Türk sinemasının önemli birkaç kadın yönetmeninden biri olan Pelin Esmer'in dördüncü kurmaca filmi. Sekiz yıllık aradan sonra yeniden izlemek -sinemada izlemek güzel hissetirdi. Tamamen kendisinden çıkabilecek hoş ve anlamlı bir yapım. Film "Aliye" adında genç bir kadının masumiyetine rağmen sırtlandığı…devamıTürk sinemasının önemli birkaç kadın yönetmeninden biri olan Pelin Esmer'in dördüncü kurmaca filmi. Sekiz yıllık aradan sonra yeniden izlemek -sinemada izlemek güzel hissetirdi. Tamamen kendisinden çıkabilecek hoş ve anlamlı bir yapım.
Film "Aliye" adında genç bir kadının masumiyetine rağmen sırtlandığı devasa bir duygusal acıya odaklanıyor. Suçlu konumda görülen ve geçmişte yaşanan (özellikle babasının geçmiş ilişkileri ve bununla birlikte ailevi meselelerden kaynaklanan) olayların gölgesinde bir çocukluk ve gençlik geçirmesi, karakterin ana trajedisini oluşturuyor. Film, bu "miras kalan" travmanın, bir insanın kimliğini ve hayata bakışını nasıl rehin aldığını çok sarsıcı bir şekilde gösteriyor.. Karakterin yaşadığı dram, kendi eylemlerinden değil, kontrolü dışındaki bu geçmişten besleniyor ve bu da seyircideki adalet duygusunu sarsıyor.
Filmin temel olayı, bu genç kadının (belki de derdini anlatacak -onu tam anlamıyla anlayacak- birinin olmaması nedeniyle) içinde birikmiş bu hikayeyi bir yönetmene anlatma üzerine kurulu. Bu, sadece bir "dert anlatma" eylemi değil; bu, kendi acısının, kendi varlığının başkası tarafından "görülmesi", "onaylanması" ve "kayda geçirilmesi" için atılmış bir çığlık. Ancak, yönetmenin bu ham, "gerçek" acıdan ilham alarak bunu bir sanat eserine, bir kısa metraja dönüştürmesiyle birlikte film, çok daha derin bir sorgulamaya kapı aralıyor. İşte tam bu noktada gelişen (pelin esmer dokunuşu) yorumlar filmin bel kemiğini oluşturuyor. Film bize şu soruları sorduruyor: Birinin yaşadığı gerçek bir travma, bir sanatçının elinde "malzeme"ye dönüştüğünde ne olur? Yönetmen, bu hikayeyi kullanarak o acıyı "yüceltmiş" mi olur? Film, "gerçek" ile "kurgu" arasındaki o bulanık çizgide dolaşıyor. Belki de yönetmenin (levent'in) çektiği kısa metraj, kızın anlattığı "gerçeğin" kendisi değil, sadece yönetmenin o gerçekten "anladığı" kadarıdır. Filmin adı olan "O da Bir Şey mi?" ifadesi de zaten, herkesin kendi hikayesinin en trajik hikaye olduğuna inandığı ve bunu bir "anlatıcıya" (yönetmene) satmaya çalıştığı bir dünyayı ima ediyor - ya da ben öyle düşünüyorum. Yönetmenin bu durumu bir ilham kaynağı olarak görmesi ve bunu sanatına yansıtması, "gerçeğin" kime hizmet ettiği ve sanatın bu gerçeği nasıl dönüştürdüğü üzerine çok güçlü bir yorum geliştiriyor.
Son yıllarda yapılmış iyi bir Türk yapımı ancak yönetmenin önceki filmi hala benim için en iyisi.
Konusu, oyunculuk ve tema özelinde yapılmış iyi bir film. Bu yıl çok fazla yerli yapım izlemedim ama bu film ödülleri hak etmiş görünüyor. Puanına aldanmayın izleyin.