Çağdaş Meddah'ın şu ana kadar dinlediğim en etkileyici, en ilgimi çeken ve dayanamayıp birkaç defa daha dinlediğim bir bölümü ile karşınızdayım. "Osmanlıda Cadı Hikâyesi" Konu, cin, cadı, doğaüstü varlıklar korku-gerilim falan olunca hemen girdi radarıma bölüm. Hatta kullandıkları görseller bile…devamıÇağdaş Meddah'ın şu ana kadar dinlediğim en etkileyici, en ilgimi çeken ve dayanamayıp birkaç defa daha dinlediğim bir bölümü ile karşınızdayım. "Osmanlıda Cadı Hikâyesi" Konu, cin, cadı, doğaüstü varlıklar korku-gerilim falan olunca hemen girdi radarıma bölüm. Hatta kullandıkları görseller bile o kadar etkileyiciydi ki bir noktadan sonra dinleme modunu bırakıp izleme moduna geçtim. Neymiş bu cadı hikâyesi? Gelin aktarayım.
Takvimler 1833 senesini gösterirken kendimizi o zamanlar Osmanlı hakimiyetinde olan Bulgaristan'ın Tırnova şehrinde buluyoruz. Fakat bu şehri diğer şehirlerden daha farklı kılan bir şey var; gece olup da kandiller söndüğünde sessizliğe bürünmek yerine çığlıkların artması, korkunun uyanması bu şehri diğerlerinden farklı kılan şey...
İnsanlar gün battıktan sonra açıklanamayan sesler duymaya, eşyaların hareket ettiğini, ambarlarının talan edildiklerini ama kimsenin de olmadığını söylemeye başlarlar. Tırnova halkı korku içindedir, artık kimse geceleri uyku uyuyamaz. Ne zaman uyumak isteseler göğüslerine adeta bir öküzün gelip oturduğunu söylerler Tırnova'nın insanları.
Artık halk bir ağız, bir akıl olup karar vermiştir; bu bir cadı istilasıdır. Hemen dönemin en ünlü cadı avcılarından biri olan Nikola Efendi'ye koşarlar. Durumu, yaşadıklarını, gördüklerini ve duyduklarını olduğu gibi aktarırlar. Nikola Efendi'nin de şüphesi yoktur artık. Bu bir cadı istilasıdır.
Nikola Efendi şehirde araştırma yapmaya başlar. Birkaç gün süren araştırmaların sonucunda olayların kaynağının mezarlık olduğuna kanaat getirir. Gece çöktüğünde Nikola Efendi, dönemin Tırnova kadısı Ahmet Şükrü Efendi ve Tırnova halkı mezarlığa giderler. Nikola Efendi cadı tahtasının yere koyar. (Bu tahta okları çevrilip durduğunda cadıların yerini gösteren bir icattır.) Okları çevirir, bir mezarda durur. İkinci kez çevirir, başka bir mezarı işaret eder oklar. Nikola Efendi mezarlığın farklı farklı yerlerinde dener bunu. Oklar hep aynı iki mezarı gösterir. Peki bu mezarlar kimlere aittir?
Bu iki mezarda yatan iki kişi yeniçerilerdir; Ali Alemdar ve Abdi Alemdar. (Anlatı da Adem denmiş ama hikâyeyi araştırdığımda çoğu kaynakta ismi Abdi olarak gördüm.) Bu yeniçeriler halk arasında nam-ı duyulmuş iki yeniçeridir. Yaptıkları kötülüklerle; hırsızlık, soygun, gasp gibi suçlarlarla namlarını duyurmuşlardır.
Nikola Efendi mezarların açılmasını ister. Halk buna karşı çıkar ilk başta, yapmak istemezler. Nikola Efendi tek çarelerinin bu olduğunu söyler. Tırnovalılar onun emrine uyup mezarları açarlar. Fakat gördükleri karşısında dehşete düşerler, hatta kaçanlar bile olur. Ali Alemdar ve Abdi Alemdar'ın cenazeleri korkunç bir durumdadır. Gözleri faltaşı gibi açıktır. Fakat tek mesele bu değildir. Kılları çıkmış, tırnakları uzamıştır. Adeta iki cadıyı andırıyordur bu yeniçerilerin cesetleri.
Kaçanlar, kaça dursun biz hikâyemize devam edelim. Cesaretli olan birkaç kişi cesetleri mezarlarından çıkarıp yanyana getirirler. Nikola Efendi göğüslerine birer kazık çakılmasını emreder, çakarlar. Kalplerinin kaynar suyla dağlanmasını emreder, dağlarlar. Fakat yetmez... Nikola Efendi son olarak cesetlerin yakılmasını emreder. Cesetleri ateşe verir Tırnova'nın insanları. Yanıp kül olduktan sonra da küllerini yeniden mezara geri gömerler. O günden sonra rahat bir nefes alıp rahat bir uyku çeker Tırnovalılar...
Dönemin kadısı Ahmet Şükrü Efendi bu olayı Osmanlı'nın üst makam kişilerine mektup olarak yazar. Yazdığı mektup olduğu gibi dönemin gazetesi Takvim-i Vakai'de yayımlanır. Bu olayı okuyan insanlar dehşete düşer. Bizim de başımıza gelir korkusuyla yeniçeri mezarlarına saldırıp tahrip etmeye başlarlar. Yeniçerileri mezarlarından çıkarıp cesetlerini yakarlar.
Bir rivayet de odur ki; Böyle bir olay aslında hiç yaşanmamıştır. O dönemlerde yeniçeri ocağı yeni kaldırılmıştır. Birçok yeniçeri hapsedilmiş, idam edilmiş, öldürülmüş, sürgüne gönderilmiştir. Yeniçerilerin halk arasındaki etkisini azaltmak, insanları iyice yeniçerilere düşman etmek adına böyle bir olay gazeteye yazılmıştır. Dönemin Padişah'ı 2. Mahmud "Bakın bu yeniçeriler şeytandır. Ölüleri bile size bulaşır." demek için bu söylentiyi halka yaymış, yaydırmıştır.