Merhabalar.. Baktım da daha önce Aytmatov kitaplarının hiçbirine yorum yapmamışım. Bu kitabı bitirdikten sonra bir kaç kelam etmek istedim. Özellikle, yazarın sade anlatımına hayranım. Yormadan, lafı dolandırmadan keyifle okutuyor kendini. Tam bir hikaye anlatıcısı diyebilirim. Ve bir de köy kokusu,…devamıMerhabalar..
Baktım da daha önce Aytmatov kitaplarının hiçbirine yorum yapmamışım. Bu kitabı bitirdikten sonra bir kaç kelam etmek istedim.
Özellikle, yazarın sade anlatımına hayranım. Yormadan, lafı dolandırmadan keyifle okutuyor kendini. Tam bir hikaye anlatıcısı diyebilirim. Ve bir de köy kokusu, toprak kokusu, deniz kokusu, ağaç kokusu arıyorsan gidebileceğin adrestir kendisi. Buram buram pastoral kokan bir dünyaya sokuyor sizi. İnsana bunu hissettirmesi, bu güveni verebilmesi bile büyük başarı doğrusu. İhtiyacın olduğunda uğrayabileceğin bir liman gibi. İnsanı saf bir mutluluğa sürüklerken, diğer yandan içinizi ince ince sızlatmayı çok iyi başarıyor.
Gelelim kitaba.. Beyaz gemi.
Issık Göl’ün kıyısında, dağların arasında yaşayan 7 yaşındaki bir çocuğun gözünden anlatılır hikaye. Çocuğun anne ve babası yoktur, dedesi ve onların ailesiyle yaşar. Çocuğun tek hayali, bir gün gölde gördüğü o muhteşem “beyaz gemi”ye binip babasına (babasının bir denizci olduğuna inanır) ulaşmaktır. Aynı zamanda çocuğun çok güçlü doğa ve mitoloji bağı vardır; kendini balık olmaya, boynuzlu Maral ana ile bağlantı kurmaya hayal eder. Bu mitolojik bağı ise dedesinin anlattığı hikaye ile oluşur.
Kitapta Kırgız mitolojisi (özellikle Boynuzlu Maral Ana efsanesi) çok önemli yer tutar. Aytmatov, modernleşme adı altında doğanın ve eski değerlerin nasıl yok edildiğini, bu yok oluşun bir çocuğu nasıl paramparça ettiğini anlatır. 7 yaşındaki bir çocuğun saf ve dürüst hayal dünyasını öyle iyi yansıtır ki, okuyucu hem o çocuğun gözünden dünyayı görür hem de yetişkinlerin dünyasının ne kadar acımasız, ikiyüzlü ve yıkıcı olduğunu fark eder.
Kitabın finali ise gerçekten sarsıcıdır. Spoiler olmasın diye söylemeyeyim ama herkesin içinde kalan bir acı bırakır. Hatta kitabı bazı eleştirmenler olumsuz olarak eleştirirler. Böyle final yakışmadı, bu şekilde bir son yazılmamalıydı gibi. Fakat Aytmatov bu eleştirilere karşı bile son söz hazırlayarak hepsine teker teker neden böyle olması gerektiğini anlatır. Ne kadar ince bir ruh. Kitaptan sonra onun açıklamalarını okumak daha da keyifliydi. Ben kitabın sonunu beğenenlerdenim. Pasif iyiliğin, iyilik olmadığını düşünenlerdenim. İyi ve saf düşüncelere sahip olup, hiç bir eylemde bulunmayıp seyirci kalanlardan haz etmem. Kötülüklerin olduğu gibi bunun da bir cezası mutlaka olmalı. Ya bir ders, ya da vicdansal olarak bir yük taşınmalı. Kitapta verilmek istenen mesaj, toplumsal bir mesaj. Kitabın ana fikrine, eminim daha önce daha farklı kitaplarda da rastlamışsınızdır, fakat bu kez içiniz cız ederken alacaksınız bu dersi.
Kitap için bu kadar yorumda bulunmuşken, hayatımda çok önemli bir yeri olan dedemi es geçemeyeğim. Mümin karakterini okurken, gözlerim dolu dolu seni özledim. Bir dedenin torununa karşı duyabileceği tüm sevgiyi bana hissettirdin. Mümin gibi çok masum, saf ve pasif biri de değildin. Aslında kitabın sonuna geldiğimizde Mümin'e ne kadar iyi diyebiliriz onu da bilmiyorum. Kitapta Mümin'in torununa hissettiği sevginin kat kat fazlasını hissettirdin bana. Tek ortak noktanız da bu olsa gerek aslında. Ne olursa olsun, benim arkamda dedem var bana bir şey olmaz de derdin. Böyle bir güveni, bana verdiğin için çok şanslıyım. Fiziksel olarak yanımda değilsin, fakat sevgin hep benimle. Nur içinde uyu, ya da uyuma beni bir yerlerden yine çok sev..
📚 "Eğer yıldızlar insan olsa, gökyüzü onlara dar gelir sığmazlardı."
📚 "Çocuk kalbinin, çocuk ruhunun bağdaşmadığı her şeyi reddettin. İşte beni teselli eden de budur. Bir şimşek gibi yaşadın sen. Bir defa çaktın ve söndün. şimşeği çaktıran göktür. Ve gök ebedidir. işte budur beni teselli eden. Bir başka tesellim daha var: İnsandaki çocuk vicdanı, tohumdaki özgüdür ve o öz olmadan tohum filizlenmez, gelişmez. Yeryüzünde bizi neler beklerse beklesin insanoğlu doğdukça ve öldükçe, insanoğlu yaşadıkça, hak ve doğruluk denen şey de var olacaktır. Sana senin sözlerini tekrarlayarak veda ediyorum: "Merhaba Beyaz gemi ben geldim..."