Uzun zamandır listemde olan ve bir o kadar uzun zamandır merak ettiğim diziyi şükür bitirebildim. Ve ben de bittim... Diziyi izlemeye başladığımda şairlerin hayatlarına daha çok değinileceğini zannetmiştim; lakin Maraş şairlerinin yaşadığı o dönemin ruhuna daha çok tanıklık ettik. Sağ-sol…devamıUzun zamandır listemde olan ve bir o kadar uzun zamandır merak ettiğim diziyi şükür bitirebildim. Ve ben de bittim...
Diziyi izlemeye başladığımda şairlerin hayatlarına daha çok değinileceğini zannetmiştim; lakin Maraş şairlerinin yaşadığı o dönemin ruhuna daha çok tanıklık ettik. Sağ-sol çatışmasını, provokatörlerin oyunlarını, kardeşin kardeşe kırdırılmasını maalesef büyük bir hüzün ve büyük bir öfkeyle izledim.
Bu konularda en çok zoruma giden şey sanırım bu: Biz bir milletiz ve bunun "sizi bizisi" yok. Alevisi, Sünnisi yok. "Siz" diye bir şey yok; biz BİRİZ. Ve kanı bozuk şer odakları yüzünden ülkemin insanlarının bütün bunları yaşamış olmasına ve hâlâ yaşıyor olmasına çok üzülüyorum.
İlerleyen paragraflarda bunlara tekrar değineceğim. Şimdi "Yedi Güzel Adam"a ve onların hayatlarına ufak bir yolculuk yapacağız:
Adil Erdem Bayazıt:Yedi Güzel Adam'ın gür sesli şairi. Kendi hayatında da oldukça vakur bir duruşa sahip olan Erdem Bey'i, oyuncu Uraz Kaygılaroğlu çok güzel canlandırmış. Her bölümün başında onun sesinden şiir seslendirmeleri ile nasiplendik. Bir edebiyatçı olmasının yanı sıra kendisi aynı zamanda hukuk mezunuymuş. 1995 ve 1999 yılları arasında da Kahramanmaraş milletvekili olarak görev yapmış.
Cahit Zarifoğlu: Ankara'da doğan yazar aslen Kahramanmaraşlı. Alman Dili ve Edebiyatı bölümünde öğrenim gören şairimizin havacılığa ve uçaklara da özel bir ilgisi bulunmakta. Dizide oldukça içe kapanık biri; gerçek hayatında da bu yönüyle bilinirmiş. Sürekli düşünür halde bulunmasından mütevellit arkadaşları ona "Aristo" dermiş. Şiirleri de kendisi gibi kapalı ve anlaşılması zor... Baran Akbulut, Cahit Zarifoğlu'nun o duruşunu çok iyi aktarmış. Nitekim en çok bağ kurduğum kişi de kendisi oldu. Bana birini hatırlattığı için miydi bu yakınlık yoksa karakterin gerçekçiliği mi, bunu hâlâ çözemiyorum.
Rasim Özdenören: Alaeddin Özdenören ile kardeş olan yazarımız "Gül Yetiştiren Adam" olarak da biliniyor. Erdem Bey gibi hukuk mezunu olmasının yanı sıra Türk edebiyatında modern hikâyenin en önemli isimlerinden biridir. (Henüz okumak nasip olmadı ama inşallah olacak.) Mertcan Sevimli'nin oyunculuğu sayesinde yakın hissettiğim ikinci isim de kendisi oldu.
Alaeddin Özdenören: İktisat bölümünden mezun olan şairimiz "hüzün şairi" olarak biliniyor ve Yedi Güzel Adam içinde yerini alıyor.
Nuri Pakdil: Nuri Bey'i ise "Kudüs Şairi" olarak biliyoruz. Kendisi diğer isimlerden yaşça büyük olduğu için hep "Nuri Abi" olarak anılıyor. Türk edebiyatında en net ve en tavizsiz duruşa sahip isimlerden biri olmasına rağmen, dizide bu yönü tam yansıtılamamış gibi geldi bana. Kemal Uçar'ın oyunculuğu, o ağırlığı hissetmemde biraz eksik kaldı. Ve bazen irite olmaktan kendimi alıkoyamadım.
Mehmet Akif İnan: "Mescid-i Aksa" şiiriyle özdeşleşmiş ve yzun yıllar edebiyat öğretmenliği yapmış. İnan, aynı zamanda Eğitim-Bir-Sen'in kurucusu olan önemli bir sendikacıymış.
Ali Kutlay: Öykü yazmaya 16 yaşında başlasa da 18 yaşında bu faaliyeti bırakmış. Yazarlık hayatı kısa sürse de Yedi Güzel Adam çevresindeki etkisi çok büyük. Özellikle Rasim Özdenören’in eserlerine ve motivasyonuna katkısı ile edebiyat dünyasında özel bir yere sahip olmuş.
Biz bu isimleri dizide aynı okulda ve aynı yoğunlukta etkileşim halindeymiş gibi görüyoruz; lakin gerçek hayatta zaman çizelgesi böyle ilerlemiyor. Aralarında yaş farkları var ve bir araya gelişleri daha uzun bir zamana yayılmış. Özellikle Ankara’daki Mavera ve Edebiyat dergileri süreci bu arkadaşlığa büyük katkı sağlamış.
Bu paragraf spoiler içerir ama küçük bir spolier: Dizide Cahit ve Zehra'nın imkânsız aşkı merkezde. Gerçek hayatta böyle bir aşk olmamakla birlikte, Cahit Bey'in iç dünyasındaki yalnızlık ve sonradan kurduğu aile hayatı daha ağır basıyor. Berat Hanım ile evliliğine Necip Fazıl Kısakürek vesile oluyor ve nikâh şahitliğini yapıyor. Dizide ise Cahit'in bu evliliğe pek sıcak bakmadığını, biraz "nazlandığını" izliyoruz.
Dizide Maraş şehri merkezde olsa da, aslında bu yedi adamın entelektüel üretimi daha çok Ankara ve İstanbul’daki dergi yazıhanelerinde gerçekleşmiş. Sağ-sol çatışması ise dizide aksiyonu artıran bir unsur olarak kullanılmış. Şairlerin gerçek hayatlarında bu tür sokak kavgalarıyla pek yakınlıkları yokmuş onlar daha çok kalemlerinin gücüyle tepki veren insanlar olmuş. Ki ürettikleri eserlerden de bunu biliyoruz.
Silahların ve kavgaların hüküm sürdüğü bu dönemde, şairlerimiz sayesinde kelimelerle nasıl bir dünya kurulabileceğini görüyoruz. Kudüs ve ümmet bilinci taşıyan sahneler, bize sadece kendimiz için değil, dünyanın diğer ucundaki mazlumlar için de dertlenmemiz gerektiğini hatırlatıyor. Hoş o dönemler bizim ülkenin de her bi yanı yangın yeriymiş... Dizide bazı sahneler aksiyonu artırmak için konulmuş. Lakin çiçek sinemasının bombalanması ve Kahramanmaraşta yaşanan kıyım acı bir gerçek. Tüm bunlar da oradan büyük bir göç olmasına sebebiyet vermiş zaten.
1970'ler Türkiye'si; sokak kavgalarının ve siyasi istikrarsızlığın zirve yaptığı, onlarca canın heba olduğu bir dönem... İşte bu kaosun içinde Yedi Güzel Adam "üçüncü bir yol" teklif ediyor: Ne Batı hayranı bir modernizm ne de köhneleşmiş bir gelenekçilik. Onlar, geleneği modern bir dille yeniden inşa etmeye çalışmış ve "Eylemimiz şiirdir," diyerek bu yolda yürümüşler.
Gerçekten okumak o kadar önemli ki bunu bir kez daha anladım. Siyasete hiçbir zaman tam olarak yakınlık duymadım. Kendimi apolitik olarak gören bir insandım. Ta ki bu diziye kadardı herşey. İlk defa Türkiye siyasetini oturdum ve büyük bir merakla araştırdım. Herşey gibi siyasetin de bir zamanı varmış anlamış oldum.
Sonuç olarak yedi güzel adam, sadece edebiyatçıların hayatını anlatan biyografik bir yapım değil aynı zamanda acıyla yoğrulmuş bir dönemin, sarsılmaz dostlukların ve kalemi silah belleyenlerin hikayesi olmuş.
Diziden geriye damağımda hem o zarif şiirlerin tadı hem de ülkemin kaybettiği gençlerin burukluğu kaldı.
Beni oldukça etkileyen bir şiirle ise gönderiyi bitirmek istiyorum...
Seçkin bir kimse değilim
İsmimin baş harfleri acz tutuyor
Bağışlamanı dilerim
Sana zorsa bırak yanayım
Kolaysa esirgeme
Hayat bir boş rüyaymış
Geçen ibadetler özürlü
Eski günahlar dipdiri
Seçkin bir kimse değilim
İsmimin baş harflerinde kimliğim
Bağışlanmamı dilerim
Sana zorsa yanmaya razıyım
Kolaysa affı esirgeme
Hayat boş geçti
Geri kalan korkulu
Her adımım dolu olsa
İşe yaramaz katında
Biliyorum
Bağışlanmamı diliyorum