Spoiler içeriyor
Kitabın sadece bir hikâye anlatmaması; aynı zamanda insanın kendi hayatıyla ilgili de küçük küçük kapılar aralaması oldu. Monika Maron’un kalemi zaten çok yalın ama bir o kadar da içeriye işleyen bir tarzda. Bu kitapta da tam olarak bunu hissediyorsun: bir…devamıKitabın sadece bir hikâye anlatmaması; aynı zamanda insanın kendi hayatıyla ilgili de küçük küçük kapılar aralaması oldu. Monika Maron’un kalemi zaten çok yalın ama bir o kadar da içeriye işleyen bir tarzda. Bu kitapta da tam olarak bunu hissediyorsun: bir karakteri değil, sanki insanın kendi içindeki o hafif karmaşayı okuyorsun.
Kitabın temel konusu aslında bir kadının hayatının ortasında, hiçbir şeyin ona iyi gelmediği bir zamanda kendine yeni bir başlangıç arayışı. Büyük olaylar yok, büyük dramlar yok; ama içten içe büyüyen bir boşluk duygusu var. Bu boşluk, karakterin her düşüncesine, her davranışına sinmiş durumda. Maron bunu çok gerçekçi anlatmış. Özellikle karakterin kendi iç sesi, geçmişiyle hesaplaşması, hayata hangi noktada ve neden tutunamadığını kendi kendine sorgulaması beni çok etkiledi.
Kitap ilerledikçe aslında insanın hayatı boyunca yaptığı başlangıçların ne kadar acayip olabileceğini fark ediyorsun. Çünkü bazen başlangıç dediğimiz şey büyük bir hareket değil; bazen sadece yerinden kıpırdamak bile yeterli oluyor. Yazar, karakterin küçük bir kararla bile hayatında nasıl değişimler yaşayabileceğini çok doğal bir dille göstermiş. Bu kısımlar bana iyi gelmişti. İçimde bir yerde evet, bazen gerçekten bir adım yeter dedirtti. Ama tam burada şunu da söylemeliyim:
Kitabın bazı yerlerinde bu içsel yolculuk biraz yüzeyde kalmış gibi geldi bana. Mesela karakterin düşüncelerine giriyoruz ama bazı sahnelerde o derin bağ kopuyor. Sanki yazar birden hızlanmış, bazı sayfaları sadece doldurmak için yazmış gibi hissettiğim oldu. Hatta bu bölüm olmasa da olurmuş dediğim anlar vardı. Kitabın genel tonu çok güzel ama yer yer o yoğunluk dağılmış. Yine de karakterin iç dünyasında dolaşmak, onun hayata yeniden tutunma çabasını izlemek, bazı şeyleri fark edişine şahit olmak hoşuma gitti.
Maron’un en sevdiğim yönü, hiçbir şeyi abartmadan ama tam yerine oturacak bir cümleyle anlatabilmesi. Bu kitapta da özellikle altını çizdiğim bazı satırlar oldu. Çok sade bir cümle, ama okurken insanın içinde bir şey kıpırdıyor. İşte bu, kitabın bence en değerli tarafıydı. Aynı zamanda kitapta hayata dair ufak bilgiler, gözlemler ve deneyimler var. Bunlar okuyucu olarak bana hıh, bu mantıklı dedirten şeylerdi. Kitap bittiğinde hem biraz düşünmüş hem de biraz hafiflemiş hissettim.
Sanki yazar bana doğrudan Her şey kötü olabilir ama yeniden başlamak mümkün demiş gibi. Buna rağmen ve bunu söylemeden geçemem kitabın daha derin yazılabileceğini düşündüm. Konusu buna çok müsaitti. İçsel yolculuk, hesaplaşma, yeniden başlama. Bunlar çok güçlü temalar.
Bir tık daha ayrıntı, bir tık daha hikâye dokusu görmek isterdim. Belki karakterin geçmişi daha fazla açılabilirdi ya da bazı sahneler daha anlamlı hale getirilebilirdi. Bu yüzden kitap bana biraz zayıf geldi. Güzel ama derinliği tam yakalayamamış gibi.