"Uzun zaman önce uzak bir ülkede ben Aku, karanlığın şekil değiştiren efendisi, serbest bırakılmış korkunç bir şeytandım. Sihirli bir kılıç kullanan, ahmak bir samuray savaşçısı bana karşı koymaya çalıştı. Son darbe vurulmadan önce zamanda bir kapı açtım ve onu kötü…devamı"Uzun zaman önce uzak bir ülkede ben Aku, karanlığın şekil değiştiren efendisi, serbest bırakılmış korkunç bir şeytandım. Sihirli bir kılıç kullanan, ahmak bir samuray savaşçısı bana karşı koymaya çalıştı. Son darbe vurulmadan önce zamanda bir kapı açtım ve onu kötü ruhumun hâkim olduğu geleceğe yolladım. Şimdi o ahmak geçmişe geri dönmenin ve geleceğin kendi olan Aku'yu mahvetmenin yollarını arıyor."
İlk 4. sezonun introsu! Bayılıyordum bu introya ve giriş müziğine. Final (5.) sezonun girişi kulağıma hoş gelmedi. Belki de buna alıştığım içindir.
Samuray Jack'i ilk yayımlandığı zamanlar seyretmiş olsaydım, son sezonu beklerken saçlarım beyazlardı. Hoş yine beyazladılar da konumuz bu değil. 13 sene ara vermek nedir be insafsızlar! Şaka bir yana değmiş gerçekten. 10 küsur yıllık bekleyişin ardından harika bir finalle veda etmişler. Ona da geleceğiz. Lâkin önce dizinin temasından, sahnelerinden, görselliğinden, savaşından, mizahından, karakterlerinden ve en önemlisi de Jack ve Aku'dan bahsedelim.
Dizi introda da geçtiği gibi Jack'in atalarından kalan, atalarının ruhunu taşıyan sihirli kılıçla Aku'ya saldırması ve Aku'nun onu kötülüğün hâkim olduğu geleceğe yollamasıyla başlıyor. Jack, yıllar boyunca evine yani ait olduğu zamana dönmenin yolunu ararken Aku ve onun yarattığı kötülerle savaşıyor. Ama ne savaş! 50 yıl süren amansız bir mücadele...
Evet, dizide kötülüğe karşı bitmeyen bir mücadele var. Jack her bölümde daha da güçlü kötülerle savaşıyor ve elbette ki tahmin edebileceğiniz gibi her savaş Jack'i daha da güçlü kılıyor. Bu savaşlarda yalnız olmadığını da söylemek lâzım. O kadar çok karaktere, insana, hayvana, uzaylıya, yaratığa İyiliği dokunuyor ki Jack'in hepsi de onun için, onun kazanması için kendilerini bile feda etmeye hazır hale geliyorlar. Kötülüğün karşısında iyiliğin birleştirici gücü galip geliyor. Herhalde, Aku'nun en sonunda yenileceğini söylemek pek de sürpriz olmaz. Zaten hepimizin beklentisi bu değil miydi? 50 yıl süren amansız bir savaş, 13 yıl aradan sonra gelen yeni bir sezon. Jack kazanmayacaktı da ne olacaktı? En fazla bir sezon daha olurdu. Jack kazandıktan sonra Samuray olmaktan sıkılıp Profesör oluyor ve Buttercup, Bloosom ve Bubbles'i yaratıyor. Şaka şaka, bu sadece bir teori. Neyse Jack'e devam edelim.
Yan karakterlerden söz etmek istiyorum biraz. Hoş, o kadar çoklar ki hiçbirinin adını hatırlamıyorum. Beni mazur görün. Malum, B12 seviyesi. Yani Aleyna Tilki'nin bir önceki kutlamada giydiği kıyafeti aklında tutan spiker abi kadar hafızam kuvvetli de olsa herhalde bu kadar çok yan karakterin adını aklımda tutamazdım. Her ne kadar adlarını hatırlamasam da tüm yan karakterler dizi için çok değerliydi. Kimileri Jack için kendilerini feda ettiler, kimileri Jack'e bir şeyler öğrettiler, kimileri yoluna yoldaş, yanına gardaş oldu. Kimileri de daha da güçlenmesini sağladı, bilhassa kötü karakterler.
Jack sadece geçmişe gidip evine, ailesine dönmeyi ve de dünyayı Aku'dan kurtarmayı istemiyordu. Tek amacı bu değildi. Elbette önceliği bunlardı ama geçmişe gitmenin yollarını ararken aslında kendi ruhunu, daha doğrusu atalarından ona miras kalan Samuray ruhunu da bulmaya çalışıyordu. Her ne kadar, karşısında kimsenin duramayacağı, bir damla düşmeden tüm düşmanlarını halt edecek kadar iyi bir dövüşçü de olsa "Samuray" ruhuna son sezonun son bölümlerine kadar ulaşamamıştı. Zira samuray olmak yalnızca iyi dövüşmekten, en güçlü olmaktan ibaret değildi. İçindeki kini, öfkeyi serbest bırakmayı, erdeme ulaşmayı da içeriyordu. Jack bu arayışını 50 yıl sonra tamamlayabildi. Bu yolculukta dediğim gibi birçok şey öğrendi, bir çok dost edindi. Düşman demiyorum, düşmanları ya Aku'nun yarattığı yaratıklardı ya da ödül için Jack'e saldıranlar. Zaten hepsini de halt etmeyi başardı.
İlk 4 sezon oldukça hareketli, vurduğu kırdılı geçerken, 5. sezon daha çok Jack'in kendini bulmasına odaklanmış ve biraz da durulmuş. Başlangıçta bu durgunluk o yüksek tempoya alışanlara ağır gelebilir ama bu durumda işte az önce bahsettiğim Samuray ruhuna ulaşmak ve sihirli kılıçı haketmekle alakalı. İşin içine aşk girdiğini de söylemeden edemeyeceğim. Sen git düşmanının kızına, düşmanının varlığından var olan bir varlığa aşık ol. Olacak iş mi? Güzel olmuş bu arada. Ashi işin içine girmeseydi ve Aku Ashi'yi Jack'e karşı kullanmasaydı onca yıllık bekleyişin ardından basit bir final yapmış olurdu. "Kralı gelse yenerdi, Prenses'e yenildi." denilebilecek bir sona sahip olacak gibi görünürken neyse ki prenseste Kralın gölgesinden kendini kurtarıp aşkını seçebildi. Ashi sadece final sahnesi için değil, Jack'ın arayışının son bulmasına da etkili oldu. Onu öfkeden arındıran bir yandan da aşktı bence.
Eee, bu kadar hareketli, dövüş sahnelerinin ve karakterin bol olduğu bir çizgi dizide görsellikten, çizimlerin bahsetmeden geçmek olmaz. Öncelikle dövüş sahneleri ve şiddet o kadar estetik bir şekilde işlenmiştir ki hayran kalmamak elde değil. Çizimler, efektler, görsellik fazlasıyla muazzam. Diziyi anlamlı ve izlenebilir kılıyorlar. Görsel odaklı bir dizide çizimler kötü ve acemice olsaydı, hâlâ bile Samuray Jack adından söz ettiremezdi. Veyahut yıllar sonra gelen final sezonu kimsenin umurunda olmazdı. Zira bu tür dizilerde anlatıyla beraber o anlatıyı destekleyen görsellikte önemlidir. Samurai Jack yaratıcıları da görselliğin önemini bildiklerini harika çizimlerle göstermişler.
Dublaj ve alt yazı mı konusundan da bahsedip yavaş yavaş bitirmek istiyorum. Animasyon dizilerinde genel olarak dublaj tercih eden biri olarak bunu da -son sezon hariç- dublajlı izledim. Fakat çok da farkedeceğini düşünmüyorum. Çünkü diyalog odaklı bir dizi değil, görselliğe, savaşa, dövüşlere, karakterlere odaklanmanızı isteyen bir çizgi dizi. Yine de şunu söylemeden geçmek istemiyorum. Bence Aku karakterine orijinal dilindeki ses daha çok yakışmış.
Aku'yu konuşmadan geçeceğimi düşünmeyin. Bu kadar yazdık, ettik. Yeni favori kötü karakterimi konuşmadan olur mu? İzlediğim en sempatik, en absürt ve ve en komik kötüydü, çizgi diziler içerisinde. Olduğu her sahneye, kurduğu her diyaloga kahkaha attım. Pizza siparişi sahnesi özellikle. İyiliğin kazanmasından olsa da gönlüm bir yandan Aku'nun yok olmamasından yanaydı. Komik erkek çekiciliği.>>>>>>>>>>