Bu bir film yorumu değil ama bir nevi öyle gibi de. Kimseden bir şeyler talep etme aracı değil. Sana anlam katacak bir yorum değil. O zaman burda ne işi var? Hissettiklerimi yazdığım bir yazı. Renksiz bile olsa yeni bir tablo…devamıBu bir film yorumu değil ama bir nevi öyle gibi de. Kimseden bir şeyler talep etme aracı değil. Sana anlam katacak bir yorum değil. O zaman burda ne işi var? Hissettiklerimi yazdığım bir yazı. Renksiz bile olsa yeni bir tablo olmayı isteme arzusu
Sevdiğim insanları La migliore offerta filmindeki tablo koleksiyonuna benzetiyorum. Bir köşede sadece hayatımda olmalarıyla gururlanmak ve sevinç duymak istiyorum. Onlarla konuşursam sanki tüm çizgileri silinecek, renkleri solacak gibi. Hep onların taklitleriyle geçiyor vaktim.
Ciddi ve güvenilirleri neoklasik, en saf ve temiz duyguluları empresyonist, aşırı enerjik ve komikleri pop art, bağımsız ve anlamsızları dadaist, sakin ve şeffafları realist, dengesiz ve takıntılıları kubist tablolara benzetiyorum. Tüm bu anlamları hayat denilen odada saklamak istiyorum. Tam da hayatın içinden bir duvarken istiyorum bunu. Ama bu mümkün mü? Ancak insanları tanıdığım anları kadar saklayabilirim. Bir çeşit kopya, taklit ya da avuntu gibi. Aslında gerçek tasvirleri sadece kendi içsel duvarlarında asılı. Yine de koleksiyon, insanlardan oluşan bir yaşam mozaiği benim için.
Ve ben kim için hangi rengi ve biçimi temsil ediyorum bilmiyorum. Belki birisinin çok sevdiği bir tabloyumdur. Belki birisine göre kubist, birisine göre pop artımdır. Belki bir yerlerde anlamım vardır. Birileri için anlam taşıyorumdur.
Ben ise kendime göre anlamsızlıkların tasviriyim. Tabloların üstüme asıldığı renksiz bir duvar gibiyim. Tüm güzellikler üstümde olmasına rağmen onları asla görememenin ağırlığını taşıyorum. Onların sırtları bana dönük, renkleri ise tüm dünyaya. Şimdiyse bütün tablolarım çalınmış, görmemeye razı geldiğim herkesi tamamen kaybetmiş gibi hissediyorum. Gidenlerin izleriyle ayakta durmaya çalışan ve bir daha hiç tablo asmak istemeyecek kadar buruk ve eksik bir duruşum var. Senin kadar renklerim ve anlamlarım kayıp. Tablosuz kalmak kimsesiz kalmak gibiymiş Virgil.