Spoiler içeriyor
Evet, sonunda ben de Suç ve Ceza okuyanlar kervanına katılabildim. Beklediğimden daha farklı bir roman karşıladı beni. Bunu iyi veya kötü olması açısından demiyorum, anlatıdaki beklentimin farklı olmasından söz ediyorum. Ben suç işleyen bir karakter ve onun cezalandırılma sürecini anlatan…devamıEvet, sonunda ben de Suç ve Ceza okuyanlar kervanına katılabildim. Beklediğimden daha farklı bir roman karşıladı beni. Bunu iyi veya kötü olması açısından demiyorum, anlatıdaki beklentimin farklı olmasından söz ediyorum. Ben suç işleyen bir karakter ve onun cezalandırılma sürecini anlatan bir eser beklerken beni suçlu ve suçlu yakın olmanın yarattığı tahribatı, vicdani hesaplamalar, pişmanlık duygusu ve yaptığını bir şekilde iyi bir zemine oturtma kaygısı taşıyan bir baş karakter karşıladı. Bu noktada şunu söyleyebilirim ki Dostoyevski bize suçu ya da cezayı anlatmıyor. Bireyi buna sürükleyen iç ve dış etmenleri ve de yarattığı iç ve dış karmaşaları anlatıyor. Toplumun herhangi bir suç karşısındaki iki yüzlü, ahlak dışı tutumuna karşın çok boyutlu bir pencere açıyor.
Kitap, ben de Raskolnikov'a karşı derin bir acıma duygusu uyandırdı. Aynı zamanda da bu kadar psikopat olabildiği için kendisinden rahatsız da oldum. Hem yaptığından pişman, hem de minareye kılıf uydurmaya çalışıyor. Acaba her suçlu aynı ruh haline mi bürünüyor? Bence sorulan ve sorulması gereken soru tam olarak bu kitap nezdinde.
Suç ve Ceza okunup geçilecek bir eser değil sadece. Toplumun, suçlu ve suça sürükleyen toplumun bireyde ve elbette yine toplumda yarattığı tahribatı, vicdani yükümlülüğü, psikolojik sorunları ve de içsel hesaplaşmaları anlatması açısından yaşanan da bir kitap. Suçun ve bu suçtan doğabilecek cezaların her türlü ağırlığını taşırken karakterlerden herhangi biri olup melankolik havayı yaşıyor ve de taşıyoruz.
Suçun ve cezanın ağırlığından bahsettim. Peki hangi kısım daha etkileyici? İşlenen suç mu? Yoksa verilecek, verilen olan ceza mı? Öncelikle Raskolnikov'un yaşlı tefeci ile kız kardeşini öldürdüğü kısım -balta ile kafalarının nasıl yarıldığını hayal edince oldukça etkileyici oluyor. Fakat bu an bir rüya gibi kısa sürüyor. Planlarken harcadığı vaktin binde birini bile harcamıyor Raskolnikov, eyleme geçerken. Evet, bu planlanmış bir cinayet. Bir kaza ya da bir nefsi müdafaa değil. Bu da Raskolnikov'u daha çok suçlu yapar, öyle değil mi? Ceza kısmını gelince de fiili ceza gerçekten pek hafif ve de pek yetersiz. Yani dönemin Rusya kanunlarını ya da Dostoyevski'nin adalet anlayışını bilemem, lâkin bana göre işlediği cezaya karşın verilen verilen somut ceza epey hafifti. "Peki ağır olan ne?" derseniz "Raskolnikov'un vicdanı." cevabını veririm. O darbeyi vurduğu ilk andan itibaren bir pişmanlık doğdu içinde. Kabullenmediği, kabullenmek istemediği bir pişmanlık. Suçluluk duygusu onu asla yalnız bırakmadı. Herkesin cümlelerinden şüphe duymaya, kendisi de ayrıca şüphe uyandırmaya başladı. Alyova Ivonova bir suçluydu onu bir 'bit' yerine koyarak kendini yüceltmeye çalıştı. Alyova Ivanova suçluydu, Lizaveta ise o an orada olmaması gereken bir kişiydi. Raskolnikov bu cinayeti işlemeye mecbur kalmış -kendisine göre- bir gençti. Başka çıkış yolu yoktu ki...
Sadece suç veya ceza nedir? sorularına cevap aramıyor ya da bulmuyoruz eserde şunu da sorup cevaplıyor kitap. "Bir insanın statüsü ya da maddi durumu suçun sebebini ya da sonucunu değiştirir mi? Bunlar suçun ağır olması ya da meşru olması için birer etmen midir?" Raskolnikov, yoksulluğunun arkasına gizlenmek istiyor, ama o da biliyor ki bütün bunlar birer bahane değil. Hayır, yakalanmaktan korkmuyor Raskolnikov. Hesap vermekten korkuyor. Kendi içinde verdiği savaşı dışarı vurup birilerine anlatamamaktan korkuyor. En sonunda anlatacak birini buluyor, tabii o zaman bile pişmanlık kırıntısı göstermemek için nasıl çabaladığını ve nasıl şeytanlaşmaya çalıştığını görmemek işten bile değil.
Raskolnikov'un Sonya'ya yaptığı itirafta bence Sonya'nın masumluğundan ve Raskalnikov'a verdiği güvenden ziyade Raskalnikov'un Porfiri ile yaptığı konuşma etkili oldu. Porfiri, başından beri farkındaydı bir şeylerin. Lâkin nedendir bilinmez Raskolnikov'u doğrudan suçlamadı, yakalamaya uğraşmadı. Sadece onun kendisiyle daha çok hesaplamasını sağladı, sözleri ile onu daha fazla şüpheye düşürdü. Onun ahlakını ve de vicdanını sınadı. Pişmanlığını, yaptığı eylemi görmesini sağladı. Raskolnikov'da bu yükü taşıyamadığı için zavallı, düşmüş durumda olan bir kıza açtı kendini...
Raskolnikov'un girdiği bu içsel hesaplaşmada ve itiraf etmekle sonsuza dek saklamak arasında kaldığı bu gelgitte hayatına giren, sohbet etme şansı bulduğu herkesin bir şekilde etkisi oldu. Kimi ondan daha karanlıktı, çıkarcı ve hesap adamıydı (Lujhin), kimi oldukça masumdu (Sonya), kimi iyi birer gözlemci ve zeki insanlardı (Porfiri), onu çelişkiye düşürmeye çalıştılar, kimi ise ona sonsuz güvendi (Razumihin, Dunya, Pulheriya Aleksandrovna). Tüm bu insanlar Raskolnikov'un kendiyle olan hesaplaşmalarında etkili oldular. En çok etkisi olan 3 kişiyi açmak isterim biraz.
İlki Sonya. Sonya'nın iyiliğinden, yaşadığı kötü hayata karşın bile masum ve iyi kalışından, inancından etkilendi Rodion Romanoviç. Kendisi inançlı bir insan değildi, Tanrı'ya, İncil'e inanmadığını sürekli dile getirdi, ama işin sonunda Sonya'nın Tanrısına, İsa'ya ve onun inancına sığındı. Diğeri Porfiri. Porfiri'yi anlattım, yeniden yazmaya gerek yok. Son olarak da Svidrigaylov epey etkiledi Raskalnikov'u. Öyle ki Svidrigaylov, sanki Rodion Romanovic'in geleceğinden fragman gibi bir karakterdi. Sanki onun daha yaşlı, daha bilgin, biraz daha pişman ama pişmanlığını daha çok reddeden hali. Bir şeyleri reddedip gözardı etmeye çalıştıkça da daha çok pişman olan hali. Pişmanlığının ve yoksunluğunun neticesini de net bir şekilde gördük eserde.
Razumihin'in dostluğuna hayranlık duydum, çok sadık bir dosttu. Her anında yanında oldu, elinden gelenin en iyisini yapıp dostunun sıkıştığı anlarda imdadına yetişip onu kurtardı ve ona sonsuz güvendi. Peki dostunu kandıran, kendisini kaldırması için istemeden de olsa onu kullanan Rodion Romanovic için iyi bir dost demek mümkün müdür? Neyse meselemiz arkadaşlık değil, aşk değil, kardeşlik ya da düşmanlık bile değil. Meselemiz sadece içsel hesaplaşma. Dış olaylar iç hesaplaşmayı körükleyen sonucu belirleyen etmenler sadece.
Evet, Rodion Romanoviç Raskolnikov fiili olarak yeterli cezayı almadı ama yaptığı vicdan muhakemesi, sürüklendiği durum, yaşadığı sanrılar, hastalıklar, yoksunluğu, girdiği krizler ve suçlu olmanın ve de kendimi açığa vuracağım korkusuyla yaşadığı tüm buhranlar yeterince yeterliydi. Dostoyevski bence şunu diyor bu eserde: "Birini hapsederek cezalandıramazsınız, onu o şekilde pişman edemezsiniz. Yalnızca vicdanı olan, bunun muhakemesini yapan ve vicdanını dinleyebilen suçlular cezalandırılır ve pişmanlık duyar." Eee, her ne kadar çaldığı minareye kılıf uydurmak için çaba gösterse de bir suçlu olduğunun bilincini hiçbir zaman yitirmedi Raskolnikov. Zaten para için yaptığını söylediği bu cinayetten çaldığı paraların tek kuruşuna dokunmamış olması onun pişmanlığını göstermez mi?Para değildi mesele, Alyova'nın suçlu olması da değildi, Lizeta'nın yanlış zamanlamasını da saymıyorum. Rodion Romanoviç Alyova Ivanova'yı sadece istediği için öldürdü. Lizaveta'yı ise panik duyduğu için. Öldürmek için tefeci kadını seçti çünkü o topluma zararlı bir figürdü ve böyle olması Raskolnikov'u daha az pişman edecekti, belki de hiç. Rodion Romanoviç sadece yazdığı makaleyi yaşayarak test etmek istedi, düşkün durumda olan bir insanın suç karşısındaki tutumunu kendi üstünde görmek. Haz için işlediği bu cinayette kendi kendisinin kurbanı oldu...i