Spoiler içeriyor
The Office hayranları ve The Office'yi özleyenler, tekrar tekrar izleyenler ama sürekli de aynı esprileri duymak kabak tadı verdi diyenler için iş yeri ortamında geçen durum Komedisi dizisiyle geldim; Gülşen Abi! Hem aramızda kalsın, %100 yerli ve milli. Gülşen Abi…devamıThe Office hayranları ve The Office'yi özleyenler, tekrar tekrar izleyenler ama sürekli de aynı esprileri duymak kabak tadı verdi diyenler için iş yeri ortamında geçen durum Komedisi dizisiyle geldim; Gülşen Abi! Hem aramızda kalsın, %100 yerli ve milli.
Gülşen Abi yani bizim Abidin, Haberin Olsun adlı bir gazetede dert ablası (Gülşen abla) olarak çalışan 40 yaşlarının başında bir adamdır. "Neden abi değil de abla derseniz?" imaj meselesi işte, çok irdelemeyelim. Abidin, idealist, iyiliksever, zeki ve bir o kadar da çocuk ruhlu bir adamdır. Zira annesi büyümesine hiçbir zaman izin vermemiştir.
Abidin'in annesi Naciye hanım ise 40 yaşındaki oğluna hâlâ bebek gibi davranan, oğlunun büyüdüğünü kabullenemeyen onu yalnız bırakmaktan korkan bir kadındır. İlaçları Abidin'in göremeyeceği yerlerde muhafaza eder, televizyonda çizgi filmden başka bir şey izlemesine izin vermez, tek başına mutfağa giremez, ocağı kullanamaz çünkü cıs olur. Tabii sonradan kız kardeşinin yazlığına taşınıp diziden ayrılıyor ve Abidin'i bir başına bırakıyor. Abidin'in annesi gittikten sonra girdiği yoksunluk krizleri, girdiği kimlik bunalımları çok eğlenceliydi. Gerçekten de tek başına yaşamayı bilmiyormuş.
Biraz da Haberin Olsun gazetesinin diğer çalışanlarından bahsedelim. İlk olarak Abidin'in uzatmalı nişanlısı Sevda'dan söz etmek isterim. Sevda gazetenin haber muhabiridir. Abidin'le o kadar uzun zamandır nişanlılardır ki rivayetler göre onlar nişanlandığında dinozorlar meteoru kafalarına yememişlerdir, ateş daha keşfedilmemiştir. Sevda'da tıpkı Abidin gibi iyiliksever, çocukruhlu, hayalperest bir kadındır. İzlediğim en samimi, en dost canlısı ilişkiyi Abidin ve Sevda'nın ilişkisi. Sonlara doğru Sevda'nın diziden ayrılmasına anlam veremedim ve bir tık da üzdü doğrusu.
Haberin Olsun gazetesinin genel yayın müdürü Asım Bey'den bahsetmemek olur mu hiç? Asım Bey, cimriliğe tüm İstanbul'a, hatta Türkiye'ye, yok yok tüm Dünya'ya, o da yetmez galaksiler arasında dahi nam salmış bir adamdır. Paraya aşıktır, harcamaktan nefret eder. Paranın kokusunu kilometrelerce öteden alabildiği söylenir. Saç kepeklerini biriktirecek kadar tutumlu (!) bir adamdır Asım. Asım Bey'in para için girdiği durumlar çok komikti, canını alın parasını almayın.
Evet, gelelim dizinin en sevdiğim karakterlerine; Abidin'in yardımcısı Nejat. Daha sonra ise onun yerine gelen ağabeyi Nihat. Nejat ve Nihat o kadar salaklardır ki masanın kenarının bile onlardan daha zeki olduğu söylenir. Kendilerini tavuk sandıkları için arpa, buğday ve mısır gibi şeylerle beslenirler. Çikolatanın kabuğunu yerler, çikolatayı atarlar. Matematik işlemlerinden çok korkarlar, ailecek aynı zeka seviyesine sahip oldukları söylenir. Nasıl hayatta kaldıkları konusu şüpheli...
Nejat karakteri favorimdi. İngiltere'ye gitmek için karakterin diziden ayrılmasına üzülmüştüm. İngiltere'ye de gidemiyor, yanlışlıkla dünyayı dolaşıyor tabii. Afrika, Antarktika, Avustralya, Asya ülkeleri, okyanuslar, dağlar, tepeler, balta girmemiş ormanlar, kabileler... Nihat, her ne kadar dizinin alıklık ihtiyacını karşılamış olsa da (hatta Nejat'tan daha salak) gözlerim hep Nejat'ı aradı. Nejat'ın geri dönüşü Micheal Scott'un geri dönüşünden sonra beni en en en mutlu eden geri dönüştü. İki kardeş bir araya gelince ortaya daha eğlenceli sahneler çıktı. Sahi benekli geyik diye bir şey var mıdır?
Sevda'nın babası Fikret Bey var bir de. Balyoz Fikret, eski bir avukattır. Abidin'le Sevda'nın evlenmesine bir türlü rıza göstermez. "Gelirsem oraya..." demesiyle tanınır. Ciddi, ağırbaşlı gibi görünen ama Haberin Olsun gazetesine girdikten sonra tüm ciddiyetini yitiren, fakat dürüstlüğünden hiçbir şey kaybetmeyen bir adamdır.
Çok fazla bölümde oynamadı, ama ondan da bahsetmeden geçmek istemiyorum. Patronun oğlu, Asım'ın kulaklarının korkulu rüyası Alper. Deliliği, çılgınlığı diziye neşe kattı bence. "Senin kulakların neden iki tane ve kafanın yanında Asım?"
Son bölümlerde diziye dahil olan, cimri Asım'ın cömert oğlu Ozan'ı anmadan olmaz. Ozan iyi çocuktu, yalnız bir kusuru vardı; sürekli uyurdu. Yanında esnemek bile Ozan'ı uyutur, hatta uyku kelimesini duymak bile. Baba-oğlun parasal meselelerden atışması, Asım'ın oğlu para harcamasın diye girdiği kılıklar, çektiği oyunlar... Hepsi de izlemeye değer.
İlk sezonda sürekli bir konuk alıp Gülşen Abla'nın okuyucularının dertlerini çözmeye çalışırken, diğer 2 sezonda ise daha çok ana karakterlere odaklandı dizi. Onların sorunlarına, dertlerine, ofisin sorunlarına... Merak etmeyin dert dediysem öyle büyük şeyler değil, ya çok gündelik sorunlar ya da çok absürt meseleler. Sadece savaş canlandırması yaptıkları bir bölüm vardı, o biraz içimi tuhaf etti o kadar. O bölümde bile karada olsa bir mizah vardı tabii.
Aaa, az kalsın unutuyordum; Dobiş! Dobiş Abidin'in oyuncak ayısı, dert ortağı, dostudur. Rivayetlere göre Dobiş Abidin'in babasıdır. Bir kulağı yeşil, bir kulağı mavi olan marangoz ustası onu öperse eski haline dönecektir, söylenti işte... Bu arada Dobiş'in Nejat'la Nihat'tan daha zeki olduğunu söylememe gerek var mı?
Şöyle bir iş yeri ortamında çalışsam tüm derdim sıkıntım giderdi, Asım'ın ay sonu maaşları vermemek için çektiği numaraları saymazsak.
Asım'ın cimriliği, Ozan'ın her fırsatta uyuması, Nejat ve Nihat'ın salaklıkları, Alper'in delilikleri, Abidin ve Sevda'nın bir türlü evlenememesi, Naciye'nin oğluna bebek gibi davranması, Sevda'nın peşinde koştuğu absürt haberler, okuyucuların dertleri, ofisteki yalan dalgası, yaşanan kimlik bunalımları, özsaygı yitirilmeleri, hafıza kayıpları ve daha nicesiyle mükemmel bir komediydi. Özlemişim şöyle dizileri...