Spoiler içeriyor
"The Quiet Earth" (Sessiz Dünya) Yeni Zelanda sinemasının ilk bilimkurgu eseri olarak kabul edilen Geoff Murphy'nin çekmiş olduğu 1985 yapımı film. Craig Harrison'ın 1981 çıkışlı romanından (serbest uyarlama olduğu söyleniyor) uyarlanmıştır. Film, sadece bir felaket hikayesi olmasının yanında, post-apokaliptik bilimkurgu…devamı"The Quiet Earth" (Sessiz Dünya) Yeni Zelanda sinemasının ilk bilimkurgu eseri olarak kabul edilen Geoff Murphy'nin çekmiş olduğu 1985 yapımı film. Craig Harrison'ın 1981 çıkışlı romanından (serbest uyarlama olduğu söyleniyor) uyarlanmıştır. Film, sadece bir felaket hikayesi olmasının yanında, post-apokaliptik bilimkurgu ve derin bir psikolojik gerilimi birleştirerek izleyiciyi yalnızlık, suçluluk ve varoluşsal kriz temalarıyla yüzleştirir.
Film, Dünya'daki yaşamın büyük bir kısmının gizemli bir şekilde yok olmasının ardından hayatta kalanların mücadelesine odaklanıyor. Ancak filmi asıl etkili kılan, bu bilimkurgu çerçevesini psikolojik dram ile birleştirmesidir. Filmin ilk yarısında, başkahraman Zac Hobson'ın mutlak yalnızlık karşısında deliliğin eşiğine gelmesi, izleyiciye insanlığın yokluğunda bilincin ne anlama geldiğini sordurmak ve bilimsel ilerlemenin etik sorumlulukları üzerine düşündürmektir. Zac, bir an kendini dünyanın tartışmasız başkanı ilan ederken, bir sonraki an mutlak izolasyonun getirdiği çaresizlik ve korkuyla boğuşur.
Zac Hobson'ın çalıştığı şirket, uluslararası ve son derece gizli bir enerji girişimi olan "Project Flashlight" ile bir operasyon başlamıştır. Bu proje, kablosuz bir küresel enerji şebekesi kurmayı amaçlamaktadır, ancak aktive edildiği anda bir arıza meydana gelir. Zac'in "The Effect" (Etki) adını verdiği bu olay, gezegendeki tüm canlıların anında kaybolmasına yol açar. Zac, projenin yıkıcı potansiyelini bilmesine rağmen sessiz kaldığı için yoğun bir suçluluk duyar; bu suçluluk, filmin kişisel drama katmanını oluşturur. Hayatta kalan Zac, Joanne ve Api'nin ortak noktası, Etki'nin gerçekleştiği anda ölümün eşiğinde olmalarıdır ve bu durum, neden kaybolmadıklarına dair bilimkurgusal bir açıklama sunar. Proje, aynı zamanda filmin bilimin kontrolsüz gücüne ve etik sınırların aşılmasına dair eleştirisinin somutlaşmış halidir.
Filmin en çok akılda kalan yönü, kesinlikten uzak, düşündürücü finalidir. Zac, kendisinin de katkıda bulunduğu Flashlight Şebekesi'nin ikinci bir felakete yol açmasından korkarak, hala aktif olan tesisi yok etmeye karar verir. Patlamanın yaşandığı anda Etki yeniden gerçekleşir ve Zac kendini bilinmeyen bir kumsalda bulur. Gözlerinin önünde, devasa ve halkalı yabancı bir gezegen gökyüzüne yükselmektedir. Bu son, felaketin sadece Dünya'daki yaşamı bitirmekle kalmayıp, aynı zamanda gerçekliğin kendisini kökten değiştirdiğini ya da Zac'i başka bir boyuta veya paralel evrene taşıdığını ima eder. Bu soyut ve belirsiz bitiş, filmin yalnızca bir hayatta kalma hikayesi değil, aynı zamanda varoluşsal bir bilmece olduğunu vurgular; bu noktada çoğu izleyicinin ortak görüşü, filmin ortalarında Zac'in söylediği "yaşamaya lanetlendim" cümlesinden yola çıkarak -farklı boyut veyahut farklı evren- yeniden yaşadığıdır.
"The Quiet Earth" filmi, basit bir hayatta kalma hikayesinin ötesine geçerek hem bilimkurgu hem de varoluşsal düzlemde derin anlamlar taşıyan zekice detaylar ve güçlü göndermeler içerir. Bu detaylar, Zac Hobson'ın yaşadığı olayların sıradan bir kaza değil, kaderle, suçlulukla ve hatta mitolojiyle bağlantılı olduğunu düşündürür.
Örneğin Saatin Durduğu An: 06:12 (net olmamakla beraber) İncil'den (matta ve yaratılıştan)
"Bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi, Sen de bizim suçlarımızı (günahlarımızı) bağışla."
.
.
"Tanrı yeryüzüne baktı ve her şeyin yozlaştığını gördü. Çünkü bütün insanlar yoldan çıkmıştı."
Gönderme yapıldığı düşünülüyor.
Filmin en belirgin ve en önemli detaylarından biri, "Etki"nin (The Effect) meydana geldiği ve Zac'in uyandığı andır: Saat 06:12. Filmin başlarında, Zac'in uyandığı odayı incelediğimizde radyo, kol saati ve diğer tüm saatlerin bu anda durduğunu görürüz. Bu zamanın sembolik olarak birkaç olası anlamı vardır,
"Felaketin zamanı" Bu, "Project Flashlight"ın aktifleştiği ve tüm dünya nüfusunun kaybolduğu kesin andır. 06:12, Zac için hem bir başlangıç (yeni bir hayat) hem de bir son (eski dünyanın sonu) noktasıdır.
"Durağanlık" Saatin durması, zamanın Zac için anlamını yitirmesi ve dünyadaki her şeyin anlık bir karede donup kalması metaforudur. Bu, Zac'in yaşadığı travmanın ve gerçeklik algısının bozulmasının (Filmin ilk yarısı bunu destekler nitelikte) görsel bir ifadesidir.
"Ölüm Anına etkileşim" Filmin ilerleyen dakikalarında, hayatta kalan üç kişinin (Zac, Joanne ve Api) Etki'nin gerçekleştiği 06:12'de ortak bir noktada buluştukları ortaya çıkar: Hepsi o an ölmek üzeredir. Zac intihar etmek için aşırı dozda ilaç almış, Joanne elektrik akımına kapılmış, Api ise boğulmak üzeredir. Bu durum, 06:12'yi sadece bir zaman dilimi değil, aynı zamanda hayatta kalanların kader anı veya bir tür araf-geçiş kapısı olarak kodlar.
Romanın orijinalinde, 06:12 anının her sabah tekrarlanan bir zaman döngüsü olduğu belirtilir; ancak film, bu döngü fikrini atlayarak 06:12'yi tek ve belirleyici bir an olarak korur.
Film, küçük bir hayatta kalan grubu üzerinden insanlığın ve medeniyetin doğuş mitlerine de göndermeler yapıldığı düşünülüyor;
"Adem ve Havva Miti" Zac ve Joanne, boş bir dünyada kalan ilk kadın ve ilk erkek olarak, yeni bir Adem ve Havva figürünü temsil eder. Hayatta kalan bir de yerli Yeni Zelandalı (Maori) olan Api eklenince, üçlü arasında kaçınılmaz olarak bir aşk üçgeni oluşur. Bu, cenneti yeniden kurma potansiyelinin bile, insan doğasının getirdiği kıskançlık ve çatışma yüzünden bozulabileceğini gösterir.
"Mesih Kompleksi ve Delilik" Zac, yalnızlığın getirdiği delilik anlarında bir kiliseye girer, Tanrı'yı çağırır ve cevap alamayınca İsa heykelini tüfekle parçalar. Ardından kendisini dünyaya "Dünya Başkanı" ilan eder. Bu sahne, insanın en büyük kriz anında bile iktidar ve kontrol arayışını sürdürdüğünü, hatta Tanrı rolünü üstlenmeye çalıştığını gösteren, güçlü bir anti-dinî ve varoluşsal göndermedir.
Film, Yeni Zelanda'nın ilk büyük bilimkurgu yapımı olarak, yerel kültüre özgü önemli unsurları da barındırır:
"Pakeha (Beyaz Yeni Zelandalı) Yalnızlığı" Zac Hobson karakteri, Yeni Zelanda edebiyatında sıklıkla rastlanan, yalnız, anti-kuruluşçu ve izole erkek kahraman arketipine uyar. Zac'in yaşadığı yalnızlık, hem küresel bir bilimkurgu teması hem de Yeni Zelanda'nın kurucu mitlerindeki yalnız öncü adam imgesinin bir yansımasıdır.
"Irksal Sorumluluk" Api'nin hayatta kalan üçüncü kişi olması ve özellikle Zac'in patlamadan önce dünyayı "kahverengi tenli insanlar" için kurtarmaktan bahsetmesi, Yeni Zelanda'nın yerli halkı Maoriler ile sömürgeci kökenli Pakehalar arasındaki ilişkilere ve beyaz adamın teknolojik felaketler yoluyla dünyaya verdiği zarara dair metaforik bir yorum içerir. Zac'in fedakarlığı, bir tür beyaz suçluluğun kefareti olarak da okunabilir.
Fazla uzattım. Son olarak şunu söylemek istiyorum. Bu filmin bütçesi sadece 1 milyon dolar. Yani ben 3-5 milyonluk kısa metraj Filmler gördüm. Bu bağlamda film gerçekten saygıyı hak ediyor. Gerek yılı, gerek bütçesi göz önünde bulundurulduğunda iyi film yapıldığı bariz ortada. Ancak sonuç olarak sanat eseri olduğundan estetik yönü zayıf. Arkadaşlarımla sesli konuştuk filmi ve ortam görüşümüz bu konunun kesinlikle yeniden (dizi veyahut film fark etmez) çekilmesi gerekiyor (remake de olabilir). Puanını bir tarafa bırakıp izlemenizi tavsiye ederim. Düşündürtücü bir bilimkurgu.