Spoiler içeriyor
Anton Çehov'un Martı'sı. Hem özgürlüğün, hem de tutsaklığın eseri. Hayır, bir hapishanede tutsak olmaktan bahsetmiyorum, karakterlerin kendi düşünceleri içerisinde tutsak kalmasından söz ediyorum. Martı, okuması çok kolay bir eser. Tabii, tiyatro okumaya alışkın olmayanlar için kısa da olsa zorlayabilir. Bana…devamıAnton Çehov'un Martı'sı. Hem özgürlüğün, hem de tutsaklığın eseri. Hayır, bir hapishanede tutsak olmaktan bahsetmiyorum, karakterlerin kendi düşünceleri içerisinde tutsak kalmasından söz ediyorum. Martı, okuması çok kolay bir eser. Tabii, tiyatro okumaya alışkın olmayanlar için kısa da olsa zorlayabilir. Bana düz metin olarak çok basit geldi, fakat alt metni oldukça düşündürücü.
Öncelikle, şunu belirtmek istiyorum. Tiyatro eserlerini okurken onları zihnimde sahnede oynanıyormuş gibi hayal etmeyi severim. Fakat Martı'nın diyaloglarının düzlüğü ve karakterlerin karmaşık ruh halleri ne kadar zorlasam da buna engel oldu. Hayal edemeyince düz metin havasında okumak istedim, onu da yapamadım. Güzel bir kitap ama sahnede canlandırılacağını düşününce zayıf kalıyor.
Martı, ne dramatik bir eser ne de bir komedi. Karakterlerin bastırdığı duyguları basit diyalogların altına saklayarak anlatıyor. Bu konuda da başarılı olmuş Çehov. Anlamak için karakterlerle bağ, empati kurmak gerekiyor. Karakterlerin ruh halleri ve kendi düşüncelerim hakkında birkaç şey paylaşacağım. Kitabı okumaya niyetlenirseniz bu sayede karakterlerle daha rahat bağ kurabilirsiniz diye umuyorum.
İlk başta her ne kadar pasif biri olsa da benim için kitabın en önemli karakteri olan yazar Trigorin'den söz etmek istiyorum. Yazarlığı bir tutku değil de yük olarak gördüğü için iç dünyasında kendisini "boş" gören bir karakter. Duygularının sorumluluğunu alamayan, zayıf iradeli biri. Her ne kadar iyi bir gözlemci olsa da bu gözlemleri toparlayamıyor bence.
Bir diğer önemli karakter ise Konstantin Treplev. "Ben varım!" diye içten içe attığı çığlık, dışarı itildikçe içten içe daha fazla sesini çıkarmak istemesi beni Treplev'e yakın hissettirdi. O dolduramadığı boşluğu doldurmak istedim okurken. Genelde kadın karakterlerle daha kolay bağ kurarım ama bu kitapta erkek karakterlere kurduğum empati daha net ve kolay oldu. Sanat ve aşk arasında sıkışmış bu karakter kurtuluşu ölümde buldu.
Onu intihara iten -doğrudan olmasa da dolaylı olarak, neticede her intihar aslında bir cinayettir- iki karakterden söz etmek istiyorum. Birisi annesi Arkadina, bir diğeri de aşkı Nina.
Arkadina, geri planda kalmamak için oğluyla rekabete giren, onu küçümseyen varlığını kabul etmeyen bir anne. En sinir olduğum karakterdi. Manipulasyonlar konusunda çok başarılıydı. Veyahut Trigorin ve Konstantin çok salaktı. Yine de bu Arkadina'nın manipuletif olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Genelde anneler oğullarıyla böyle bir rekabete girmez, fakat bu kitapta giriyor. Sanırım bu da Çehov'un modern tiyatrosundaki farklı tarzını gösteriyor.
Nina'dan da bahsedip karakterlerin bahsini kapatayım. Hayalperest bir karakter. Konstantin'in aşkı yerine Trigorin'i tercih ediyor, etmek istiyor. Zira Trigorin'in kendisini başarısız ve boş görmesinin tam tersine Nina'nın gözünde Trigorin sanatın ve başarının ta kendisi.
Karakterleri çok derin olmasa da içtenlikle anlatıp incelediğime göre "neden Martı?" sorusunun cevabına geçebilirim. Kuş özgürlüğün sembolüdür. Nina'nın sanat içerisindeki özgürlük arayışını, Trigorin'in kendi "boş" düşüncelerinden kurtuluşunu, Treplev'in annesinin gölgesinden sıyrılmasını, Arkadina'nın kendi bencilliğinden arınmasını temsil eder. Eder etmesine ama bu eser de martı canlı kalmadığı için bütün bunlar sadece bir temsildir. Gerçekler bambaşkadır. Konstantin martıyı vurup Nina'ya hediye eder. Böylece özgürlük kanlar içerisinde yok olurken tutsaklık başlar, hayaller ölür. İyi duygular ölür...
Kitabın alt metnini besleyen en önemli olay karşılıksız aşk zinciriydi. "Aşk" öyle bir duygu ki birilerini yüceltirken birilerini düşürüyor. Birilerini gökyüzünde uçururken birilerini bir yerlerde tutsak bırakıyor. O sebeple aşkın kitabın yüzeyselliğinin içerisindeki derinliği beslemesini çok iyi anlayabiliyorum. Bu duyguya yıllardır uzak olduğum için tamamıyla kavrayamıyorum ama...
Kitabın finali benim açımdan beklemedik değildi. Bu kadar acı çeken bir karaktere böyle bir son gerekti. Martı vurulduktan sonra hissettim zaten bunu.
Çehov, insanın iç dünyasını, aşkın gücünü, karakterler arası çatışmayı çok güzel işlemiş bu eserinde.