Spoiler içeriyor
Willem,JB,Malcolm ve Jude üniversitede okurken yurtta tanışan çok yakın dört arkadaştır. Aktör Willem İsveç kökenli bir ailenin oğludur. Sevgisiz,soğuk bir çiftlik evinde büyümüştür. Çekici görünümüyle kadınların favorisidir. Sanatçı Jean Baptiste yani JB Haiti kökenlidir. Eşcinseldir. Babasız büyümüştür ama Willem’in aksine…devamıWillem,JB,Malcolm ve Jude üniversitede okurken yurtta tanışan çok yakın dört arkadaştır.
Aktör Willem İsveç kökenli bir ailenin oğludur. Sevgisiz,soğuk bir çiftlik evinde büyümüştür.
Çekici görünümüyle kadınların favorisidir.
Sanatçı Jean Baptiste yani JB Haiti kökenlidir. Eşcinseldir. Babasız büyümüştür ama Willem’in aksine büyüdüğü ortamda sevgi hiç eksik olmamıştır. Fakat çok inatçıdır. Mimar Malcolm durgun ve sakin biridir. Çok zengin bir ailede büyümüştür. Beyaz bir anneye ve siyahi bir babaya sahip olan Malcolm kendini yeterince siyahi hissedememektedir. Ve bir de Avukat Jude vardır. Jude,JB’nin deyimiyle “post-seksüel,post-ırksal,post-kimliksel ve post-tarihseldir”. Yani onunla ilgili hiçbir şey bilmiyorlardır. Çünkü Jude kendiyle ilgili hiçbir şey anlatmamaktadır. Çok yakışıklıdır fakat oldukça utangaçtır. Baktığınızda ne düşündüğünü kestiremediğiniz etkileyici yeşil gözleri vardır. Temastan hiç hoşlanmaz. Sorunlu bacakları vardır. Bazen bacakları yüzünden nöbetler geçirmektedir.
Değersiz Bir Hayat bu dört adamın hayatlarını anlatıyor. Ama en çok da Jude’un hayatını.
Travmalar,aşk,ayrılık ve kalp kırıklıklarını okuyorsunuz.
Eylül ayı hiçbir şey okumayacağım diye kendime söz vermiştim ve bu sözüme uymuştum. Bu kadar uzun süre -kitapsız 1 ay geçirmek bana uzun geldi- hiçbir şey okumayıp üstüne böyle ağır bir şeyi okumak beni mahvetti,yalan yok. Nasıl toparlanacağım bilmiyorum.
Değersiz Bir Hayat çok popüler diye aldığım ama arkasını vs hiç okumadığım bir kitaptı. Ben yazarını tamamen Japon zannediyordum ve haliyle kitabı da Japon Edebiyatı -hatta Klasiği- zannediyordum. New York’u arka planına alan,birbirinden farklı ırklardan gelen dört karakterle karşılaşınca şaşırdım. Kitap 2015’te çıkmış.
Ama beğendim,yanlış anlamayın. Kitap 800+ sayfa diye hep gözümü korkutmuştu ve aylarca rafımda bekledi. Ben ona baktım,o da bana. Sonunda birgün elime aldım ve kitap öyle bir aktı ki. 200+ sayfa okuduğum günler oldu.
Bazen nefes nefese kaldım. Bazense kahkaha attım. Gülümsedim. Ama en çok da sinirlendim. Gözlerim çoğu kez doldu. Birkaç yerde ağladım. Anksiyete atağı da geçirmedim değil. Ellerim titredi. Bu kitabı okuyacak kişilerin güçlü bir zihni olması gerektiğini düşünüyorum. Burada bence okumak isteyenleri kitabın şiddet,istismar,t**avüz,p*dofili,depresyon, kendine zarar verme,madde bağımlılığı ve *ntihar gibi şeylerin içerdiği konusunda uyarmam gerekiyor. Bunun haricinde LGBT teması da var. Tetiklenecek kişiler bence uzak dursun. Çünkü ağır gerçekten. Hatta bu yıl Belarus’ta kitabın dağıtımı yasaklanmış.
Acaba Değersiz Bir Hayat bir diziye uyarlanır mı? Oyunlara uyarlanmış birkaç kez. Londra versiyonunda Luke Thompson(Bridgerton’ın Benedict’i) gibi ünlü isimler oynuyor. Hatta Luke Thompson ve Jude’u oynayan aktör performanslarıyla ödül almışlar.
Yazar karakterleri oluştururken kafasında canlandırdığı,tip olarak benzettiği kişiler var mıydı acaba?
Beğendim ama bir yandan da keşke okuyup kendime bu kadar acı çektirmeseydim de diyorum. Şuan beni mutlu edecek bir şeyler yapmaya ihtiyaç duyuyorum.
Şimdi burada spoya giriyorum***
.
.
Jude’un yaşadıklarıyla mahvoldum. Yaşadıklarına dair tahminlerim tabiki vardı ve bazıları doğru çıktı ama bu kadarını da beklemiyordum. Çocukluğu tamamen acı içinde geçiyor. Bir yerden kurtulduğunu zannederken daha da kötü bir yere düşüyor. Üniversite döneminden 30’lu yaşlarına kadarki hayatı,çocukluğuna göre daha az şiddetli geçiyor -burada başkasından şiddet görmüyor,kendine zarar veriyor- ama sonra hayatına iğrenç bir adam giriyor. Yine şiddet başlıyor…
Willem ile aşk yaşadığı,birlikte oldukları dönem birçok açıdan çok çok daha iyi geçse de hayatı hep acıyla dolu. Willem’in gidişi ve ondan sonrası ise…bu konuya girmeyeyim bile. Ne olursa olsun Jude’un hayatı değersiz değildi. Jude o kadar güçlü birisiydi ki aslında…şuan kelimeleri toparlayamıyorum. Kitabı dün gece bitirdim ama ben hala allak bullak olmuş haldeyim. Harold’a da ayrı üzüldüm. İki kere evlat acısı yaşadı. İki evladı için de çok mücadele etti.
Bu arada yukarıda eklemedim ama anksiyete atakları haricinde ben kitabı okurken bir yaşlanma korkusu da yaşadım. Neden bilmiyorum.
Kitapta en çok Jude’un anlatılması biraz dengesiz olmuş. Malcolm,kendi karakteri gibi çok sessiz kalmış. Hoşuma gitmeyen şey bu oldu sanırım. Ama Jude’un hikayesi de çok güçlüydü. Bu derinliği hak ediyordu sanırım. Ve yazar bu şiddet,kendine zarar verme satırlarını nasıl böyle gerçekçi yazabilmiş aklım almadı. Her şey gözümün önünde canlandı. Sanki ben de oradaydım. Benim de canım çok candı.
Yazıyı en sevdiğim ve en sevmediğim karakterlerle bitireyim. Willem favorim oldu.
Willem Jude’u çok güzel sevdi. Çok sabırlıydı. İlişkilerinin tamamen “pembe dizi modunda” olmaması bana daha gerçekçi geldi. Çünkü Jude’un yaşadıklarından sonra öyle olamazdı. En sevmediğim ise JB oldu. Hatta gıcık oldum ona. Bence çok kıskanç ve bencildi de. Finalde sanki cezalandırılmış gibiydi. Willem ve Malcolm’un gidişinden sonra Jude da kendini sonuna götürdü. Ve JB tek kaldı…
Ben gidip kendimi toparlamaya çalışayım. Enkaz gibiyim de…