Spoiler içeriyor
“Her şey yolunda görünüyordu. Artık öyle görünmemeli. Otuz yılda hiçbir yere gelinmemişse, bir başkaldırı mutlak olmalı. Bu hiçlik de yaşanmalı. Bir boşluğa olanca hızla düşülmeli. Bu düşüş gerçek yüzünü göstermeli. Bir düşüş yokmuş gibi yaşanılamaz. Düşülen yerden yıldızlar seyredilemez. Ülkücülük…devamı“Her şey yolunda görünüyordu. Artık öyle görünmemeli. Otuz yılda hiçbir yere gelinmemişse, bir başkaldırı mutlak olmalı. Bu hiçlik de yaşanmalı. Bir boşluğa olanca hızla düşülmeli. Bu düşüş gerçek yüzünü göstermeli. Bir düşüş yokmuş gibi yaşanılamaz. Düşülen yerden yıldızlar seyredilemez. Ülkücülük şırıngası ile Oscar Wilde bilgiçliği arasında asılı durulamaz. Bir yere dikilmeli. Orada sağa sola bakılmalı.”
İnsanların takıntılı olduğu bazı romanlar vardır; işte bu roman da benim takıntılı olduklarımdan bir tanesidir. Bu sebeple romana dair incelemelerimin tamamını bölümleyerek burada paylaşmaya karar verdim. Böylelikle bir yandan kendi arşivimi oluştururken, diğer yandan da ilgilisine dikkat çekici veya gözden kaçan yönleri göstermiş olmayı ümit ediyorum.
Dipnot: Romanı okumadıysanız bu yazıyı da okumayınız :) Romana dair fazla detay ve çıkarımlar içermektedir.
Zaman ve Mekan Düzeni:
Romanda iki mekân ve iki zaman vardır. Bunlardan bir tanesi Aysel karakterinin ölmeye yattığı otel odasıdır. Burada okuyucu, Aysel’in kişisel kriziyle karşılaşır. Romancı 7.22–8.49 arasında geçen bu kısacık zamanı öyle derinlemesine anlatır ki bu gerçekten teknik ve edebî anlamda bir başarıdır. Diğer zaman ise daha geniş ve ulusal krizi dile getirir: 1938–1968 yılları.
Romanın Sorunsalları:
Resmî ideoloji sorgulaması:
“Tarihi yapan el seni de yapmıştır.” Özellikle kadın penceresinden yapılan bir sorgulama olarak dikkat çekmektedir ve bu romanın en temel meselesidir. Aysel karakteri, kendisine misyon olarak yüklenen Cumhuriyet’in ideal, modern, okumuş kadını imajıyla yaşamına devam etmektedir. Ona sunulan imkânları doğru şekilde kullanarak okuması, düşünmesi ile göz doldurmaktadır. Ancak bu karakter bir süre sonra kendini sorgulamaya başlamıştır. Kendisini oluşturan şartları ve yetiştirilme biçimini sorgulamaktadır. Bütün bu, şimdiki olduğu kişiyi oluşturan koşulların dışındaki potansiyelini merak etmektedir. Gerçek kimliğini ve varlığını sorgulamakta, yaptıklarını görev bilinci ile mi yoksa salt kendi arzusu ile mi yaptığını kestirmeye çalışmaktadır.
Aydın yabancılaşması:
Romandaki aydın karakteri topluma uzak, toplumla özdeşleşemeyen, toplumdan hızla uzaklaşan ve onu küçümseyen buyurgan bir tavır ile romanda kendisine yer edinmektedir. Aydını temsil eden roman kahramanının Aysel’e karşı beslemiş olduğu olumlu hisler hiçbir zaman davranışa dönüşmemektedir. Toplum ve aydın arasındaki mesafe son derece açıktır ve bir türlü kapanamaz. Bu türden bir toplum ve aydın arasındaki yabancılaşma problemlerini Yakup Kadri Yaban isimli romanında işlemiştir. Aydın karakterin bu üst perdeden konuşmaları ve buyurgan tavrı, Aysel’i ve Aysel’in temsil ettiği toplumu aydın kişiden uzaklaştırmakta; aralarında oluşan mesafe giderek artmaktadır. Aydın her şeyi çok iyi biliyor olmasına karşın, kendisine ihtiyaç duyulduğunda oluşturduğu bu yabancılaşma ve mesafe dolayısıyla kimse ona ulaşamamaktadır. Bu bilgisiyle halka ve Aysel’e hiçbir fayda sağlayamamıştır.
Kadının kimlik arayışı:
İdealist ve çalışkan bir genç kız olarak yetiştirilen Aysel, kendisine yaratılmış olan bu kimliğin kendi tercihi olup olmadığını sorgulamaya başlamıştır. Cumhuriyet’in ideal kadını kimliği dışında bir kimliği olup olmadığını, yetiştirilme tarzını ve kendi özünü öğrenmek istemektedir. Ona gösterilen ve idealize edilmiş olan kimlik dışında bir kimliği olup olmadığını merak etmekte ve bunu aramaktadır.
Anlam arayışı:
“Hiç kendimiz olduk mu?” (s.183). Aysel karakteri, kendisine ve kendisiyle birlikte yetiştirilmiş olan nesle yüklenen misyonu sorgulamaktadır. İstediklerinin toplum etkisinde mi yoksa bireysel tercihleri mi olduğunu öğrenmeye çalışmaktadır. Aysel’in ihtiyacı olan şey, kendini tanımlamak ve bir kendilik, öz benlik oluşturmaktır.
Geleneksel hayat – modernleşme çatışması:
Romanda bu çatışma Aysel’in çocukluk yıllarından itibaren işlenmektedir. Okul döneminde Cumhuriyet’in idealist öğretmenlerinden biri olarak temsil edilen Dündar karakterinin çocuklara ilişkin tasarrufları (kıyafetler, kızlı erkekli danslar yapmaları vs.) Aysel’in hoşuna gitmemekte, ailesi ve babasının rahatsızlıkları ile birleşince çatışmanın merkezine yerleşmektedir. Aysel, hem okumak ve benliğini tamamlamak istemektedir hem de ailesini üzmemek için bu gerilimin içinde kalmıştır. Bu çatışma ilerleyen hayatında da iz bırakmıştır. Romanda modern kesim ile geleneksel hayatı sürdüren kesim arasında sürekli bir çatışma vardır.
Karakterler ve Temsil Değerleri
Aysel:Cumhuriyet’in okumuş, idealist neslini temsil eder. Ancak bu idealizme rağmen kendisini gerçekleştirememiş ve intiharın eşiğine gelmiştir. Yazar, dönemin insanına sunulan misyonun tatmin edici olmadığını vurgulamaktadır.
Dündar Öğretmen:Cumhuriyet’in idealist öğretmenidir. İyi niyetli, çalışkan, ideallerinin peşinde giden bir karakterdir. Ancak Aysel, ilerleyen süreçte aldığı bu eğitimden hoşnut kalmamıştır.
Aysel’in Annesi:Geleneksel değerleri temsil eder. Klasik anne tipidir; kızının yanında yer alarak çatışmaları yumuşatmaya çalışır.
Aysel’in Babası (Salim Efendi): Halkı temsil eder. Geleneklere bağlı, modernliğe karşıdır. Cumhuriyet sonrası kimlik bunalımını yansıtır.
Tezel: Aysel’in kardeşi. Sanatla ilgilenir, özgür ruhlu ve eğlenceye düşkündür. Aysel gibi idealist değildir.
İlhan: Aysel’in ağabeyi. Baskıcıdır, ülkücü-milliyetçi kesimi temsil eder.
Ömer:Aysel’in eşi. Akademisyendir.
Aydın:Sol görüşlü, kültürlü ancak halka yabancı bir aydın tipidir. Galatasaray Lisesi’nde okumuş, Fransızca bilen, ama mesafeli bir karakterdir.
Behire:Aysel’in arkadaşı ve hemşiredir.
Engin:Aysel’in üniversiteden gayrimeşru ilişki yaşadığı kişidir.
Ali:Dündar öğretmenin öğrencisi. Ezilen, yoksul kesimi temsil eder.
Hasip:Hafızın oğludur, din eğitimi almış, başarılı olmayan ama ince ruhlu bir karakterdir.
Romanın Yapısal Özellikleri:
Karakterler tamamlanmamıştır:Her kahraman kendi bilinciyle var edilir. Çok seslilik hâkimdir.
Diyalog: Karakterler doğrudan veya dolaylı iletişim hâlindedir. Mektuplaşmalar, anı defteri parçaları söylem çeşitliliği sağlar.
Çok seslilik: Toplumun farklı kesimleri (aydın, esnaf kızı, hafızın oğlu, bürokrat çocuğu) bir arada temsil edilir.
Anlatı teknikleri: İç konuşma tekniği yaygındır. Birinci tekil şahısla ilerleyen anlatım zaman zaman üçüncü tekile de kayar.
Yazarın Konumu ve Otobiyografik Unsurlar:
Roman çok sayıda otobiyografik öğe taşır. Yazar ile Aysel özdeşleşmiştir. Karakterin kişiliği, yaşam öyküsü, mekân seçimleri yazara benzemektedir. Ankaralı olan yazar, tıpkı Aysel gibi Haymana’dan Ankara’ya eğitim için gelmiş, Ankara’da uzun yıllar yaşamış ve sonrasında İstanbul’a geçmiştir. Otelin Ankara’da olması da bu otobiyografik yönlerden biridir.
Romanın Mesajı:
Roman baştan sona bir sorgulama eseridir. Aysel’in kendi kimliğini oluşturan “ideal Türk kadını” kimliğini sorgulaması merkezde yer alır. Eğer bu kimlik standardize edilmeden, dış etkenlerden bağımsız oluşsaydı, nasıl bir karakter ve varlık doğacaktı sorusu yöneltilmektedir. Roman, Cumhuriyet’in kurulması ve sonrasında idealist insanlar yetiştirme gayretiyle bireylere yüklenen misyonun ne kadar sancılı bir süreç olduğunu gösterir. Bu süreçte bireyler aileleriyle ve toplumla çatışmalar yaşamış, ancak sonunda birey olma yolunda varoluşlarını sorgulamışlardır.
Eser sadece buhranları değil, buhranlardan sıyrılmak için arayışları da sunar. Çocuk figürü, hayatın yaşamaya değer olduğunu simgeler. Bu nedenle Aysel, bütün umutsuzluklara rağmen umut vadeden bir karakterdir.