'Mahin, 70 yaşında, Tahran’da yalnız yaşayan bir kadındır. Kocası yıllar önce ölmüş, kızı ise Avrupa’ya göç etmiştir. Günlerini evinde, yalnızlıkla geçirirken, bir gün arkadaşlarıyla buluştuğunda, aşk hayatını yeniden canlandırma fikri ona aşılanır. Bu düşünce, Mahin’i hem korkutsa da hem de…devamı'Mahin, 70 yaşında, Tahran’da yalnız yaşayan bir kadındır. Kocası yıllar önce ölmüş, kızı ise Avrupa’ya göç etmiştir. Günlerini evinde, yalnızlıkla geçirirken, bir gün arkadaşlarıyla buluştuğunda, aşk hayatını yeniden canlandırma fikri ona aşılanır. Bu düşünce, Mahin’i hem korkutsa da hem de umutlandırır. İçini açmaya ve birisiyle tanışmaya karar veren Mahin, şans eseri tanıştığı bir adamla unutulmaz bir akşam geçirir. Film, yaşlılık, yalnızlık ve insanın arzu duyma hakkı gibi evrensel temaları işlerken, İran’daki toplumsal baskıları da yansıtır.'
🍰
"Ölmekten korkmuyor musun?"
"Hayır. Ama yalnız ölmekten korkuyorum."
"Derler ki, çoğu erkek bir kadın tarafından sevilmenin ne olduğunu bilmezmiş."
"Sen artık biliyorsun."
🍰
Faramarz’ın “ölmekten korkmuyorum ama yalnız ölmekten korkuyorum” sözüyle başlayan yalnızlık teması, film boyunca çok güçlü bir şekilde işleniyor. Yalnızlık burada sadece fiziksel bir durum değil; insanın duygusal ve sosyal olarak da eksik ve ihmal edilmiş hissetmesi anlamına geliyor. Yalnızlık, bir insanı tüketebilir, yaşamdan koparabilir ve psikolojik olarak ağır bir yük haline gelebilir.
Mahin’in Faramarz’ın hayatına girmesi, bu yalnızlığın nasıl dönüştürülebileceğini gösteriyor. İnsan, bir başkasının varlığıyla kendi yalnızlığını paylaşabilir; bu paylaşım hem güçlendirici hem de iyileştirici olur. Buradan öğreniyoruz ki, insan ilişkileri hayatın en temel ihtiyaçlarından biridir ve yalnızlık, paylaşılmadığında çok zarar verici olabilir. Bu temayı özellikle vurgulamak önemli çünkü filmdeki yalnızlık dediğimiz gibi sadece fiziksel yalnızlık değil, duygusal ve sosyal bir yalnızlık. Yani yalnız olmak, bir insanın iç dünyasında eksiklik ve boşluk yaratıyor. Ama Mahin-Faramarz ilişkisi, bu boşluğu dolduran bir bağa dönüşüyor.
🍂
Faramarz bir sahnede diyor ki; ''Ben yaşlandım, ihtiyarın teki oldum, ne zaman başladı bilmiyorum ama artık kimse beni fark etmiyor.''
Aslında buradan da şunu anlıyoruz: Yaşlıların çoğu belki de fark edilmiyor. Özellikle de tek kalan, yalnız kalan, kimsesi olmayan yaşlı insanlar toplum tarafından görülmüyor, önemsenmiyor ve belki de hor görülüyor. Faramarz’ın bu sözleri, yalnız yaşlıların toplum gözündeki görünmezliğini çok net ortaya koyuyor. “Hor görülmek” ifadesi de tam olarak bunun altını çiziyor: Yaşlılık, yalnızlık ve toplumun ilgisizliği bir araya geldiğinde, insanlar hem duygusal hem de sosyal olarak ihmal edilmiş hissedebiliyor. Filmdeki bu sahnenin sadece Faramarz’ın kişisel duygusunu anlatmadığını, aynı zamanda evrensel bir gerçeğe – yaşlıların çoğu zaman fark edilmediğine ve yalnız bırakıldığına – işaret ettiğini gösteriyor. Mahin ve Faramarz’ın bir araya gelmesi ise tam bu noktada bir farkındalık yaratıyor: İnsanlar yalnız kalsa bile, iletişim ve yakınlık ihtiyacı evrensel ve her yaşta önem taşıyor.
⚖️
Filmde İran devriminin etkilerini yansıtan bir sahneyle de karşılaşıyoruz. Ahlak polislerinin sokaklarda dolaştıklarını, başını örtmeyen kadınları tutukladıklarını, sevgili olarak gezen çiftleri yakaladıklarını görüyoruz. Orada Mahin'in genç bir kadını polislerin elinden aldığını ve kendini savun, teslim olma deyişine de şahit oluyoruz.
İran devrimiyle birlikte özgürlük kısıtlandı, aşk yaşamaya, kadınların özgürlüğüne darbe vuruldu. Bu filmi çeken yönetmenlerin Berlin Film Festivaline yurt dışı yasakları olduğu için ödüllerini almaya gidemediklerini biliyoruz..
Toplumun sıkı kuralları ve baskıcı normları, insanların kendi arzularını, ihtiyaçlarını ve hislerini ifade etmesini engelliyor. Bu engellenme, yalnızlık hissini derinleştiriyor; insanlar hem fiziksel hem de duygusal olarak izole olabiliyor. Mahin ve Faramarz’ın yalnızlıkları da tam olarak bu noktada yoğunlaşıyor.
Gerçek yaşamda da, baskı altında olan bireyler farklı yollarla tepki verebilir. Bazıları öfke ve karşı koyma ile dışa vururken, bazıları kendi içlerine kapanıp daha da yalnızlaşır. Bu, filmde Mahin ve Faramarz’ın davranışlarını anlamamıza da yardımcı oluyor: Onların küçük ama cesur adımları, baskıcı sistem karşısında yaşamı sahiplenme ve yalnızlığı aşma çabası olarak okunabilir.
Film bize gösteriyor ki, toplumsal sistemler bireylerin yalnızlık ve mutluluk deneyimlerini doğrudan etkiler. Baskıcı bir toplum, yalnızlığı derinleştirir, bireyin duygusal zenginliğini azaltabilir. Ama Mahin ve Faramarz gibi karakterler, sistemin kısıtlamalarına rağmen insan ilişkilerini ve sevgiyi bulabiliyor; bu da bir tür direniş ve yaşamı sahiplenme biçimi. Bu sebeple film sadece kişisel bir hikaye değil, aynı zamanda toplum-birey ilişkisi, baskı ve insan ruhunun dayanıklılığı üzerine de güçlü mesajlar veriyor.
🌿
“En Sevdiğim Pastam”, yalnızlığın, yaşlılığın ve toplumsal baskıların ağır gerçeklerini çok yalın bir dille anlatan ama aynı zamanda insana umut ve cesaret veren bir film. Mahin ve Faramarz, birbirlerini bulduklarında yalnızlık paylaşılabiliyor ve hatta anlamlı bir şeye dönüşebiliyor. Film bize hatırlatıyor ki hayatın sonunda kaçınılmaz şeyler olsa da, önemli olan o süreçte yaşadığımız küçük mutluluklar, kurduğumuz bağlar ve cesaretle attığımız adımlar. Sevgi, paylaşım ve insan ilişkileri, en büyük yalnızlıkları bile aşabilecek güçte. Bu yüzden film hem hüzünlü hem de insana yaşamın değerini gösteren bir ders veriyor.
🪷
Maryam Moghaddam’ın da dediği gibi: “Bu, yaşam, ölüm, aşk, yaşlanma ve yalnızlık hakkında bir film.”
"Ben yaşlandım ihtiyarın teki oldum. Ne zaman başladı bilmiyorum ama artık kimse beni fark etmiyor."
🍰