Spoiler içeriyor
Bazı filmler için unutsam da tekrardan izlesem, deriz. Benim için Avatar, birçok kişinin yaşamak istediği bu hissin ilk deneyimiydi. O yüzden kendimi şanslı hissediyorum. Çocukluğumdan bölük pörçük bildiğim bu serinin hâlâ vizyonda olan son filmine gitmek için ilk defa adım…devamıBazı filmler için unutsam da tekrardan izlesem, deriz. Benim için Avatar, birçok kişinin yaşamak istediği bu hissin ilk deneyimiydi. O yüzden kendimi şanslı hissediyorum. Çocukluğumdan bölük pörçük bildiğim bu serinin hâlâ vizyonda olan son filmine gitmek için ilk defa adım attım Pandora'ya. Seriyi peş peşe bitirdim ve ardından yeniden izledim birkaç gün önce. Aslında buraya kadar söylediklerim, hakkında ne düşündüğümü belli ediyor ama yine de uzatacağım.
Ayaklarını kullanma yetisini kaybetmiş bir gazi olan Jake Sully'nin, uzayda bilimsel çalışmalar yapan ikizinin ölümüyle birlikte, devletin DNA uyumluluğundan ötürü uzaya gitmeyi teklif etmesiyle başlıyor olaylar. Bilmeyen yoktur artık diye düşünüyorum, ben yeniyim sadece.
Pandora, avatar bedenleri, Jake'in duygusal gelgitleri, ikilemleri, tercihleri, sonuçları ve Neytiri... Yani ne desem bilemiyorum gerçekten. Jake'in avatarı ile yaptığı yolculuklarla birlikte gerçek dünya algısını kaybetmesini şu an ben yaşıyorum. Allah başka dert vermesin, gerçekten çok zor. 😂
Üçüncü filminin de henüz taze olması, seriye gelen eleştirileri de şu an daha ele alınabilir kılıyor diye düşünüyorum. Hikayenin sürekli tekrar etmesi eleştirilerini şöyle cevaplamak istiyorum:
Bu seri hikayesiyle değil; görselliği, sunduğu dünya ve karakterleriyle sizi kendine bağlıyor. O yüzden Pandora'ya yolculuk yapıp maceralar yaşamak, günlük stresle savaşmaktan çok daha iyi bence. 👍🏻
Ayrıca Trump'ın Maduro'yu çekip alması ve Jake'in de askerlik coğrafyasının Venezuela olduğunu şöyle bir düşündüm, tesadüfler bir yana dursun bence sadece seri değil dünya da kendini tekrar ediyor.
Kendi dünyamızı geri dönüşebilir kılmaktansa başka dünyaları da yeni dünya yapmak şu an bile emperyalizm kancasının her an her yerde olduğunu gösteriyor bize. BM diplomasiyi işletemiyorsa, Naviler ve RDA arasında da bir diplomasi trafiği beklemek filmin de vurguladığı gibi kendini kandırmak. Gittiğin yeri kendine düşman hale getirip konuşlanmak da ayrı konu... Ama merak etmeyin, film fazlasıyla sistem eleştirisini yapıyor. 😃
Güncel bir yana dursun, filmin dini ve mitolojik retorikleri ince eleyip sık dokuması beni çok etkiledi. Navilerin Eywa ile kuruları aracılığıyla kurdukları saheylu, bugünün dinlerinin Yaratıcı ile kurduğu bağdan biyolojiyi hesaba katmazsak çok da farklı değil. Yerdeki toprağa bile bağlanarak Eywa'yı hissetmek, yani gerçekten etkileyici. Bu yüzden doğalarındaki vahşi hayvanları bile tehdit görmüyorlar.
Naviler için Pandora; yaşadıkları yer değil, Pandora'yla birlikte yaşıyorlar. Bize de kutudan bunun feyzini almak çıktı.
Bu denli evrensel, aynı zamanda kendime ayna tutan bir film serisi uzun zamandır izlememiştim.
Filmler birbirini tekrar ediyor, söylemlerini boş verin de rica ediyorum üçüncü filmini izlemeye gidin. Ben de sevdiğim birkaç replikle yorumumu sonlandırayım.
"Bu insanların ormanla kurdukları bu derin bağlantıyı anlamak zorundasın. O, bütün yaşayan her şey arasında tutunan bir enerji ağından bahsediyor. Ona göre her enerji sadece ödünç alınırmış ve bir gün onu geri vermek zorunda kalırmışsın."
"Pandora'nın ormanları birçok tehlikeye ev sahipliği yapar ancak en tehlikelisi ise, ona karşı giderek büyüyen bir sevgi beslemektir."
"Bu dünya, hayal edebileceğinden çok daha derinlere iniyor." ✨️