Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu\DEHB ya da Attention-Deficit-Hyperactivity Disorder\ADHD olarak da bilinen, sosyal medyanın da yaşamımızı ele geçirmesiyle her odaklanamayanın suçlu ilan ettiği bu nöroçeşitlilik nedir ve ne değildir? Önce biraz kitaptan bağımsız konuşup daha sonra kitabın bu duruma nasıl…devamıDikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu\DEHB ya da Attention-Deficit-Hyperactivity Disorder\ADHD olarak da bilinen, sosyal medyanın da yaşamımızı ele geçirmesiyle her odaklanamayanın suçlu ilan ettiği bu nöroçeşitlilik nedir ve ne değildir? Önce biraz kitaptan bağımsız konuşup daha sonra kitabın bu duruma nasıl yaklaştığıyla ilgileneceğim.
Genelde sadece dopamin ve noradrenalin ile ilişkilendirilen ADHD; prefrontal korteksin baskılayamadığı bipolar küçük amigdalayla başlayıp, nörotransmitter sistemler arasındaki minik hormon kavgalarıyla devam eden ve corpus callosum'ın düzenlemekte zorlandığı düşünce sistemiyle de aslında tüm beynin içinde bulunduğu koca bir sistem bozukluğudur. (ya da günümüz dünyasına uyum sağlayamamış avcı toplayıcı sistemidir, kim bilir.)
Durum böyle olunca kişi karşısında bulunan uyaranları filtreleme, öncelik verme, sıraya koyma, motivasyon bulma, oyalanmadan herhangi bir işi yapabilme, herhangi bir işi tamamlayabilme ve dürtü kontrolü yapma gibi bir çok insanın normal bir şekilde yapabildiklerini fazlaca zorlanarak yapar. Akabinde kendini yetersiz, başarısız, eksik hissedebilir ve yarım bıraktığı her konu onun kendisi hakkındaki bu düşüncesini pekiştirerek ortaya depresyon gibi bir çok rahatsızlığı çıkartır.
Yani anlayacağınız üzere; insan hakkında diğer her şeyde olduğu gibi, düşünce sisteminin herhangi bir işlemindeki bozukluk kişinin tüm dünyayı algılayışını değiştirir.
ADHD üç ana tipe ayrılır.
1.) Dikkatsiz/hipoaktif tip, bu tip genelde dürtüsellikten çok dalgın, unutkan, odaklanamayan tip olarak tanımlanır.
2.) Hiperaktif tip, dikkatsizliği genelde dürtü kontrolüne yansıyan, yerinde duramayan ve genelde orta yaş erkek çocuğu tiplemesidir.
3.) Karma tip, bu tipin ne zaman nerde nasıl davranacağı öbür tipler kadar belirgin değildir. Kendi içinde iki tipi de kapsar.
ADHD her ne kadar üç temel tipe ayrılsa da beyinler farklı oldukça belirtiler de kendini farklı farklı gösterecektir. Özellikle geçmişte dikkat eksikliği testlerinin çoğu orta yaşlı erkek çocuklarıyla yapıldığı için "hiperaktif değilsen dikkat eksikliğine de sahip değilsindir" düşüncesi yüzünden birçok hastanın tedavisiz kaldığını ve çoğunun da kadın olduğunu unutmamak lazım.
Aslında ADHD için tam olarak dikkat eksikliği demek ne kadar doğru onu da bilemiyorum; çünkü asıl mesele dikkatin eksikliği değil direkt kendisi oluyor. Kendinizi yarım saatlik bir işi sündüre sündüre sekiz saate çıkarırken ya da oturup asla işinize yaramayacak bir şey için hiperodak çalışırken bulabiliyorsunuz. Tüm benliğinizle neden yapmam gereken o işi yapmadım ona odaklanmadım diye kendinizi suçlarken hala saçma sapan şeylerle uğraşmaya devam ediyor ve içinizde kendi kendinize ettiğiniz sonsuz kavgadan dolayı enerjiniz bitiriyorsunuz ve bu süreç her geçen gün daha da şiddetleniyor.
"ADHD tembelliktir ve ne olursa olsun içinizde çözmeniz gereken bir şeydir, tembel ve işe yaramıyorsan senin sorunun" gibi ifadelerin aslında ne kadar zehirli olduğunu şuan daha iyi anlıyorsunuzdur. Çünkü ortada tembellik diye bir şey yok, gerçekleştirilemeyen potansiyelin bireye yüklediği inanılmaz yükler altında ezilenler var.
Şimdi biraz olsun kafamızda ADHD'yi oturttuysak bu reels dikkat eksikliği nedir ona gelelim.
Çok küçük delikleri olan bir süzgeçten katranı süzmesini ve bunu her gün yapmasını bekleyemezsiniz. Aynı beyninizden günde yüzlerce reelsi algılayıp beş dakika sonra saatlerce ders çalışmayı bekleyemeyeceğiniz gibi. Beynimiz onca karmaşıklığına rağmen elastik bir kas yığınıdır ve onu neyle eğitirseniz ona eğilimli olur. ADHD'nin biyolojik olarak algı filtreleyemeyişinin küçük bir simülasyonu aslında reels kaydırmak. (tabii burada reelsleri önceledim ama maksadım sıkılmayalım diye her şeyin önümüze koyuluşu ve bunların yenmesi.) Bu simülasyondan çıkmak için yapılması gereken tek şey oturup biraz sıkılmakken, concerta ve ritalin gibi ilaçlar kullanıp "yhaaa kankhaa bende dikkat eksikliği var" diyerek beynin içine sıçmak, bunu yaparken asıl ihtiyacı olanların kötü etiketlenmesini ve ilaca daha zor ulaşmasını sağlamak ne kadar mantıklı inanın bilmiyorum.
Asıl konumuza yani kitaba gelirsek o kadar zorla ve beğenmeyerek bitirdim ki anlatamam.
Kitap genel olarak bahsettiğim ikinci tipi baz alınarak yazılmıştı ve bi noktada dikkat eksikliğini bireyin suçu gibi gören bakış açısının hakim olduğu saçma sapan bir yazıya dönüştü. Dikkat eksikliğine sahip olan çocuklara sınır konulması gerektiğini ve bunu yasaklarla, cezalarla pekiştirilmesinin uygun olduğunu savunuyor yazarımız. Hatta bir noktada çocuğu karşımıza alıp "bak senin içinde bir canavar var (adhd) ve bunun seni ele geçirmesine izin verme onunla sürekli savaş" temalı bir konuşma yapmamızı söylüyor. Sınır koyma konusundaki yöntemlerine değil de olgunun kendisine katılsam bile çocuğa kendi içinde var olan ve muhtemelen değiştiremeyeceği bir şeyden dolayı nefret besletmek ne kadar doğru? Onunla yaşamayı öğrenmesi, kabullenmesi, kendini tanıdıkça hayatını ona göre düzenleyeceği gerçeğini ona güzelce anlatmak yerine zaten var olan kendine olan nefretini körüklemenin sebebi nedir?
Ya da her ADHD anasının karnından bağımlı doğar temalı bakış açısına ne demeli? Evet ADHD insanlar bağımlı olmaya normal insanlara göre iki ile üç kat yatkın ama bu hepsinin uyuşturucu ve alkol bağımlılığına sahip olduğunu mu gösterir ya da bağımlılık çok daha geniş bir skalada neden ele alınmamış? bu nasıl objektiflik.
Kitap genel olarak otizmli bir bireye sen neden otizmlisin şimdi normal olacaksın al ilaç bak düzeldin gibi yaklaşmış dikkat eksikliğine. Bir noktadan sonra hayatında hiçbir şey yapamamış insanların ilaç aldıktan sonra nasıl değiştiklerine ve akabinde ilaç övgüsüne döndü kitap. ADHD'nin yaratıcı yönüne ya da objektifliğin gerektirdiği öbür iyi sayılabilecek kısımlarına asla değinmeden koca bir ilaç reklamı olarak da bitti.
bu kadardı, teşekkürler.