Selamün aleyküm kahve milletinin insanları! Tüm bardaklar dolsun ve Ekmek Teknesi hakkında konuşmaya başlayalım. Evet, ilk defa bir diziyi yarıda bırakma gereği duydum. Çünkü çok sıkıcı olmaya başladı. Diziye ilk başladığımda hem geçmişi yadetmek, sokak ve mahalle kültürünü yeniden tatmak…devamıSelamün aleyküm kahve milletinin insanları! Tüm bardaklar dolsun ve Ekmek Teknesi hakkında konuşmaya başlayalım.
Evet, ilk defa bir diziyi yarıda bırakma gereği duydum. Çünkü çok sıkıcı olmaya başladı. Diziye ilk başladığımda hem geçmişi yadetmek, sokak ve mahalle kültürünü yeniden tatmak ve tabii bir de Heredot'un hikâyeleri için başlamıştım. İlk sezon bazı pürüzler olsa da güzel geçti, fakat 2. sezon çok can sıkıcı olmaya başlamıştı. Bir noktadan sonra "artık yeter!" deyip bıraktım diziyi. O konuya da geleceğim.
Heredot'un hikâyelerini dinlemek çok zevk veriyordu küçükken. Yine aldım o zevki. Tarihi, eski hikayeleri, masalları, destanları Heredot'un ağzından dinlemek lazım. Okan Buruk'lu bölümde bi' tat kaçmadı değil. Neyse.
Zamanla dizinin özgün karakterleri çekti beni diziye. Diziyi zirveye taşıyan ikili Cengiz ve Kirli başta olmak üzere. Cengiz herhalde dayıların özeti. Her ailede mutlaka karşınıza çıkacak bir dayı tipi. Evet, bizde de var aynısı. Ölü, Jale, Süha gibi karakterleri sevmiştim bir de. İkinci sezonda evlilikten sonra Süha değişti, kendinden soğuttu. Mümkünse aynı kalmalıydı. Ölü'nün sahneleri ilk sezona göre daha da azaldı. Zaten çok da bi' sahnesi yoktu. Yok derecesine geldi. Necibe bir anda hiç olmamış gibi sırra kadem bastı. Çok seviyordum o karakteri. Tam bir hanımefendiydi. Suzi'ye alışamadım doğrusu. (Bu güzelim kadınlar Celal gibi bir hanzoda ne bulur bilmem.) Şelale ağzında bakla ıslanmayan, şom ağızlı, dedikoducu, mikser gibi bir karakter olsa da onun özgünlüğünü sevdim. Eh her mahallede olmaz mı böyle bir tip?
En başta Celal'in Nusret'e Allah muamelesi çekmesi can sıkıcıydı, tövbe haşa. Tamam mahallenin büyüğü, akıl hocası. Gidip her şeyi danışıyor, yol yordam öğreniyorsunuz da bir yerde de durmayı bilmek lazım, şirke girmemek lazım. (Ölü'ye bağladım.) Hadi Celal'in karakteri bu deyip devam ettim diziye. Zamanla kadının değersizleştirilmesini de normalleştirmeye başladı. O andan itibaren ipler kopmaya başladı. Belki kendini düzeltir diye devam ettim, 58. bölüm ipleri koparan nokta oldu benim için.
O sahneye gelmeden önce Celal'in Suzan'a yaptığı Müslüman olma baskısından söz etmek istiyorum. Suzan'a Hristiyan diye 'kâfir' diyor. Kendisi alkol sofralarında kalkmıyor, namaz falan hak getire. Dinime küfür eden müslüman olsa hesabı. Kadının her şeyi üstünde baskı kurmaya çalışan bir dizi. Jale güzellik yarışmasına katıldı diye kıza geneleve düşmüş muamelesi çektiler. Korkut yumruk attığında kimse tepki göstermedi. Üstüne bir de Ayhan Hanım (Jale'nin anası olacak gudubet) Korkut için 'aferin, iyi yapmış' dedi. "Kızım evde kalmasın da kocası döver de söver de isterse öldürür de." kafasında bir kadın. Kadına şiddetin bu kadar normalleştirilmesi can sıkıcıydı. Tamam, başka dizilerde de yapıyorlar bunu maalesef. Onlar da can sıkıcı. Fakat böyle bir dizide görmek daha da iğrendirici. İnsanlara ders veriyor, göndermeler yapıyor, doğruyu yanlışı öğretiyor derken böyle bir yanlışı bağıra çağıra göze sokup normalleştirmek normal kabul edilecek bir durum değil. Mehpare'ye yapılan çocuk baskısını saymıyorum bile. Dizinin ilk sezonunda kızının giyimine laf eden Ruhi'yi topa tutan Nusret Efendi, Korkut'a ağzını bile açmadı.
Dizi malum kişilerin etkisi girdikten sonra yobaz tayfaya yanlamak, şirin görünmek istemiş bence. İlk sezon sadece Ruhi böyle bir tipti, ikinci sezon maşallah herkes namus bekçisi, din adamı kesildi. Ellerinde rakı şişesiyle gezip kadına baskı yapan din adamları ama. Eleştiri olarak düşünmüştüm ilk zamanlarda ama eleştiri falan da değil bu. Baya baya birilerine yanlamak.
Annesi, babası tepki göstermiyorsa bile Korkut'a en azından kız kardeşlerinden biri çıkıp tepki gösterebilirlerdi. Bir tek Cengiz. O da zaten güzellik yarışmasına katılamayacak diye.
Celal hanzosunun Suzi'yle yaşadığı münasebeti kahvede anlatması da çok aşağılıkça bir sahneydi. Bir de adamım, erkeğim diye geçinir evrimin 2. basamağı. (Ayy çok doldum.)
Vefa Efendi gittikten sonra dizinin kalitesi düştü sanki. Huzur kalmadı, aile birlikteliği kalmadı, güven kalmadı...
Cengiz ve Kirli, Ölü bir de Heredot sahnelerini izlemeye devam ederim belki. Lâkin onun dışında dizinin izlenecek bir yanının kaldığını düşünmüyorum. Kendini toparladığını da sanmıyorum. Severek başlamıştım, yarıda son veriyorum.
Unutmadan söyleyeyim; Peker Açıkalın bu ülkenin en iyi 5 jönü arasındadır.