Biyomedikal tıp modeli yıllardan beri kadınları hayal kırıklığına uğratmış ve özellikle psikiyatri bağlamında geri alınmaz sonuçlara sebep olmuştur. İlaç firmalarının etkisiyle yozlaşmış olan ve neredeyse ticari bir sektör haline gelmiş psikiyatriye özellikle bir kadın olarak günümüzde şüpheci yaklaşmamak elde değil.…devamıBiyomedikal tıp modeli yıllardan beri kadınları hayal kırıklığına uğratmış ve özellikle psikiyatri bağlamında geri alınmaz sonuçlara sebep olmuştur.
İlaç firmalarının etkisiyle yozlaşmış olan ve neredeyse ticari bir sektör haline gelmiş psikiyatriye özellikle bir kadın olarak günümüzde şüpheci yaklaşmamak elde değil.
Kimyasal dengesizlik mitinin pazarlanmasıyla kadınların anatomileri, hormonal süreçleri incelenmeksizin psikiyatrik damgalar havada uçuşmuştur.
Konulan tanılar günümüz toplumunda dahi stigmalara yol açmakta ve tedavi prosedürleri kök sebepleri tespit edemeyip yan etkileri de beraberinde getirmektedir.
Bu olumsuz etkilerden muzdarip olan büyük çoğunluğun kadın olması ise cinsiyetçiliğin sağlık alanına bile sirayet ettiğini gözler önüne sermiştir.
Tarih boyunca kadınlar duygusal dirayet yoksunu, kendini kaybetmeye meyilli, akıl sağlığı pamuk ipliğine bağlı ikincil cinsiyet olarak görülmüş; sağlık alanındaki araştırmalar kapsamında bile dışlanmıştır.
Kadın olmak tıbbi bir dezavantaj olarak görülmüş, duygulanımların hepsi patolojikleştirilmiştir.
Tıp biliminde cinsiyet temelli önyargıların kurbanı olan bir sürü örneği incelemek mümkünken klinik belirtilerin çoğunun kadınlara atfedilmesi hala süregelen bir açıktır. Tıp bilimine olan güvenini yitirmiş genç kadınlardan biri olarak psikiyatride kadınların gördüğü muameleyi tarihsel olarak inceleyip çözüm önerileri üretmeye sorumluluk bilinciyle yaklaşmaktayım. Kehanet senaryolarıyla ya da içi boş bir şüpheci tutumla değil de inkar edilemez gerçekliği izah etmenin gerekliliğin farkında bir şekilde; kadınların bunca zamandır duygusal sıkıntılarının susturulmasını, nesnel kriterler ve bilimden ziyade ataerkil değerleri yansıtarak işleyen bu sistemi, çarkın bütün dişlilerini ortaya dökmek gerekmektedir.
Kadınların zihinsel dengesizliğe mahkum olduğunu ileri süren erkek normlarını merkeze alan tıbbi mercekten bakmayı bırakmak herkes için daha sağlıklı bir toplum inşasını beraberinde getirecektir.
Kadın duyarlılığın aşırı ya da irrasyonel olarak görülmediği bir toplumun hayaliyle bu araştırmayı yürütüyorum.
Patriyarkanın tıbbileştirilmiş denetim araçlarını sorgulayıp kemikleşmiş önyargıları yıkmanın yolu;
kronolojik olarak zihinlerimize ekilmiş tohumlara mercek tutmaktan geçer.
Kadınlık; bir risk faktörü demek olmaktan çıktığında mağdur sayılarında istatiksel bir düşüş görülmesi kaçınılmazdır.
Antik Yunan’dan itibaren terminolojiyi etkisi altına alan bakış açısında doğası gereği hastalıklı varlık görülen (wandering womb) kadınlar günümüzde de dsm sınıflandırmalarıyla ataerkil epistemoloji altında ezilmektedir.
Modern psikiyatride bunu borderline kişilik bozukluğu tanısında ve histerik kadın imgesinde de inceleyebiliriz.
Format değiştirip daha yuvarlak ifadeler tercih edilse bile hala bu patriyarkal düzen devam etmektedir.
Artık kadınlar kaba tabirle cadı olmakla suçlanmasa bile duygusal sıkışmışlıklarının sosyal nedenleri görünmez kalmaya devam etmektedir.