Ancak insanın gönül rahatlığı için, hatta varoluşunun bütün biçimi için görünüşe göre asıl önemli olan, içinde neyin bulunduğu veya neler olup bittiğidir. Çünkü öncelikle insanın duygularının, arzularının ve düşüncelerinin bir sonucu olan iç huzuru veya huzursuzluğu buna bağlıdır; dışarıda bulunan…devamıAncak insanın gönül rahatlığı için, hatta varoluşunun bütün biçimi için görünüşe göre asıl önemli olan, içinde neyin bulunduğu veya neler olup bittiğidir. Çünkü öncelikle insanın duygularının, arzularının ve düşüncelerinin bir sonucu olan iç huzuru veya huzursuzluğu buna bağlıdır; dışarıda bulunan her şeyin bunun üzerindeki etkisi sadece dolaylıdır. Bu yüzden aynı dışsal süreçler veya ilişkiler herkesi çok farklı etkiler ve aynı ortamda bile herkes kendi dünyasında yaşar. Çünkü insan sadece hayalleriyle, duygularıyla ve irade hareketleriyle dolaysız olarak ilgilenir: Dışsal şeyler sadece bunlara neden oldukları ölçüde insan üzerinde etkilidir. Herkesin içinde yaşadığı dünya, öncelikle bu dünyaya dair anlayışına bağlıdır, bu yüzden kafalarınn farklılığına göre şekil değiştirir: Dünya bu kafaya göre yoksul, yavan ve sığ ya da zengin, ilginç ve anlamlı olarak ortaya çıkacaktır. Örneğin biri hayatında başına gelmiş ilginç olaylardan dolayı bir diğerini kıskanırken, aslında onu daha çok bu olaylara o kişinin tarifinde sahip oldukları anlamlılığı katan kavrayış gücünden dolayı kıskanması gerekirdi. Çünkü yaratıcı bir kafada öylesine ilginç görünen bir olay sığ, gündelik bir kafa tarafından kavrandığında, yine gündelik dünyadan alınmış yavan bir sahne olacaktır. Bu kendini en yüksek derecede Goethe ve Byron'un besbelli gerçek durumları temel alan şiirlerinde gösterir: Ahmak bir okuyucu, şairi gayet
gündelik bir durumdan bu kadar büyük ve güzel bir şey çıkarma yeteneğinde olan muhteşem fantezisi yüzünden kıskanmak yerine, onu bu sevimli olaydan dolayı kıskanacak durumdadır. Aynı şekilde bir melankoliğin bir trajedi sahnesi gördüğü yerde, kanı kaynayan biri ilginç bir çatışmayı, ağırkanlı biriyse önemsiz bir şeyi algılayacaktır. Bütün bunlar her gerçekliğin, yani doyuma ulaşan her anın, tıpkı suyun içindeki oksijen ve hidrojen gibi zorunlu ve
sıkı bir bağlantı içindeki iki yarıdan, özneden ve nesneden oluşmasına dayanır. Bu yüzden nesnel yarı tamamen aynı kalmışken, öznel yarı farklıysa ya da tam tersi durumda mevcut olan gerçeklik tamamen farklıdır. Öznel yarı donuk, kötüyken, en güzel ve en iyi bir nesnel yarı bile sadece kötü bir gerçeklik ve bugünle sonuçlanacaktır; kötü havadaki güzel bir
manzara veya kötü bir karanlık odada basılan bir resim gibi. Veya daha sade söyleyecek olursak; Herkes kendi bedeninin içinde olduğu gibi kendi bilincinin içinde barınır ve dolaysız olarak sadece bu bilincin içinde yaşar. Bu yüzden insana dışarıdan yardım etmek pek kolay değildir.
Arthur SCHOPENHAUER
Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar