2013’te Berna, Mihri Müşfik ile tanışır. 1886’da doğan Osmanlı’nın ilk kadın ressamlarından bu kadının yaşamını araştırır ama çok fazla kayıp nokta vardır. Ve Mihri’nin öyküsü sansasyonel biçimde ajite edilerek anlatılır. Yoksulluk içinde Amerika’da ölmesi gezer dillerde. Ancak onun yaşamı bundan…devamı2013’te Berna, Mihri Müşfik ile tanışır. 1886’da doğan Osmanlı’nın ilk kadın ressamlarından bu kadının yaşamını araştırır ama çok fazla kayıp nokta vardır. Ve Mihri’nin öyküsü sansasyonel biçimde ajite edilerek anlatılır. Yoksulluk içinde Amerika’da ölmesi gezer dillerde. Ancak onun yaşamı bundan daha fazlasıdır. Yönetmenin Pera Müze’sindeki film sonrası söyleşisinde bahsettiği üzere, önce Mihri’nin hayatını kurmaca bir senaryo ile ele almak ister. Ancak kimse tanımaz bilmez Mihri’yi. Böylece belgesel yapmaya karar verir. Önce Mihri’nin kim olduğunu anlatmak gerekir. Ve 10 yıllık bir hikaye başlar. Berna, Mihri ile dost olur bu süreçte. Aralarında 100 yıl olan bu dostluğun izlerini de görürüz beyaz perdede.
‘Mihri kaybolan ilk kadın değildir, bulunan ilk kadın da olmayacaktır’
Onun yaşadığı şehirlerde kalan izleri aranır. İstanbul, Roma, Paris, New York.. tek tek bu şehirleri Berna ve Mihri’nin hayatını 2009’dan beri araştıran Özlem ile gezeriz belgeselde. Mihri’yi az tanıyanlarla, çok tanıyanlarla röportajlar yapılır, gizli kalan eserleri görünür hale gelir, hakkında sergiler yapılır.
Belgesel gerçekçi bir tonda, animasyonlarla anlatım güçlendirmiş bi biçimde seyirciyi içine çekiyor. Tanınmak isteyen Mihri’nin yaptıkları gitgide büyüyen bir merak uyandırıyor.
Orijinal müzikleriyle, gittikleri her şehirden muazzam görüntülerle keyifli bir belgeseldi. Ayrıca görüntü yönetmeninden sesçisine, ekibin çoğunun kadın olduğunu atlamamak gerekir.
Ocak’ta tekrar Pera’da gösterime girecekmiş, ilgilisine duyurulur.
Ayrıca filmin websitesinden gösterim tarihlerini takip edebilirsiniz. Türkiye’deki her bağımsız yapım gibi seyirciye ulaşma güçlükleri yaşayan bir film.
Kim Mihri?
Abhaz olan Mihri Rasim Müşfik Açba (1886–1954), ilk kadın ressamlarımızdandır. Babasının II. Abdülhamid’in Sağlık Bakanı, halasının da Sultan’ın eşlerinden biri olması nedeniyle ayrıcalıklı bir çevrede büyür. Saray ressamı Zonaro’dan resim dersleri alır.
1900’lü yılların başında İstanbul’dan ayrılıp Roma’ya ve daha sonra Paris’e giderek eğitimini sürdürür. Portre ressamlığı yapar. İlk evliliğini Müşfik Bey (İnegöllü) ile yapar.
İstanbul’a dönünce Osmanlı Devleti tarafından üniversite seviyesindeki İnas Sanayi-i Nefise Mektebi’nin (Kızlar İçin Güzel Sanatlar Okulu) 1914’te kurulmasına önayak olur. Avrupa’da bile pek çok ülkede henüz kadınlar devlet akademilerine öğrenci olarak resmen kabul edilmezken Mihri, İstanbul’daki bu okulun ilk kadın yöneticisi ve öğretmenidir. Kız öğrencilere ilk defa şehrin sokaklarında, açıkhavada resim yaptıran; kız öğrencilerin çıplak modelle çalışmasını sağlayan; kadın ressamları ilk kez toplu bir sergi açmaya teşvik eden kişi hep odur. Yakın dostu Tevfik Fikret’in ölümünün hemen ardından yüzünün maskını alması da bu ülke için ilktir. İstanbul’da Bomonti’deki evini atölye ve sergi mekanı olarak kullanan da Mihri’dir.
Mihri 1920’li yıllarda Roma’ya, oradan da New York’a taşınır. 1928’de New York’taki Maziroff Galeri’de resimleri sergilenir. 1950’li yıllarda ABD’de hayata gözlerini yumar. Bir portre sanatçısı olarak Atatürk, F. D. Roosevelt, Edison, Edwin Markham, D’anunzio gib isimlerin resmini yapmış olan ve profesyonel hayatının büyük bölümünü Avrupa ve Amerika’da geçirmiş olan Mihri’nin eserlerinin pek çoğu bugün kayıp.