Daha ilk saniyesinden ne olduğunu belli eden, iyi niyetli ama darmadağınık bir yapım. Açılış sahnesinden itibaren yönetmen sanki bakın burada hayatın içinden sahneler var demek istiyor ama ortaya çıkan şey sinema dili değil, kontrolsüz bir amatörlük hissi. Kamera elde kullanılıyor…devamıDaha ilk saniyesinden ne olduğunu belli eden, iyi niyetli ama darmadağınık bir yapım. Açılış sahnesinden itibaren yönetmen sanki bakın burada hayatın içinden sahneler var demek istiyor ama ortaya çıkan şey sinema dili değil, kontrolsüz bir amatörlük hissi. Kamera elde kullanılıyor fakat estetik bir tercih gibi durmuyor; daha çok kameraman bir yere yetişmeye çalışırken düşecekmiş gibi titriyor. Işık kullanımı desen tamamen başına buyruk. Bazı sahnelerde karakterin yüzü karanlığa gömülüyor, bazılarında ise ışık merceği kesiyor. ‘Doğal ışık’ diye açıklanmaya çalışılsa bile ekranda görünen şey doğal değil, sadece özensiz. Plan sekanslar bolca kullanılmış, evet. Ama Hollywood’da olduğu gibi teknik beceri göstermek yerine burada sadece sürenin dolması için çekilmiş hissi veriyor. Bir karakter iki dakika boyunca çay karıştırıyor, kamera da ona bakıyor ve sahne böylece “sanatsal” diye satılmaya çalışılıyor. Oysa bu tam anlamıyla ritmi yavaşlatan, sıkıcılaştıran bir boşluk. Kurgusal bir amaç yok; sadece bir şey olsun da boş durmasın mantığı.
Oyunculuklar ise dizinin belki de en zayıf noktası. Başrol Jasmine’in duygusal derinliği olması gerekirken ortada sadece boş bakışlar ve ezberlenmiş gibi duran replikler var. Minimal oyunculukla ruhsuz oyunculuk arasındaki fark tam olarak burada ortaya çıkıyor. Partneri ise sürekli yapay bir telaş içerisinde; iki karakter arasında kimya yok, enerji yok, gerçeklik yok. Yan kadro ise tamamen kopuk. Sanki eve arkadaşları çağırmışlar, “hadi siz de iki replik okuyun” demişler gibi duruyor. Sahneye girdikleri anda izleyici gerçeklikten çıkıyor çünkü hiçbirinin varlığı dramatik yapıya hizmet etmiyor. Dizinin en tartışmalı ve en zorlama tarafı ise gereksiz yere sıkıştırılmış cinsel sahneler. Hiçbiri hikâyeyi ilerletmiyor, karakteri derinleştirmiyor, sahnenin duygusunu taşımıyor. Yalnızca sırf konuşulmak için eklenmiş hissi veriyor. Üstelik oyuncular arasında kimya olmadığı için bu sahneler doğal olmaktan çıkıp yapay, rahatsız edici ve tamamen amaçsız bir görüntüye dönüşüyor. Dramatik ton dağınık olduğu için bu sahneler sadece anlatıyı bölüyor. Hiçbir duygusal karşılığı olmayan, ‘cesur’ değil, yalnızca çaresizce dikkat çekmeye çalışan sekanslar. Sonuç olarak Jasmine, ne sanat yapabiliyor ne drama, ne romantizm kurabiliyor ne de psikolojik derinlik sunabiliyor. Kimliksiz, ritimsiz, kopuk bir iş. Kamera kararsız, ışık özensiz, oyunculuk ruhsuz, mekanlar ruhsuz, müzik alakasız. Üstüne amaca hizmet etmeyen cinsel sahneler eklenince dizi tamamen dağınık bir kolaj hâline geliyor. Gerçek hayatın içinden olmak isterken hayattan kopuyor; derin görünmek isterken yüzeysel kalıyor; cesur olmaya çalışırken sadece çaresiz bir görüntü veriyor. Kısacası Jasmine, iyi niyetle yola çıkmış ama her adımda yanlış yönde ilerlemiş ve geriye sadece izleyicide sabır testine dönüşen kötü bir deneyim bırakmış bir yapım.