VIVA LA REVOLUCION! Devrime farklı bir bakış açısı: dudak dolgulu ve estetikli devrimciler… Kötü şakaları bir kenara atarsak, şehirde bombalı eylemler düzenleyen, şehrin elektriğini kesen, masum insan öldüren bir örgütün terörist değil de dünyayı iyi anlamda düzeltmek isteyen devrimci olduğunu…devamıVIVA LA REVOLUCION!
Devrime farklı bir bakış açısı: dudak dolgulu ve estetikli devrimciler… Kötü şakaları bir kenara atarsak, şehirde bombalı eylemler düzenleyen, şehrin elektriğini kesen, masum insan öldüren bir örgütün terörist değil de dünyayı iyi anlamda düzeltmek isteyen devrimci olduğunu düşünmemizi isteyen bir filmdi One Battle After Another. Bu söylediklerimden de anlaşılacağı üzere “terörist öven film” fikirlerine katılıyorum.
Üstelik film bunu, sonradan pişman olan insanlar gibi anlatmayıp daha da radikal davranıp, yaşadıkları onca şeye rağmen hâlâ terörist kalmaya devam eden ve bunu fazlasıyla barışçıl gösteren bir portrede anlattığı için “teröristler de iyidir” gibi bir tema çıkıyor ortaya.
Devrim mi, aile dramı mı, yoksa bunları süsleme olarak kullanmış bir kovalamaca mı? Kesinlikle kovalamaca; devrim ve baba-kız ilişkisini tam olarak aktaramayan bir kovalamaca. Bana göre içi çok da dolu olmayan bu kovalamaca akıcıydı; sadece kovalamaca da değil, uzun süresine rağmen film akıcıydı.
Her saniye diken üstünde hissettiriyor, her an bir şeyler olacakmış gibi oluyor ve dur durak bilmiyordu. PTA’nın iyi yaptığını bildiğimiz bir diğer şey de hikâyenin ucunun nereye gideceğini kestiremememiz. Aslında filmin sonu tahmin edilmesi güç bir son değil ama öyle bir etkisi altına alıyor ki “Film bitti mi?” diyerek kalıyoruz.
“Tek yol devrimsel şiddet.”
Şaşırtıcı akıcılığının yanında filmde öyle sahneler var ki bazen kalbiniz daralıyor, boğuk bir heyecan hissediyorsunuz; ama filmi izleyip arşa çıkardıkları için senaryo tarafında da aynı özeni bekliyorsunuz. Senaryo sınıfta kalmasa da, anlatılan—daha doğrusu savunulan—şey yüzünden bekleneni kesinlikle veremiyor. Hadi bunu da önemsemeyelim, karakterlerle bağ kurmanız neredeyse imkânsız. Bunun yanında müzik kullanımı da başta rahatsız edici geldi; ortada dönen bir diyalog varken neden arkaya o konuşmayı bastıracak müzikler eklersin ki? Buna bir noktadan sonra alıştım, hatta sahneleri de iyi beslediğini düşündüm, o yüzden çok üzerinde durmayacağım.
Filmin bir sahnesinde The Battle of Algiers filmini görüyoruz; bu umarım küçük bir saygı duruşudur. Kısacası One Battle After Another, devrim diyerek, politik mesajlar vermeye çalışarak (birkaç tanesi iyiydi), yani politik bir film gibi başlayan ama aile dramı ile basit bir ırkçılık teması içinde boğulan; mükemmel kovalamaca sahnelerine imza atan, bazen güldüren, yer yer geren, teknik anlamda sinemanın ne olduğunu hatırlatan ancak yanlış aktarılmış senaryonun etkisiyle asla bir başyapıt olmayan bir film.
Vizyonda uzun zamandır iyi iş göremediğimizden kaynaklansa gerek, yılın belki de en gereksiz övülen filmlerinden biriydi One Battle After Another. İzledikten sonra birçok inceleme okudum; nedense çoğu kişi sadece teknik detaylara değinmiş. Elbette iyi olan yerler onlar ama filmin zayıf yönlerini de söylemek gerekmez mi? Değinenler de ‘devrimi çok iyi anlatıyor, çok iyi politik mesajlar içeriyor’ falan demiş… Hassiktir lan oradan. Bu kadar Polyanna olmayın amk, açık açık ne gördüyseniz onu yazın; tamam, en orta yolcu sizsiniz.
“Gezegeni kurtarmak istiyorsan işe göçle başlamalısın.”
Devrim dediğimiz şeyde elbette masumlar da ölecek ama buradaki sorun, o ölen masumların öldürülmesinin haklı görülmesi. Yani filmin vermek istediği mesaj belli aslında: açık açık “teröristler ama özünde iyiler” demeye çalışıyor. Sırf terörist diye ha…
Neyse, daha fazla abartmadan sona geleyim: Film kesinlikle kötü değil, üstelik teknik anlamda fazla iyi. Hâlâ sinemalardayken deneyimlenmesi gerekiyor. İnternete de 4K olarak düşmüş bu arada.
Son olarak bu filmde 1978 yapımı Superman filminin Japonca posterini görmeyi beklemiyordum. Öyle sona yazacak bir şey bulamadım, bu detayı ekleyeyim dedim.
7,65/10