"Kitapların ölümsüz dünyasını kendine az buçuk yurt edinmiş biri çok geçmeden onların yalnız içeriğiyle değil, kendileriyle arasında yeni bir ilişkinin kurulduğunu görecektir. Sadece okunmalarıyla yetinilmeyip kitapların satın alınmasının da gerektiği sık sık söylenir. Yaşlı bir kitap dostu ve küçük sayılmayacak…devamı"Kitapların ölümsüz dünyasını kendine az buçuk yurt edinmiş biri çok geçmeden onların yalnız içeriğiyle değil, kendileriyle arasında yeni bir ilişkinin kurulduğunu görecektir. Sadece okunmalarıyla yetinilmeyip kitapların satın alınmasının da gerektiği sık sık söylenir. Yaşlı bir kitap dostu ve küçük sayılmayacak bir kitaplığın sahibi olan ben, kendi deneyimlerime dayanarak şunu kesinlikle belirtebilirim ki, kitap satın almak kitapçılarla yazarların karınlarını doyurmalarını sağlamakla kalmaz, salt okumak değil,
kitaplara sahip olmak da tamamen kendine özgü hazlar sunar insana, kendine özgü bir ahlakı içerir. Örneğin, çok kıt parasal olanaklara karşın, katalogları sürekli gözden geçirip halk için hazırlanmış en ucuz baskıları seçerek, akıllıca, yılmaksızın ve giderek artan bir beceriyle davranıp tüm güçlükleri yenerek kendine güzel, küçük bir kitaplık kurmak sevince boğar insanı, büyüleyici bir spor yerini tutar. Bunun tersini düşünürsek, varlıklı aydın biri için her sevilen kitabın en güzel baskısını satın almak, seyrek ele geçen eski kitapları toplamak, sonra onları sevgi taşan güzel ciltlerle donatmak, seçkin haz kaynaklarından birini oluşturur."
(Sayfa 127)
"Bir kez kapsamının büyüklüğü, o tüyler ürpertici devasa mekanizması dolayısıyla bu savaşın gelecek kuşakları savaşmaktan caydırmaya elverişli sayıldığına ilişkin savaş sırasında sık sık açığa vurulan görüş, düpedüz bir yanılgının ürünüydů. Korkutarak caydırma, eğitimde izlenecek bir yol değildir. Öldürmekten zevk duyan kimseyi hiçbir savaş bu zevkinden vazgeçiremez. Davranışlarını ussal düşünce temeline oturtanların sayısı, insanların yüzde birini zor bulur. İnsanlar şu ya da bu eylemin saçmalığına tamamen inanmış olabilir, ama aynı eylemi yine de büyük bir şevkle gerçekleştirmekten geri kalmazlar."
(Sayfa 23)
"Para, ticaret, makine ve devlet çağımızda şeytanın değişik dışavurum biçimleridir, yediğimiz yemeği, soluduğumuz havayı, uyuduğumuz uykuyu ve gördüğümüz düşü bize haram edip dururlar. Yine de bazılarının buna dayanması ve pes etmemesi gerekmektedir, yoksa çağımızın kendinden sonraki çağa bırakacağı bir mirastan söz edilemez."
(Sayfa 67)
"Dünya sarsıntılara uğramış insanlık için doğrulara, yeni ilkelere, yeni yasalara, yeni topluluk ve yaşam olanaklarına şiddetle gereksinim duymaktadır. Ne var ki, yeni doğrular ve yasalar, yalnızca teknolojiden ve alabildiğine büyük sıkıntılardan kaynaklanmaları durumunda güç ve savaşa ilişkin bir zamanki doğrular gibi gölge nesnelerden farksız olacaktır. Bunların kendi kendini tanımalardan doğup çıkması gerekmektedir. İnsanın kendi kendisini tanımasını sağlayan yol da yalnızca kendi kalbinden geçer. Eski ideallerin yıkılıp gidişinden sonra duygularımızda baş gösteren karmaşa, davranışlarımızda hesaba katmamız, tanımamız, perişanlığını ve kendisini doğuran nedenleri kabullenip benimsememiz gereken bir durumdur. Bu yolda eskiden olduğu gibi şimdi de önümüze düşüp bize kılavuzluk edecek olan yazarlardır."
(Sayfa 64)
"İktidar veba gibidir, kimin eline geçerse onu hasta yapar, kaçınılmaz ve istemsiz olarak doğruya ters davranışlara ve kötü eylemlere sürükler."
(Sayfa 49)
"Benim için ne bir vatan ne ideal diye bir şey söz konusudur artık, bütün bunlar bir ilerideki savaşı hazırlayan beylerin başvurduğu dekorasyonlardan başka şey değildir."
(Sayfa 47)
"Tarihin ahlak yasalarının nasıl bir şaşmazlıkla çalıştığını görmek insanı dehşete düşürüyor. Ahlak tanımayan bir iktidarın insanları yok edeceği kuşkusuzdur."
(Sayfa 29)
"Bugün hepimiz, yaşam gücüyle donatılmış bütün uyanık kişiler bir umarsızlık içinde yaşıyoruz, Tanrıyla hiçlik arasında sıkışmış durumdayız. Bu ikisi arasında nefes alıp veriyor, titreşiyor, salınıyoruz. Her gün yaşamı üzerimizden sıyırıp atmaya hevesleniyor, ama içimizdeki o kişisellik üstü töz tarafından alıkonuluyoruz. Böylece güçsüzlüğümüz bizi kahraman yapmasa da cesarete evriliyor. Geçmişten bize kadar gelen inancın birazını kurtarıp gelecek kuşaklara aktarmaya çalışıyoruz."
(Sayfa 76)
"Bir kez biz insanların işinin doğadaki bir kuşun, bir karıncanınkinden daha zor değil, tersine daha kolay ve daha güzel olduğunu görmemiz gerekiyor. Bir kez bizler yaşamın acımasızlığını ve ölümün kaçınılmazlığını sızlanıp yakınarak değil, bu umarsızlığın tadını çıkararak kabullenip benimsemek zorundayız. Ancak doğanın tüm iğrençliğini ve anlamsızlığını benimsedikten sonra, bu hoyrat anlamsızlığın karşısına dikilip onu anlamlı bir nitelik kazanmaya zorlayabiliriz. Bu, insanın üstesinden gelebileceği en yüce ve biricik şeydir. Geri kalan şeyleri hayvanlar insanlardan daha iyi başarır.
Anlamsızlık nasıl bir solucan için bir üzüntü kaynağı oluşturmuyorsa, insanların çoğu için de asla bir üzüntü kaynağı sayılmaz. Ne var ki, bu üzüntüyü duyup bir anlam arayışına soyunan az sayıdaki kişiler insanlığın anlamını oluşturur."
(Sayfa 87)
"Bir yetişkin, yeterli anlayıştan yoksun, içini güçlülük duygusuyla dolduran bir üstünlük edasıyla davranır çocuğa. Derken bir an gelir; üstünlük duygusunun sadece karşısındaki varlığı tanımamasından kaynaklandığı görülür."
(Sayfa 92)
"Hiç kimse kendisinin yaşamadığı şeyi başkalarında göremez ve anlayamaz."
(Sayfa 95)
"Görünürdeki anlamsızlığına karşın yaşamın bir anlam taşıdığına inanıyorum. Bu son anlamın akılla kavranamayacağını kabulleniyor, ama kendimi feda etmem gerekse bile ona hizmete hazır bulunuyorum.
Buyrukla insana benimsetilecek bir inanç değildir bu, insan kendini zorlayarak bir inanca ulaşamaz. İnanç yaşanabilir yalnızca. Bunun üstesinden gelemeyen kişinin yapması gereken, inanacağı şeyi dinde, bilimde, vatanseverlikte, sosyalizmde ya da hazır ahlak kurallarının, programlarının ve gerçek bulunduğu yerlerde aramaktır."
(Sayfa 102-103)
"Zaman geçer, bilgelik kalır, biçim ve kuralları değişirse de, her zaman aynı temel üzerinde yükselir. Bu da insanın doğayla, evrensel ritimle bütünleşmesidir. Tedirginlik ve telaş dönemleri insanı söz konusu düzenlerden sık sık bağımsız kılmaya çalışırsa da, ele geçirilecek sözde özgürlük her zaman insanı köleliğe mahkûm edecektir. Nitekim günümüzün hayli özgürleşmiş insanı da para ve makinenin istem gücünden yoksun kölesi olmuştur. Büyük bir kentin rengarenk ışıklarına boğulmuş asfaltından ormana sığınan ya da geniş salonların insanı kamçılayan coşkulu müziğinden denizin müziğine dönen biri gibi, ben de yaşamın ve aklın kısa vadeli, heyecan dolu serüvenlerinden dönüp dolaşıp bu eski ve dipsiz bilgeliklerde alıyorum soluğu. Her seferinde de öncekinden daha eskimiş görmüyorum bu bilgelikleri, bir dinginlik içinde duruyor ve bizi bekliyorlar. Yeniliklerini sürekli koruyor, her gün doğan güneş gibi ışıl ışıl parıldıyorlar. Oysa dünün savaşı, dünün modası, dünün arabası bugün artık eskimiş, solmuş ve gülünç duruma gelmiş oluyor."
(Sayfa 125-126)
"Yok olup gitmiş görünen şey bakarsınız günün birinde çıkıp gelir yeniden. Bugün okuduğumuz kimi eski yazarlar vardır, isimlerini bile doğru dürüst bilmezdi babalarımız, omuz silkip geçerlerdi. Öte yandan bugün unuttuğumuz ve omuz silkip geçtiğimiz öyle yazarlar var ki, daha bir kuşak önce klasik yazarlar kataloğun baş köşesinde yer almışlardır. Bir ulusun sanat ve edebiyat hazinesi tek tek kişilerin anı ve deneyim hazinesi gibidir; bu hazinedeki anı ve deneyimlerden hiçbiri yok olup gitmez; hepsi de gün gelir tekrar yenilik ve güncellik kazanabilir; ama bir an bilinçaltının aynasında boy gösteren, bütün hazinenin ancak milyonda biridir."
(Sayfa 129-130)
"Yalnızca yaşamış olmak için yaşamak istemem; sadece bir kadın sevmiş olmak için sevmek istemem; yaşamdan hoşnut olmak, daha da ötesi yaşama katlanabilmek için sanat üzerinden geçecek dolambaçlı bir yola, sanatçının yalnızlık içindeki acayip zevkine gereksinim duyuyorum."
(Sayfa 149)
"Sanat üzerinde hiçbir baskı uygulanmamalıdır. Çağdaş sanatla başı hoş olmayan sanatsever ne bundan yakınmalı, ne de çağdaş sanattan "zevk almaya kendini zorlamalıdır. Örneğin, müzik alaninda elimizde yaklaşık üç yüz yıllık yapıtlar bulunup bunlardan zevk alıyoruz diye günümüz müzisyenlerinin başvurdukları denemeleri ve izledikleri yolları terk etmelerini istememeliyiz; çünkü onların yapıtları sanatımızı yoksullaştırmaz, tersine zenginleştirir. Günümüz müziği bazen bize soğuk ve kurmaca geldi mi, bu müziğin belki aşırı derecede tatlı, aşırı derecede duygusal yarım yüzyıllık müziğe tepki oluşturduğunu akıldan çıkarmamalıyız."
(Sayfa 155)
"Aklı başında, yetenekli, yaşam gücüyle donatılmış bir kişinin tüm yetenek ve güçlerini para kazanmaya ya da siyasal bir parti hizmetinde çalışmaya harcamasını herkes olanaklı, aynı zamanda normal ve yerinde bir davranış sayıyor. Söz konusu yetenek ve güçlerin kadınlara ve sevgiye yöneltilebileceğini günümüzde kimse aklından geçirmiyor. Fanatik bir burjuvazinin egemen olduğu Amerika'dan tutun da koyu kızıl Sovyet Sosyalizmine kadar gerçekten "çağdaş” diye nitelenebilecek dünya görüşlerinde sevgi, yaşamda ikinci derecede bir zevk kaynağının önemsiz rolünden öte bir değer taşımamakta, söz konusu kaynağın düzene sokulması için de birkaç hijyenik reçete yeterli görülmektedir."
(Sayfa 188)