Spoiler içeriyor
Baran, 1950’lerde Adana civarında dağlarda yaşayan bir eşkıyadır. En yakın arkadaşı Berfo’yla birlikte yıllarca dağlarda yaşamış, haksızlığa karşı savaşmıştır. Ancak bir gün ihanet olur: Berfo, polise ihbar ederek Baran’ı yakalatır. Çünkü ikisi de aynı kadına, Keje’ye âşıktır. Berfo, Baran’ı hapse…devamıBaran, 1950’lerde Adana civarında dağlarda yaşayan bir eşkıyadır. En yakın arkadaşı Berfo’yla birlikte yıllarca dağlarda yaşamış, haksızlığa karşı savaşmıştır. Ancak bir gün ihanet olur: Berfo, polise ihbar ederek Baran’ı yakalatır. Çünkü ikisi de aynı kadına, Keje’ye âşıktır. Berfo, Baran’ı hapse attırır ve Keje’yle birlikte İstanbul’a kaçar.
35 yıl sonra film başlar: Baran, artık yaşlanmış bir adam olarak hapisten çıkar. Onu kimse beklememektedir. Dağlar yok olmuş, dünya değişmiştir. Eskiden at sırtında dolaştığı yerlerde şimdi otoyollar vardır. Baran, köyüne döner ama herkes onu ölmüş sanmaktadır. Eski dostları da ölmüştür. En sonunda Baran, Keje’nin ve Berfo’nun izini sürmek için İstanbul’a gider.
İstanbul’a geliş sahnesi, Türk sinemasının en etkileyici bölümlerindendir. Baran, şehre ilk kez gelmiştir; kalabalık, karmaşa ve yabancılık içinde kaybolur. Elinde sadece küçük bir çantası ve geçmişinden kalan bir onur duygusu vardır. Trenden indiğinde hiçbir şey anlamaz, metroya bile nasıl binileceğini bilmez. Tesadüfen, küçük bir yankesici olan Cumali ile tanışır. Cumali, genç, serseri, dobra ve umursamaz biridir. Baran’ın sessizliği, ona tuhaf gelir ama kısa sürede aralarında bir dostluk oluşur.
Cumali, sevgilisi Emel için para biriktirmeye çalışmaktadır. Emel bir pavyonda çalışmaktadır, ama Cumali onu o ortamdan kurtarmak ister. Baran, Cumali’nin hayatına karışmaz ama ona gizliden yardım eder. Baran’ın sert ama onurlu tavırları Cumali’yi etkiler, onu bir tür baba figürü olarak görmeye başlar.
Baran, bir yandan Cumali’yle birlikte yaşarken bir yandan da Berfo ve Keje’yi arar. Yıllar sonra, Keje’nin çoktan öldüğünü öğrenir. Ancak Berfo hâlâ hayattadır ve İstanbul’da zengin bir iş adamı olarak yaşamaktadır. Bu haber Baran’ı derinden sarsar. Arkadaşı, kendini kurtarmak için onu satmış, sevdiği kadını almış ve şimdi refah içinde yaşamaktadır. Baran’ın içindeki öfke yeniden kabarır.
Cumali’nin hayatı da karışır: Emel’in pavyondaki patronu, onu elinden almak ister; Cumali onlara karşı gelir. Çıkan kavgada Emel yaralanır ve hastaneye kaldırılır. Baran, gençlerin çaresizliğini görünce kendi geçmişini hatırlar; onlara yardım etmek ister. Artık kaybedecek hiçbir şeyi kalmamıştır.
Baran, Berfo’nun izini sürer ve sonunda karşısına çıkar. 35 yıl sonra iki eski dağ arkadaşı yüz yüze gelir. Berfo, yaşlanmış ama korkusuz görünür. Baran sessizce hesap sorar: “Beni sen mi sattın Berfo?” Cevap açıktır: evet, Berfo onu Keje için satmıştır. Keje ise Berfo’yla mutlu olamamış, sonunda hastalanarak ölmüştür.
Bu yüzleşme sahnesi filmin doruk noktasıdır. Baran, Berfo’yu öldürmez; onu geçmişinin ve vicdanının ağırlığıyla baş başa bırakır. Ama şehirde başka bir trajedi yaşanır: Cumali, Emel’in intikamını almak için pavyon sahiplerine saldırır ve vurulur. Baran, onu kurtarmaya çalışır ama artık her şey için geçtir. Genç adam hastaneye yetiştirilemez.
Filmin sonunda Baran, yeniden Berfo’nun evine gider. Berfo, korku içinde yaşamakta, geçmişiyle yüzleşememektedir. Baran, onun önünde silahını çıkarır ama ateş etmez. Yılların yüküyle yavaşça yürür, sokağa çıkar. Polisler etrafını sarar. Baran, Cumali’nin anısına, artık yaşamaktan anlam kalmadığını bilerek, silahını ateşler ve çıkan çatışmada ölür.
Son sahnede, gazeteler “Eşkıya İstanbul’da” manşetleriyle dolar. Televizyonlar, yıllar sonra yeniden ortaya çıkan bu gizemli adamdan bahseder. Halk, “Eşkıya”nın kim olduğunu merak eder ama onun hikayesini kimse tam bilemez. Sadece Cumali’nin arkadaşı olan genç çocuklar, onun ne kadar onurlu biri olduğunu hatırlar.
Film, geçmişle bugünün, sadakatle ihanetin, dağların özgürlüğüyle şehrin yozlaşmasının çarpışmasını anlatır. Baran, eski bir dünyanın son temsilcisidir; dürüstlük, söz, onur gibi kavramlar onunla birlikte yok olur.