Sıfır beklentiyle izlediğimiz ve gariptir ki zevk aldığımız bir film oldu İki Dünya Bir Dilek. İzlenmesi gereken yüzlerce film varken yine “ne izlesek?” diye düşündüğümüz bir gece, çok da kafa yormasın diye açtık; baştan sona klişe olmasına rağmen izletti kendini.…devamıSıfır beklentiyle izlediğimiz ve gariptir ki zevk aldığımız bir film oldu İki Dünya Bir Dilek. İzlenmesi gereken yüzlerce film varken yine “ne izlesek?” diye düşündüğümüz bir gece, çok da kafa yormasın diye açtık; baştan sona klişe olmasına rağmen izletti kendini. Filmin kendisini çok ciddiye alması ve ilk başlarda yaşanan şeyleri gizem gibi görüp bir de o olmayan gizemi saklamaya çalışma çabası beni güldürdü. Bunu aptala anlatır gibi anlatmalarını biraz olsun anlıyorum da, zaten yeterince klişe olan hikâyeyi bir de böyle anlatınca komik duruyor.
Bunun haricinde yeni bir hikâye yazmak yerine birçok filmde gördüğümüz şeyleri harmanlayıp bu filme entegre etmişler. Öyle ki; 1990 yılında çıkmış Ghost filminden Just Like Heaven’a, oradan da Ted’e kadar gördüğümüz çoğu sahneyi bu filmlerden az çok biliyoruz.
Oyunculuklara geçelim… Hande Erçel’e hiçbir zaman alışamayacağım gibi duruyor. En son Halka dizisinde “oyunculuğu iyi” falan diyorlar diye birkaç bölüm bakmıştım ama yok; orada da iyi değildi, bu filmde de çok göze batıyordu. Filmin yarısından fazlasında Hande Erçel’in oyunculuğu kötüydü; özellikle duygusal sahnelerde duyguyu geçirememesi bir yana güldürüyordu, bunun yanında yapay mimikleriyle de “benden kötüsü olamaz” diyordu.
Sadece Hande Erçel de değil; diğer oyuncuların da performansları pek iyi değildi, buna Metin Akdülger de dahil. Sadece Hande Erçel gereğinden fazla göze batan isim oldu. Metin Akdülger ile Kaptan 88 çizgi romanı vesilesiyle tanışmıştım; saygı duyduğum biriydi ama Sırrı abisine başsağlığı dilediği gün gitti bütün saygı…
Filme dönecek olursak zaten tanıdık bir senaryoydu. Biraz daha mitolojik, masalsı anlatımın yanında yılbaşı filmi gibi başlaması heyecanlandırdı ve “acaba?” dedirtti. Ancak bir noktadan sonra mitoloji umurlarında olmuyor; o masalsı anlatım çöpe atılıyor ve yılbaşı atmosferinin sadece filmin sonunda yağan kardan ibaret olduğunu anlamamıza sebep oluyor.
Yani hızlıca finale giden bir film var; karakterler birbirlerine nasıl ısındı, Bilge karakteri verdiği karardan hemen nasıl dönebiliyor derken… karakter gelişimi de yoktu filmde.
HAFİF SPOİLER
Tüm bunların yanında, filmin bütçesi olmasına rağmen ucuzundan bir hayalet efekti bile yapmaya tenezzül etmemişler. Öyle ki hayalet veya ruh ne derseniz bu karakterin geçebilmesi için bütün kapılar açık bırakılıyor; buna yoğun bakım kapısı da dahil. “Olur böyle hatalar.” diyerek devam edelim etmesine ama bir de psikolog veya terapist sahnesi var ki… orada da karakterimiz belli bir atak geçiriyor ve sorununu anlatmaya çalışıyor ama terapistimiz ilaç yazıp hemen gönderiyor. Ulan daha teşhis koymadın, hadi teşhisi koydun diyelim; sen psikiyatrist misin de ilaç yazıyorsun amk?
Hangi kafayla yazıldığını anlamakta zorlansam da fena bulmadım filmi. Yerin dibine soktum madem, biraz da neden bu puanı verdiğimden bahsedeyim: Bu yıl üçüncü kez söylüyorum ama ben bu filmi de bir deneme olarak görüyorum. Evet, 4-5 filmden araklanarak yapılmış bir film bu ama ne yalan söyleyeyim, ben bizim ülkemizden de fantastik filmler görmek istiyorum.
Yine bu yıl çıkmış Dehşet Bey ve Uykucu filmlerine de “deneme” demiştim. Onları aksiyon tarafında, İki Dünya Bir Dilek filmini ise fantastik tür bakımından deneme olarak görüyorum. Nedense bu denemeler birkaç yıl içinde kendisini tekrar edecek ve zamanla gördüğümüz düşük bütçeli cin filmlerine nasıl sövüyorsak bunlara da sövecekmişiz gibi hissediyorum. Hadi hayırlısı.
Bu filmi ortalama üstü buldum çünkü hâlihazırda alışık olduğumuz hikâyeyi tekrar izlemiş gibi hissettim. Bunun yanında özellikle sonu beni tatmin etti; bazı yerlerde tebessüm edebildim. İzlediğiniz kişi de çok önemli tabii, onun da etkisini unutmamak gerek.
Şimdi burada kötü yazılmış diyaloglardan da bahsedip daha fazla yerin dibine sokmayacağım veya kendini bir bok sanan aptallar gibi “hikâyeyi bir kadın yazmış, Hande yazmış ya go girl” demeyeceğim. Ya da ne bileyim, Ekşi Sözlük’te kendini filozof hisseden asosyaller gibi sanatsal konuşup “bizimkiler yapmasın” diyerek gömmeyeceğim; aksine denenmeli böyle şeyler diyeceğim.
Kısacası, birden fazla filmden esinlenilmiş senaryosuna rağmen Hande Erçel’in hikâyesinden diye pazarlanan bu film; tamamen klişelerden beslenmesine rağmen yer yer eğlendiren, bazen tebessüm ettiren ve sonunda duygulandıran bir film olduğu yani amaçladığı şeyi başardığı için ortalama üstü bir denemeydi.
Son olarak Kim ne yazmış diye bakarken YouTube’da bir inceleme videosuna denk geldim. Yorumlarında şöyle bir şey vardı: “Cok ön yargilisiniz gayet güzel filim birde kendinizi yagilasaniz alkislarim sizi.” Lütfen önyargının ne anlama geldiğini bilmeyecek kadar cahil olmayın…
-Sizin müvekkiliniz hangi tarafta?
+Arafta
6,30/10