Spoiler içeriyor
Şu aralar beni yormayacak, üzerinde düşünmeyeceğim, huzurlu bir film izlemek istedim. Karşıma da bu dönem işi romantik film çıktı. Dönem işi filmleri, özellikle İngiliz dönem filmlerini seviyorum. Çünkü giyim tarzları, saçları, asaletleri beni oldukça cezbediyor, özellikle kadınların. O dönemin asil…devamıŞu aralar beni yormayacak, üzerinde düşünmeyeceğim, huzurlu bir film izlemek istedim. Karşıma da bu dönem işi romantik film çıktı. Dönem işi filmleri, özellikle İngiliz dönem filmlerini seviyorum. Çünkü giyim tarzları, saçları, asaletleri beni oldukça cezbediyor, özellikle kadınların. O dönemin asil modasına özeniyorum diyebilirim. Çok tarzım değil, o şekilde elbiseler etekler ama yine de insan bi' özenmiyor değil.
Filmi şu diyalogla özetleyebilirim. Tabii biraz mübalağa ederek paylaşacağım, ki çok da mübalağa etmiş sayılmam.
-Merhaba hanımefendi.
+Merhaba bayım.
-Benimle evlenin.
+Hayır olmaz.
-Tmm kib by.
Karakterimiz Bathsheba Everdene, amcasından kalan çiftliği yöneten güzel, başarılı, kendi ayakları üstünde durmaya özen gösteren genç bir kadın. 'Akıllı' diye bir tabir kullanmak isterdim, ama 13'lük Sudeler gibi üniforma büyüsüne kapılıp yapabileceği en yanlış seçimi yaptığı için kendisine 'akıllı bir kadın.' demek başka kadınlara hakaret olur.
Bathsheba’ya üç tane erkek talip oluyor. İlki çiftliğin çobanı Gabriel Oak. İyi niyetli, çalışkan, erdem sahibi bir adam. İkincisi Bay Boldwood zengin, soylu, sabırlı ve yine iyi niyetli, erdemli bir adam. Üçüncüsü ise bir asker olan Frank Troy. Şerefsiz, arsız, pislik, sapık, ipe sapa gelmez. Kadına değil, parasına aşık olan bi' serseri yani. Hangisini seçtiğini tahmin etmek zor olmasa gerek.
Gabriel'a olan ilgisini en baştan beri görebiliyoruz aslında, fakat neden redettiği belli değil. Troy'u seçip "ben kendi ayaklarımın üstünde durmak isteyen bir kadınım." savunması oldukça saçma.
Hani şu dönemde kızlar gider; tas kafalı, dövmeli mövmeli, orası burası façalı 20+ suç kaydı olan, şiddetsever bir tipe tutulurlar ya, Bathsheba o da öyle bir tipe tutuldu. Tabii adam asker sonuçta, giyimi falan düzgün, yakışıklı. Fakat karakteri sıfır.
Finalinde doğru kişiyi bulduğu için mutlu oldum. Troy harici tüm seçenekler doğruydu gerçi.
Filmde ara ara hareketlilik oldu, ölümler kalımlar oldu. Ben entrikada beklerdim, bu tür filmler entrika istiyor bence. Onun olmaması benim açımdan bir eksiklikti.
En önemlisi konusu da aşktı. Romantizmi doruklarda yaşatan bir aşk izlemedik tabii. Böyle beklentisi olanlar için uygun bir film değildir. Seçenekler arasında en doğrusunu seçmek, sabırlı olmak, erdemli olmak konulu bir romantizm vardı aslında. Bathsheba’yı 3 erkek istedi, üçü de bir şekilde aldı aslında.
Filmin bir önermesi var. 'Seçenek çok olunca kadınlar aptallaşıyor' temalı bir mesaj vardı. Bir de şey diyor film; "İyi beyefendiler dururken böyle tipleri seçmeyin kardeşim!"
Son olarak filmin görselliğinden bahsetmek istiyorum. Film beni görsel olarak doyurdu. Ayrıca müzikleri de çok güzeldi. Fakat en çok görsellik açısından doyuma ulaştım. Doğanın güzelliği gözler önüne serilmiş, dönemin güzelliği de. Dönem filmleri hep böyle görsel olarak asil sunuş yaparlar. Filmde karaktere kızsam da beğendim genel olarak. Yormuyor insanı, huzurlu sakin bir film.