
Onayladığınız yanıtlar yalnızca bir yüzey. Ne düzenli bir iş, ne iyi bir konut, ne sizin medeni durum dediğiniz durumsuzluk, ne de başarılı bir birey olmak ya da sayılmak benim gerçeğim değil. (...) Sizin düzeninizle, akıl anlayışınızla, namus anlayışınızla, başarı anlayışınızla bağdaşan hiç yönüm yok."
Yazgülü, elinde sepeti, kırlarda yol alıyordu. Hava, sabahın bu ilk saatlerinde ne güzeldi! Güneş, yumuşak bir ütü geçiyordu kıra, topraktan bir buğu yükseliyordu. Bu buğu, biten yazın sarısıyla uyum içindeydi. Okuma uzaklığından bakıldığında Yazgülü, mevsim sonu indiriminden yararlanıp aldığı kırmızı…devamıYazgülü, elinde sepeti, kırlarda yol alıyordu. Hava, sabahın bu ilk saatlerinde ne güzeldi! Güneş, yumuşak bir ütü geçiyordu kıra, topraktan bir buğu yükseliyordu. Bu buğu, biten yazın sarısıyla uyum içindeydi.
Okuma uzaklığından bakıldığında Yazgülü, mevsim sonu indiriminden yararlanıp aldığı kırmızı tulumu, kırmızı pabuçları, sepetini örten alacalı mendiliyle, sarı bozkırda ansızın açmış bir gelinciği andırıyordu.
(...)
Yazgülü, Hoca'sını özledi. Şimdi o burada olsa, sözgelimi böyle rastgele notlara neden garip açıklamalar yazdığını sorabilirdi. Hoca da ona şöyle derdi:
"Yazı nasıl geçirdin? Yeni arkadaşlar edindin mi?"
"Bildiğiniz gibi. Hayır."
"Yazın, beni ve ikizleri özledin mi?"
"Çok."
"Ne gibi sorular hazırladın bakalım?"
"Hocam, bu tel çerçeveli gözlüğü neden değiştirmiyorsunuz?"
"Sizleri daha iyi görebilmek için. Hem eski kafalıyımdır ben."
"Neden bu kadar çok not alıyorsunuz?"
"Kendimi daha iyi kavrayabilmek için."
"Hep kaçmak. İnanmak ve görmek istemediği her şeyden kaçmak. Buna alışkın Bayram. En çok buna alışkın. Bu alışmaya taa, köyün içinde ilk Ford'u gördüğü zaman başlamadı mı? Gözünü tek o noktaya dikip bastığı yeri şaşırmadı mı? Bütün köylü, Ford'un içinden…devamı"Hep kaçmak. İnanmak ve görmek istemediği her şeyden kaçmak. Buna alışkın Bayram. En çok buna alışkın. Bu alışmaya taa, köyün içinde ilk Ford'u gördüğü zaman başlamadı mı? Gözünü tek o noktaya dikip bastığı yeri şaşırmadı mı? Bütün köylü, Ford'un içinden çıkan adamın eline sarılmıştı. Önünde kurbanlar kesmişti. O Ford'u, o Ford'un adamını baş tacı etmişti. Onunla birlikte, ellerini havaya kaldırıp <<> demişti. Bayram beş yaşında. Her zamandan daha ufalanmış, parçalanmış bir toz. Her zamandan daha unutulmuş çitin yanında. Ta o yaşından bu yana kulağına değen her söz, her köşede, her adım başında altı arabalı bir adamı muştulayıp durmadı mı?"
"- Neyin nesi yahu, Bayram değil, kandil değil! - Hürriyet bu, hürriyet... - Ne demek? - Hürriyet ağa!... Bundan böyle sen sensin, ben de ben... 'Hep bir eşit' olduk. Başımıza buyruk...' - Yalana bak! Ee? - E'si hürriyet dedin mi…devamı"- Neyin nesi yahu, Bayram değil, kandil değil!
- Hürriyet bu, hürriyet...
- Ne demek?
- Hürriyet ağa!... Bundan böyle sen sensin, ben de ben... 'Hep bir eşit' olduk. Başımıza buyruk...'
- Yalana bak! Ee?
- E'si hürriyet dedin mi bitti. Gayri canın çekerse padişahı it hesabına almayacaksın! Özgürlüktür bu, maskaralık belleme!"
Ahahhaa, yalana bak! EEE? Bu romanı ne zaman okusam aklıma hep görecelik kavramı geliyor. Komik mi trajikomik mi bilmem fakat komikliği baki.
"Kendini ciddiyetle düşündüğünde -ki siz de bilirsiniz, kendini ciddiyetle ele alanın ne berbat biri olduğunu-, sorsan ki, 'kaybolmak isteyen bir yazar denebilir mi sana?' Sevgili okurlar? (Nereden sevgili oluyorsanız) bu soruya sizler bu metnin tümünü okumadan veremezsiniz karar ama unutulma…devamı"Kendini ciddiyetle düşündüğünde -ki siz de bilirsiniz, kendini ciddiyetle ele alanın ne berbat biri olduğunu-, sorsan ki, 'kaybolmak isteyen bir yazar denebilir mi sana?' Sevgili okurlar? (Nereden sevgili oluyorsanız) bu soruya sizler bu metnin tümünü okumadan veremezsiniz karar ama unutulma peşine düşmüş, kendine bir UNUTTURUŞ OYUNU kurmuş bir yazara ne dersiniz? Eeh., evet biraz, ama tam değil. Ya da bir, 'hiç yazar' olmak isteyen biri? Bilemiyorsun ki, nasıldır 'hiç yazar'? Hayır, hayır sen değilsin!"
"Bakın buraya Şemsettin Saminin mavi gözlü, kırmızı ciltli, sarı saçlı, kemerli burunlu adamlardır, zeki ve çalışkan olurlar, lafları bolcadır dediği adamlar-dan biri ölmek üzere... Hiç bir şey yapmadan. Dama-dın yüzü kalınlaşmış, Sinan paşanın torunu karım öm-rünce ateşimiliter karısı olamadığının acısı…devamı"Bakın buraya Şemsettin Saminin mavi gözlü, kırmızı ciltli, sarı saçlı, kemerli burunlu adamlardır, zeki ve çalışkan olurlar, lafları bolcadır dediği adamlar-dan biri ölmek üzere... Hiç bir şey yapmadan. Dama-dın yüzü kalınlaşmış, Sinan paşanın torunu karım öm-rünce ateşimiliter karısı olamadığının acısı içinde... ondan mıydı o soğukluğu yoksa... sanmam... picama-nın altını giydirmiş ayağıma... Sinan paşa inatçı, in-tıkamcı ve zalimdi... aylardır haşlama kabak, öküz eti, hoşaf barna, rakıyla kalkan balığı size, hani sizin halk doktorunuz iyi edecekti beni, hani milodyalı ham-si, minci, pepeçi hani, aç gidiyorum gidiyorum öteki dünyaya aç... utanmadan halk çocuğu halk çocuğu diye.. diye... ötekiler ne çocuğu pe-ki, utanmadan yüzüme karşı dedi İşçisin sen baba, is-çiliğini bil, sınıfına ihanet etmiş olursun baba!... Defol, defol karşımdan ander kalası kaybana, işçi sensin, benim dedem derebeyiydi, benim babam kapı-kuluydu, granddı apoleti, onun dedesi 100 bin akçeyle ayrıldıydı emekliye..., Bunlardan sana ne patron se-ni attığı gün açsın sen... Ardından bağırdım boğazı-mlan tüm gucüyle, yeri göğu inlettim: Aç sensin, za-lim Sinanın torunu, odun kuyruk, aç sensin, hiç bir şeyin değeri yok mudur sizce, Hasan paşaya karşı gel-miş. Fatih Sultana kafa tutmuş bir dedelerin, satola-rın değeri yok mudur, sizin kitabınızda neye saygı edi-lir, hepinizin asıl istediği ötekiler gibi zengin olmak, sefa surmek değil mi? koministlik buyuklere de her-şeye de saygısızlık mıdır ha? Kim öğretti bu soysuzlu gu sana, ben canama ummanlara yedirirken kim ha?"
"Kapı çalınıyor. Kim geldi acaba? Kimi istersem, kimin ismini yazarsam o gelir. Yazmanın bu yararı var işte, küçük bir işaretle, canımın istediğini getiririm. İstersem fikrimi değiştiririm. Kim ne yapabilir? Hadi bakalım, kapının zili çalmadı, gelen giden yok. Tamam mı?"
“(...) Memleketin bütün sözü geçen takımı seferber hale gelerek Salâhattin Bey’i sıkıştırmaya başladı. İlk zamanlarda rica ve kandırma yolu tutan bu adamların sözleri Salâhattin Bey’in mütemadi redleri karşısında yavaş yavaş bir tehdit kılığı alır oldular. Zavallı adam, işin bu şekle…devamı“(...) Memleketin bütün sözü geçen takımı seferber hale gelerek Salâhattin Bey’i sıkıştırmaya başladı. İlk zamanlarda rica ve kandırma yolu tutan bu adamların sözleri Salâhattin Bey’in mütemadi redleri karşısında yavaş yavaş bir tehdit kılığı alır oldular. Zavallı adam, işin bu şekle gireceğini düşünmemişti. Memleketi asıl idareleri altında bulunduran bu adamların karşısında bir hükümet memurunun ne kadar az kıymeti olabileceğini; bir kaymakamın, aşağı yukarı, kendisine itibar edilen, fakat işlerine engel olmaya başlayınca derhal tüydürülen bir kukla olduğunu bildiği için, vaziyetten tamamen ümidi kesmiş gibiydi.”
Anadoluda mütegallibe...