Hikayelerin bazıları derinden etkilemedi ama fena da degillerdi muhtemelen kendileriyle bagdaştıran insanlar vardır. En çokta sonucunu hikayesinin konusu çok güzeldi. " Hakikat nuru bende tecelli ediyor" Ha birde çıkmazdaki pişmanlık (hikayesi yazıyordum ki o kabullenilemeyen kader ifadesi daha doğru geldi...…devamıHikayelerin bazıları derinden etkilemedi ama fena da degillerdi muhtemelen kendileriyle bagdaştıran insanlar vardır. En çokta sonucunu hikayesinin konusu çok güzeldi.
" Hakikat nuru bende tecelli ediyor"
Ha birde çıkmazdaki pişmanlık (hikayesi yazıyordum ki o kabullenilemeyen kader ifadesi daha doğru geldi... ) güzel anlatılmıştı, adamın çaresizliğini hissettik.
Don Juan’ın kadın hakkındaki yargıları son derece umur-samaz ve doğaldı. Anladım ki ipe sapa gelmez lafları, bıçkın ta-vırları, şımarıkça yalanları, yersiz dalkavuklukları, zıpırlıkları ve gösteriş düşkünlüğü tümüyle onun iradesinin dışındaydı ve çevresiyle yaşam tarzından kaynaklanıyordu. Kendisi bilmese bile o gerçekten de içindeki muhitin Don Juan’ıydı.
Çünkü bugün insanoğlu kendini beğenmişliğiyle doğaya inanmaz olmuştur. Yaptığı keşif ve buluşlarla kendisini akl-ı küll sanıyor ve doğanın tüm sırlarını çözdüğünü iddia ediyor. Ama aslında en küçük şeyin mahiyetini bile anlamakta âciz kalıyor. Mağrur insan kendi bilgilerini belge sayıyor ve doğa olaylarının kendi formüllerine göre gerçekleşmesini istiyor.
Yenilikçi geçinen sonradan görmeler, kendi deyişleriyle sadece bu muhitte boy gösterebilirler. Kendi zevklerine, hırslarına, şehvetlerine göre bir toplum oluşturmuşlardır.
Yaşamla ilgili en küçük görevde bile onların cebri ve körü körüne bağlılık kanunlarını bir kapsül gibi yutup kabullenmek gerekir. Adına çalışmak dedikleri bir nevi esarettir bu. Herkes yaşama hakkını onlardan dilenmek zorunda. Bu muhitte sadece bir avuç hırsız, utanmaz ahmak ve manyağın yaşama hakkı var. Hırsız, alçak ve yağcı olmayan için “Yaşamasına gerek yok!” derler. İçimdeki dertleri, altında belimin büküldüğü mevrus yükü onlar anlayamaz.
Karanlık odada resmin belirmesi gibi insanın içinde gizli olan şeyler de hayat koşturmacası ve kavgası içinde, o aydınlıkta boğulup ölüyor.
Ama insanlar hep bu karanlık ve inzivadan kaçmaya çalışıyor. Ölüm sesine kulaklarını tıkıyorlar, kendi kişiliklerini hayatın hayhuyu arasında yok ediyorlar! Mutasavvıflar ne demiş: ‘Hakikat nuru bende tecelli ediyor.’ Bense aksine, Ehrimen’in inişini bekliyorum. Şimdi olduğum gibi kendi içimde uyanık kalmak istiyorum. Düşünceleri aydınlatan parlak ve kof cümlelerden iğreniyorum. Hırsızların, kaçakçıların, para düşkünü ahmak yaratıkların arzularına göre düzenlenip yönetilen bu yaşamın kirli ihtiyaçları uğruna kişiliğimi yitirmek istemiyorum.
Korku ve karanlık güzelliğin kaynağıdır.
“Kim, ne derse, dediği kendisine aittir. Herkes için geçerli olan tek gerçek, bu kişidir. Hepimiz farkında olmadan kendimizden söz ederiz. Hatta yabancı olduğumuz konularda kendi duygularımızı, gözlemlerimizi başkasının ağzından söyleriz. İşin en zor yanı, kişinin her şeyi olduğu gibi söyleyebilmesidir.”