Spoiler içeriyor
Mitoloji sevenlerin özellikle ilgisini çekeceği bir roman. Yunan mitolojisinin büyülü ama zalim dünyasında, hep tanrıların gölgesinde kalmış bir kadının hikâyesini anlatıyor. Kirke, başkaları kadar gösterişli ya da güçlü değil belki ama içinde bambaşka bir kudret taşıyor: insan olabilmeyi. Kitabı okurken,…devamıMitoloji sevenlerin özellikle ilgisini çekeceği bir roman. Yunan mitolojisinin büyülü ama zalim dünyasında, hep tanrıların gölgesinde kalmış bir kadının hikâyesini anlatıyor. Kirke, başkaları kadar gösterişli ya da güçlü değil belki ama içinde bambaşka bir kudret taşıyor: insan olabilmeyi. Kitabı okurken, onun dışlanmışlığını, yalnızlığını ve sonunda kendi gücünü fark etmesini derinden hissediyorsunuz.
Ailesiyle olan ilişkileri ise beni fazlasıyla sinirlendirdi. Annesi tamamen ilgisiz, babası kibirli ve umursamaz. Kirke’nin kardeşleri de aynı şekilde, sürekli kendini üstün gören, küçümseyici tipler. Kirke onların arasında hep eksik, hep yanlış biri gibi görülüyor. O yüzden ben açıkçası ne annesini ne babasını ne de kardeşlerini sevebildim. Hepsi gıcıktı, hepsi bencildi. Kirke’nin o soğuk, sevgisiz ortamda kendine yer bulamayışını okurken içim gerçekten sıkıştı.
Bir de o erkek karakter Kirke’nin ilk aşkı olan kişi. Başta sanki gerçekten seviyormuş gibi davranıyor ama sonradan yaptığı şeyler tam bir hayal kırıklığı. Kirke ona saf bir kalple bağlanıyor ama adamın bu sevgiyi nasıl bencilce kullandığını görmek beni çok rahatsız etti. O bölümde Kirke’ye çok üzüldüm, ama aynı zamanda oradan sonra daha güçlü birine dönüşmeye başladığını da gördüm. Kitapta beni en çok sarsan sahnelerden biri ise, Kirke’nin adasına gelen erkeklerle yaşadığı o olaydı.
Onların iyi niyetliymiş gibi davranıp, aslında onu zayıf sanarak saldırmaya kalkıştıkları o an Gerçekten insanın içini kaldıran bir sahneydi. Kirke’nin o an yaşadığı korku, öfke ve çaresizlik hepsi çok güçlü bir şekilde yansıtılmış. Ama aynı zamanda o sahneyle birlikte Kirke’nin içinde bastırılmış gücün patladığını, bir kadının kendi bedenine, hayatına ve sınırlarına sahip çıkma anını görüyorsunuz. O bölüm beni hem öfkelendirdi hem de etkiledi. Doğrusunu söylemek gerekirse, kitabın ortalarına doğru özellikle 230. sayfalardan sonra tempo biraz düştü.
Bazı yerlerde uzun betimlemeler okumayı zorlaştırdı. Ama yazarın dili o kadar güçlü, atmosfer o kadar büyüleyiciydi ki, bırakmak istemedim. Özellikle babasıyla yaşadığı o yüzleşme anı beni derinden etkiledi. Hem bir kızın babasına karşı yıllarca biriktirdiği korku hem de sonunda gelen özgürlük duygusu çok güçlüydü. Genel olarak Ben Kirke, hem mitolojiye hem kadın gücüne dokunan bir hikâye. Bazı bölümleri yavaş ilerlese de, karakter derinliği ve anlatımın büyüsü bunu fazlasıyla telafi ediyor. Kirke’nin acıyla, yalnızlıkla ve ihanete rağmen dimdik kalışı, kitabın en vurucu tarafıydı.
Benim için 10 üzerinden 7’lik bir kitap. Çünkü anlatımı çok iyi, karakterleri güçlü, ama bazı kısımlarda tempo düşüyor. Yine de mitoloji sevenlerin seveceği, hatta bir kadının gücünü gerçekten hissettirecek bir roman diyebilirim.