İnsanların hayatlarını dinledikçe, kendi dertlerimin aslında ne kadar küçük ve önemsiz olduğunu fark ediyorum. Bugün tek derdim evdeki temizliği bitirip bitiremeyeceğim ya da almak istediğim şeyi bugün mü, yarın mı alsam gibi basit şeyler. Oysa diğer insanlar kendi ailem de…devamıİnsanların hayatlarını dinledikçe, kendi dertlerimin aslında ne kadar küçük ve önemsiz olduğunu fark ediyorum. Bugün tek derdim evdeki temizliği bitirip bitiremeyeceğim ya da almak istediğim şeyi bugün mü, yarın mı alsam gibi basit şeyler. Oysa diğer insanlar kendi ailem de dahil ciddi bir hayat mücadelesi veriyor. Bahsettiğim kişiler;
Çoğu zaman belli bir tecrübeye sahip, hatta bir ayağı mezarda insanlar… Buna rağmen hâlâ ayakta durmaya çalışıyorlar. Ben ise rahat bir hayat yaşayıp şükretmeyi unuttuğum anlarda saçma sapan şeylerle oyalanıyorum; kafa dağıtmak için arkadaşlarla takılıyorum, bir şeyler izliyorum, okuyorum, çalışıyorum. Ama o sırada birileri gerçekten hayatta kalmaya çalışıyor.
En çok da bu insanlara yukarıdan bakan, onları küçümseyen tavırlar canımı yakıyor. Orta yaşını geçmiş, sözde kültürlü insanlar bile bu kişilere “cahil”, “köylü”, hatta “Kürt ya, ne beklenir ki” gibi ırkçı söylemlerle yaklaşabiliyor. Bunları duydukça öfkeleniyorum. Anlatmaya çalışıyorum, ama genelde kimse anlamıyor. En sonunda sadece şunu diyebiliyorum:
“Sen kalem tutarken o, tarlanın peşinden koşmak mecburiyetindeydi. Bu yüzden mi özür dilemeli? Senin gibi arsız cesareti olmadığı için mi köylü oluyor? Senin okuduğunu okumadığı için mi cahil sayılıyor?”
Mecburiyetin ne olduğunu biliyorsunuz değil mi?
Gerçekten utanması gereken kim? Akademik kariyer peşinde koşmak mı insanı kültürlü, eğitimli, modern yapıyor? Bugün herhangi bir üniversiteye gidin; statü sahibi olmanın havasına kapılmış, öğrencilere yukarıdan bakan öğretim görevlilerini görürsünüz. Onların amacı öğretmek değil, caka satmaktır. Aynı şey iş hayatında da geçerli — birinin digerinden daha aşağı konumda olduğu için, işin ehli birine kendi işini öğretmeye kalkmak asıl cahilliktir. Bunu kendinde hak görmesi statü ya da çok bilmiş aptalın tavridir.
Ben inanmıyorum ki “cahil” dedikleri insanlar, o sözde eğitimli insanlardan daha aşağı olsun. Aksine, onlar çoğu zaman daha ahlaklı, daha saygılı, sevmeyi bilen insanlardır. Her şeyden önce, insan olmayı bilen insanlardır. Hayatın anlamını felsefe kitaplarında arayanlardan çok daha önce keşfetmişlerdir.
Yargılamaya o kadar meraklı ki bu insan türü, gördüğünün arkasını görmeyi akıl edemiyor. Oysa biraz durup bakmak, anlamaya çalışmak gerek. Buna gönül gözü denir… Bilimle, tarihle, kariyerle ne kadar ilgileniyorsanız; insanı, duyguyu, vicdanı da o kadar okumalı, anlamalısınız.
Kalp kırmamak, gönül almak, yardım etmek, vicdanlı ve merhametli olmak, ahlaklı bir insan olmayı öğrenmek de bir ilimdir. Ama bunları size hiçbir kitap açıkça anlatmaz. Bunlar, sizin kendinize yakıştırdıklarınızla, seçtiğiniz değerlerle, yaşarken örnek aldığınız güzelliklerle şekillenir.
Neyi aldığınıza, neyi benimsediğinize dikkat etmelisiniz. Çünkü hayat, insana hep kendi yansımasını geri verir. Ne ektiyseniz, onu biçersiniz. Her yaptığınız, er ya da geç sizi bulur; işte o zaman hayat kendi yolunu bulur.